Windows 10 Güncellemeleri

Kategori:
Windows 10 güncellemeleri maalesef son zamanlarda can sıkıcı olmaya başladı. Güncellemeyi bana sormadan indirip kurma dememe rağmen, bazen indiriyor, kuruyor ve bilgisayarı yeniden başlatmak için geri sayım sayacı çıkarıp o süre dolunca (hep de bilgisayar başında olmadığım zamana denk gelir aksi gibi) yeniden başlatır.

Neden beni beklemeden yeniden başlatmak zorundasın ki?
O esnada yaptığım bir iş varsa, güle güle. Sonsuza kadar elveda. Microsoft'un gelecek güncellemelerde buna bir çare bulacağını düşünüyorum. Bütün aksaklıklarına rağmen, Windows 10'un bugüne kadar kullandığım en iyi işletim sistemi olduğunu söyleyebilirim.

Marmara Depremi Ne Zaman Olacak?

Kategori:
Kuzey Anadolu Fayı üzerindeki deprem göçünün, 1939 yılında doğuda başladığını duyduk hep. Bu, doğru ama eksik bir bilgi. Batıda, özellikle Sakarya'dan sonra birkaç parçaya ayrılan KAF'ın, 1939'da Erzincan'da başlayan hareketinden uzun yıllar önce büyük bir felaket beklenen Marmara Denizi'nde harekete geçtiği hep gözden kaçırılıyor. KAF'ın 1894 yılında İstanbul açıklarında / Yalova'da 7 büyüklüğünde bir kırık oluşturması, bunun ardından 1912 yılında Tekirdağ açıklarından Saros Körfezi'ne kadar gerçekleşen (ve 2014'teki 6,9'luk deprem ile batıya doğru devam eden) 7,4 büyüklüğündeki deprem ve son olarak 1963'te yine Marmara Denizi'nin içinde gerçekleşen 6,4 büyüklüğündeki deprem, çoğunlukla gözden kaçırılıp, Marmara Denizi'nde boydan boya gerçekleşecek 7,7'lik bir kırılmanın "reklamı" yapılıyor.
 
Marmara Denizi'nde geçmişte depremler oldu, gelecekte de olacak. İnsanlara burada deprem olmayacağını söylemek, onları aldatmak ve deprem mühendisliğine uygun yapılmayan binalarında ölüme mahkum etmekle eşdeğer. Diğer yandan, Marmara'da gerçekleşecek depremde İstanbul'un yerle bir olacağını, milyonlarca insanın öleceğini, şehre aylarca girilemeyeceğini, büyük yağmaların ve karışıklığın olacağını söyleyerek topluma korku salmak da, hem o topluma hem de akla ihanetten farklı değil.
 
Marmara'da kırığa neden olan 1894, 1912 ve 1963* depremlerinin (1912 depremi haricinde) nerede gerçekleştiğini ve ne uzunlukta bir kırığa neden olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Bu fayların periyodunu da tam bilmiyoruz. KAF için elimizde olan 250 yıllık periyodun, 1999 depreminin gerçekleştiği fay üzerindeki bir önceki depremin 1719 yılında gerçekleştiğini tarihsel kayıtlardan biliyoruz ve bu segmentin periyodu 280 yıl olarak karşımıza çıkıyor. Marmara Denizi'nin diğer ucundaki 1912 depremini geriye doğru aynı kayıtlardan incelediğimizde, karşımıza 1659 - 1354 ve 1082 yılları çıkıyor.** Bu da 253, 305 ve 272 yıl gibi ortalaması 276 yıllık bir periyod veriyor. İki ucu ortalama 280 yılda bir kırılan bir fayın, 250 yıl dolduktan kısa bir süre sonra kırılacağını, onun da bir uçtan diğerine olacağını beklememizi istiyorlar.
 
Marmara Denizi'ndeki fay, söylendiği gibi tek parça ise, neden 1894 ve 1963 depremlerinde tamamen kırılmadı? Bu fay, söylendiği gibi 1509 ve 1766'da tamamen kırıldıysa, 1556'daki depremde İstanbul neden büyük zarar gördü? 1766'daki depremlerde, mayıs ayında İstanbul açıklarında, ağustos ayında da 1912 yılında kırılan fayda deprem olduğu doğru ise, bu Ganos fayı neden ortalama 280 yıllık kırılma rutinine 1766'da prematüre bir deprem sıkıştırdı? 1766'daki depremlerden sonraki felaketi, 250 yıl sonra beklememiz gerekiyorsa, 1894 ve 1963'de neden Marmara Denizi'nde depremler oldu? Bu soruların cevaplarını net bir şekilde bulmadan, Marmara Denizi'nde gerçekleşecek deprem hakkında söylenecek çoğu şey, falcılıktan öteye gitmeyecek.

KAF'ın batıya doğru ilerleyen deprem göçünü incelerken, çoğu amatörün ve hayatını bu işe adamış deprem uzmanlarının en çok yanılgıya düştüğü konulardan biri, fayın en batısı ile en doğusunun tek tip bir hareket modeline sahip olduğu. Kuzey Anadolu Fayı, Arabistan levhasının Avrupa levhasına doğru ilerlemesi nedeniyle, Anadolu levhasını Avrupa levhasına doğru 12 - 13 milyon yıl önce sıkıştırmaya başlamasıyla meydana geldi. Fayın Tokat ile Erzincan arasındaki doğu kesiminin jeolojik yaşı, Anadolu'nun bu hareketine başladığı süreye denk olduğu için, oradaki küçük / tali faylar zaman içinde tek bir faya dönüşmüş ve kırıldığı zaman tek bir doğrultuda, daha uzun kırıklara ve daha büyük depremlere yol açmakta. Batıda ise, daha genç fayların jeolojik yaşı ortalama olarak 8 milyon yıl olduğundan, doğudaki büyük, yıkıcı ve uzun süreli depremlere pek rastlanmamakta. Dolayısı ile, Tokat'ın batısında, özellikle de Bolu - Ege Denizi arasında 7,9'luk Erzincan depremine yakın bir depremin gerçekleşmesi, en azından önümüzdeki birkaç milyon yıl için mümkün değil.***

Yukarıda yazdıklarım, İstanbul'da deprem olmayacağı veya zararsız, küçük depremlerle bu felaketi atlatacağımız anlamına gelmiyor. Marmara Denizi'nde mutlaka deprem olacak. Bundan kaçış yok. Bilimin, son 20 yılda Marmara Denizi'nde yapılan onca araştırmaya rağmen, bu konuda henüz net bilgi veremediğini ve halkı asılsız verilerle korkutmanın / rahatlatmanın, onların hayatına mal olabilecek kadar tehlikeli bir iş olduğunu anlatmak istedim.
 
Yapılması gereken, yarın deprem olacakmış gibi hazırlanmak ve depremi hayatımızın bir parçası haline getirmek. aksi takdirde, 6 büyüklüğünde bir depremde bile, onbinlerce insanımızı kaybetmemiz işten değil.

* 1963 yakın bir tarih olsa da, o dönemde Marmara'daki faylara dair İhsan Ketin'in araştırmalarından ve önceki kısıtlı araştırmalardan fazlasını bilmiyorduk.

** Cenk Yaltırak, Bedri Alpar, Yıldız Altınok (Aktif Tektonik Araştırma Grubu Altıncı Toplantısı (ATAG-6) MTA Genel Müdürlüğü)

*** Maximum Earthquake Magnitudes Along Different Sections of the North Anatolian Fault Zone

Megathrust Earthquake

Kategori:
Yeryüzü, değişik levhalardan oluşuyor ve bu levhaların her birinin kesiştiği noktada, çoğu zaman büyüklüğü 8,5+ olan depremler meydana geliyor. Bu depremlere de, "Megathrust Earthquake" adı veriliyor.
2004 Hint Okyanusu Depremi - Bir Megathrust Depremi

Sismoloji alanında çoğu terimin Türkçesi mevcut olsa da, megathrust kelimesi çevrilmemiş. Levha tektoniği uzmanları şüphesiz böyle kullanmakta sakınca görmüyordur ama yerelleştirmeye meraklı bir insan olarak bu kavramı Türkçe açıklayabilecek bir kelime düşünüyorum bir süredir.

Bulduğum zaman burada da paylaşacağım.

Kendi işimi kurmalı mıyım?

Kategori:
Cumartesi akşamı, barda içerken kafa dengi arkadaşlarınızla bu muhabbeti yapacak beyaz yakalılardan birisiniz. Eminim bundan. Bu işin oluru var mı diye, Google’dan araştırma yapacaksınız ve şans eseri bu sayfayı göreceksiniz. Okuyun ve arkadaşlarınıza anlatın, çünkü anladığım kadarıyla haftada 5 gün çalışmak, arada mesaiye kalmak, her yıl seçtiğin tarihlerde izin kullanmaktan yorulup kendi işinizi kurmaya niyetlendiniz.

Size kötü bir haberim var: En iyi ihtimalle cumartesi günleri, en kötü ihtimalle haftada 7 gün, 10 – 12 saat arası çalışmayı göze almak zorundasınız. Efendim? “İşimin sahibiyim, istediğim zaman tatile çıkarım” mı? Nah çıkarsınız. En az 10 – 20 yıl, önce hayalini kurup sonra gerçekten kurduğunuz o iş için yaşayacaksınız. Siz ona değil, o size sahip olacak. Bütün yatırımınızı kendinize ve ailenize değil, işinize yapmak zorunda kalacaksınız. Evinizin yolunu unutacak, eve dönüp eşinizle karşılaştığınızda “bu kimdi yahu?” diye düşüneceksiniz. Çocuklarınız hastalandığında hastaneye bile götüremeyecek, veli toplantılarına katılamayacaksınız. Bekarsanız üzülmeyin, veli toplantılarına katılabileceğiniz çocuklarınız olmayacak çünkü sosyal hayata ayıracak vaktiniz kalmayacak. Hayatınız çoğu zaman sadece birkaç lira daha fazla para kazanmak için debelenmekle geçecek. Ne sinemaya gidebileceksiniz, ne de arkadaşlarınızla bir yerde oturup bir şeyler içebileceksiniz. Akşamları yorgun, sabahları uykusuz olacaksınız, yorgun olmadığınızda da canınız kendiniz için bir şeyler yapmak istemeyecek.

Yaptığınız işe göre akşamları aldığı sigara ve ekmeğin parasını iki aydır ödemeyenlerden (mahallenin yarısı olur bu da), milyon dolarlık iş makinesinin parasını ödemeyip bir de üzerine sizi tehdit edecek müteahhitlere kadar geniş bir yelpazede alacaklılarınız olacak. Siz de ödemelerinizi yapamayacak, yeri geldiğinde haciz memurlarına rüşvet vermeye kalkacak, yeri geldiğinde de tehdit edileceksiniz. Öyle bir zaman gelecek ki, bu döngüden kurtulamayacak, yıllarca uğruna gecenizi gündüzünüze kattığınız, ailenizden bile çok vakit ayırdığınız o rüya işi daha fazla yürütemeyeceğinizi anlayacak ve kepengi indirmek zorunda kalacaksınız. Şansınız varsa sadece alacaklarınızı alamadığınızla kalırsınız, şansınız yoksa milyonlarca liralık borcu, üstelik işsiz kalmış halinizle nasıl ödeyeceğinizi düşünerek saçlarınızı döker, stresten bin türlü hastalığın pençesine düşersiniz. Bozulan aile hayatınız da cabası.

Her girişim böyle mi sonuçlanacak? Herhalde başaran, çok para kazanan ve kendine vakit ayırabilenler vardır, ama büyük çoğunluğunuz bu akıbete sürükleneceksiniz. Üstelik, düzenli bir iş, haftada beş gün çalışma ve senede bir ay tatili beğenmediğiniz için. Okumuş, hayata “gelen ağam giden paşam” dışında net bir bakışı olan, yıllar içinde geliştirdiği özel zevkleri olan bir insansanız, ofis / plaza ortamından ne kadar şikayetçi olursanız olun, kenara ayırdığınız parayı ticaret gibi asla size göre olmayan bir işte batırmayın. Hayatınızı mahvetmeyin! Bırakın hayatı para kazanmaktan ibaret gören, her türlü çakallığı yapıp üste çıkmayı kendine hak sayan, kırk yıl denize girmese umurunda olmayacak kendi küçük – cüzdanı büyük tipler yapsın ticareti. Bırakın da onlar kursun kendi işini ve başarılı olsun.
Sizin bir hayatınız var, onu yaşayın.

Hayat, bir inat uğruna harcanmayacak kadar değerli.
Kategori:
İyi günler.