Merhaba! Bu dipsiz bilgi kaynağına henüz üye değilsiniz galiba. Sitemizin bütün özelliklerinden faydalanabilmek için sadece 5 saniyenizi ayırarak ücretsiz kayıt olmaya ne dersiniz? Haydi, bu dipsiz kuyuya şimdi siz de atlayın!AğabeyBenim işimde değil
Ama insanların, yazıya dökerek olanı biteni, kelimeler arasında soluk alırcasına aktarması, iyi oluyor
Benim işim değil diye yazmışsın
Oysa ki yaşamış olduklarından ne çok hikayeler yazabilirsin
Yazmanın insanı rahatlattığı düşüncesindeyim
Terapi denilen olay buysa, budur
En azından ekonomik ağabey
Tabi ki o konularda eğitim görmüş olanların hakkını yememek gerekir
Ama bir soluk alabilmek ise ki bana göre böyle,bence mantığı çok yanlış olmayan bir düşünce olarak görüyorum
![]()
Eminim ki etrafında yaşamış olduklarından,bir çok şeyler çıkartabilirsin![]()
Seslenebilirsin ama adını koyamazsın
Deep bile senin gibi düşünmüşOysa kendisi de yazabilir
Ben burada bir çok insanın yazabileceğine inanıyorum
![]()
Seslenebilirsin ama adını koyamazsın
Haklısın elbette her bireyin yaşamında hikayeleştirebileceği bir sürü anısı olmuştur iyisiyle kötüsüyle ama onların yazılımla ifade edilmesi bence yetenek işi
Şimdi ben alsam kalemi başlasam Avustralya'dan çıksam Japonya'dan yada girsem Trabzon deplasmanından veya Saraçoğlu macerasından oda olmassa girsem Üsküdar çocukluğumdan çıksam şimdiki yaşlılığıma harmanlasam içinde ergenlik,bekarlık,evlilik vs vs
Bunların anlatımı anlatım olmalı bunlar okuyana birşeyler vermeli bunun yoluda bana göre yetenek ve eğitimin karışımı
Amatörce olanıda bu tadı zaten vermez bana göre hatta veremez diyebilirim![]()
Peki ağabeyBelki de zaman konusunda sıkıntı yaşıyor olabilirsin
Ya da senin gibi düşünenler de yaşıyor olabilirler
Sanırım engel olarak bunu gösterebilirim
Bu konuda da hak verebilirim
Ama yetenek konusu sanki,aşamayacağın yosun tutmuş duvar gibi görünüyor
Hani biraz gerilse bedenin, gözlerinle o yosunlu duvara yoğunlaşmış olsan atlayacaksın
Ama o eylemi yapmak, kendi içinde bile olumsuzluk taşıyor
![]()
Seslenebilirsin ama adını koyamazsın
Fakir Baykurt’un Öykü Anlayışı / Mevlüt Asar
Öykünün ne olduğu ya da olması gerektiği konusundaki tartışmalar bitmiş değilGerek Türkiye’de gerekse dünyada sürüp gidiyor
Kimi yazarlar öykünün toplumsaldan, siyasa'dan soyutlanamayacağı, insanı ve gerçekliği toplumsal bir bakışla yansıtması gerektiği tezinde ısrar ederken; insan-toplum ilişkilerini önemsemeyen, yaşamdan, mekan ilişkisinden kopuk, soyut bir öykü anlayışı da bir karşı tez olarak karşımıza çıkıyor
![]()
Daha çok romanları ile tanınan Fakir Baykurt, kendisini yalnız bir romancı değil aynı zamanda bir öykücü olarak görmüştürAlmanya’daki yaşamdan süzerek yazdığı öykülerin sayısı oldukça kabarıktır
Fakir Baykurt, sadece yazmakla yetinmemiş yazın sanatının teorik sorunları ile de ilgilenmiş; düşünceler ve kendince tezler geliştirmeye çalışmıştır
Edebiyat Kahvesi’ne üye olan arkadaşları öyküye yönlendirmek için özel bir çaba harcamış, yalnız Almanya’dan değil Tüm Avrupa ülkelerinden genç yazarların kendisine gönderikleri öyküleri okumuş, önerilerde bulunmuş; düzeltmeler yapmış hatta kitaplara önsözler yazmıştır
Bu bağlamda Almanya’da Türkçe yazan bir çok genç yazar üzerinde etkili olmuştur
![]()
Bu bakımdan da onun öykü anlayışı üzerinde tekrar durmak ve konuşmak, Almanya’daki öykücülüğümüzün ileriye yönelik bir bilaçosunu çıkarmak anlamına gelmektedir![]()
Bilindiği gibi Fakir Baykurt, gerçekci daha doğrusu toplumsal gerçekci bir yazardırO, yapıtlarıyla gerçeği yansıtmaya ve gerçekliği edebiyat yoluyla değiştirmeye çalışmıştır
Ancak onun gerçekciliği hiç bir zaman kaba ve ideolojik bir gerçekcilik olmamıştır
![]()
Fakir Baykurt'un, yazınsal yaratısının kaynağı yaşamın gerçekliğidirÖykü ve romanlarında ,toplumsal yaşamı, insan ölçeğinde tarihsel boyutu ile yansıtmaya önem verir
Burada kastedilen yaşamsal gerçeklik, bizzat yaşanılan, bire bir gözlemlenilen ile sınırlı değildir
Bu konuda kendisi şöyle söyler:
"Sanıyorum hiçbir zaman bir öykü, bir roman, bir tiyatro eseri sadece gözlemlerle, sadece yaşanmışa yaslanarak oluşmazBir ölçüde onun içerisinde bizim düşlem dediğimiz bir hayal, bir gerekenin yaşantı dışı kaynaklardan, mesela hayal gücünden gelerek bu roman planına, öykü planına girmesi lazımdır
Ben de öyle yapıyorum
Gerçeği roman yahut öykü konusu olarak seçip önüme koyduktan sonra onu geliştirici gözlemler, incelemeler hatta okumalar yapıyorum
Geziler yapıyorum, birtakım insanlarla gidip konuşuyorum
Bu ne demek? Bu tabi hayatta yakaladığım o ilk kararı bana verdiren malzeme yetmez, onu geliştiriyorum
Gerçeklerle geliştiriyorum, hayallerle geliştiriyorum
''
FBaykurt'a göre öyküde, romanda olduğu gibi kimi zaman bir olay vardır, ama öykünün konusu herzaman insandır
Öykü, insanı anlatırken günceli aşıp tarihsele varan toplumsal, siyasi durumları yansıtır
Ancak o bir belge değildir, ama belgeden daha iyi kanıtlar
Bu anlayış, Almanya'da yazdığı öykülere de yansır
Birçok öykünün arka planında da Alman ya da Türk toplumumuna ve onların tarihine ilişkin ipuçları vardır
![]()
FBaykurt, genel geçer bir öykü tanımı yapmaktan kaçınmış, yaptığı tanımlamaları da sonradan değiştirmiştir
Ona göre öykü herşeyden önce ''kısa'' bir anlatıdır
Öyküde ''teklik'' vardır
Yani tek bir olay, neredeyse tek bir kişi, tek bir durum, dar bir zaman kesiti vardır
Bu anlayış onun öykülerinin başlıklarına da yansır
Çoğu kez kahramanın adı ya da anlatılan olayı/durumu tanımlayan sözcükler öykülerine başlık yapar
![]()
Baykurt'un öykü kaynaklarından biri de kitaplar, yani okuduklarıdırO, okuyarak da yazabilen bir öykücüdür
Sık sık, tekrar tekrar okuduğu öykücüler arasında şu isimleri sayabiliriz: O; Henry, Maksim Gorki, Heinrich Böll, Çehov, Hans Bender, Sabahattin Ali, Sait Faik, Samimim Kocagöz, Orhan Kemal, Muzaffer İzgü, Osman Şahin, Bekir Yıldız
![]()
Ancak onun asıl 'esin kaynağı' hayattır ve dünyaya hep bir öykücü gözüyle bakarO bir öykü 'avcısı'dır
Seçip avladığı konuları kafasında yıllarca taşıyıp, yoğurur ve doğurup yazar
Yazdığı öyküleri de kolay kolay beğenmez, ''Yazdığım öyküleri kimi zaman çok sevdiğim olmuştur; kimi zaman ise yüzlerini görmek istemem
Ya bir ayrıntı eksiktir
Ya bir sözcük'' der
Yeni baskıları yapılacağında öykülerini kaç kez yeniden gözden geçirdiğine bizzat tanık oldum
![]()
Fakir Baykurt, öykü yazarken ve öykü üzerine düşünürken, farklı öykü anlayışlarının olduğunun bilincindedir''Short Story International'' dergisinde yaşıtı John Updike'nin; ''Sigara yakmak için karanlıkta bir kibrit çakılır, bir yüz aydınlanır, sonra kibir söner, yüz kaybolur; işte öykü odur
'' şeklindeki öykü tanımlamasına karşı çıkar, bunu çok yüzeysel bulur
Çünkü böyle bir tanım, onun bir dönemin siyasi, toplamsal yüzünü , yüzün ardındaki devingen yada denimsiz kişiliği, ruh halini yakalamaya çalışan öykü anlayışına ters düşmektedir
![]()
FBaykurt'a göre sanatın/sanatcının derdi görünenin ardındaki görünmeyeni yakalamaktır
Aslında, öykü şudur, budur diye tanımlama yapılmasına karşı çıkar, ona göre öykü sınırlarla çevrilemeyecek, özgür bir edibi türdür
''Öykü üstüne konuşalım, tartışalım ama, tanım getirmeye, kural koymaya kalkmamalı, öykünün özgürlük alanını daraltmayalım
''der
![]()
Baykurt'un kısa öyküye bakışını, bu türe olan tutkusunu kendi yazdıklarından aktaralım:
'' Öykü için yıllar önce 'Bir oturuşta yazılır, bir oturuşta okunur' demiştimŞimdi, "bir oturuşta yazılmış sanısı verir" diye düzeltmek istiyorum
Yıllarca kafada gezip dolaştıktan, egirilip büküldükten sonra yeniden elden geçirilir, özleşir
Dili ballanır, dokusu canlanır: siire en yakın, kimi zaman şiirin ta kendisi olur çıkar; öyle bir türdü o!
Tıpkı büyük bir roman gibi küçük bir öykü ile de bir yurt, bir toplum, bir dönem bütün toplumsallığı ile yansıtılabilir"Ummadık taş baş yarar" sözü en çok küçük öykü-ye yakışır
Burada Samım Kocagöz'ün "Emekli" sini örnek gösterebilirim: Pazarda, bir elinde filesi, portakalları sorar, bir eliyle cebini yoklar
İyi, güzel portakallar
Elmaları sorar, cebini yoklar
İyi, güzel elmalar
Yürür, cebini yoklar
Hepi topu 98 sözcüklü, "vignette" denilen türden küçük bir öykü
Ama damlanın içinde derya
Yoğunlaşmış, bil-lurlaşmış, has şiir gibi damıtılmış, az ile özü söyleyen tür!
Her yerde, her koşulda, yolculaklarda hile yazılabilir, okunabilir derlerÖyle göründüğüne bakıp kimse aldanmasın
Okunmasına karışmam, tuvalette bile okuyorlar şimdi, ama yazılması ayık kafa, dolu gönül, hepsinden de önce zaman ister
Eskiden biri demiş ya, 'Sevgilim, fazla vaktim olmadığı için sana bu mektubu uzun yazdım!'
Küçük öykü vardır, büyük öyküden daha çok zaman ister, hem de dayatır alırKüçük göründüğüne bakıp aldanmasın kimse
Serçe nasıl kartalın küçüğü değilse, öykü de romanın küçültülmüşü değildir
Onun konuları genişletilip roman olmaz
![]()
Öyküde ustalaşıp romana geçilir diye bir kural yokturDaha iyi öyküler yazabilmek için, büyük bir sevda ateşinde pişmeyi göze almak gerekir
![]()
Roman gibi apayrı, başlıbaşına bir türdür öyküÖnemli olan şu tür bu tür değil, sanat gücüdür
Sinemadan, radyodan sonra yüzlerce kanallı ak camda, çalma çırpma yoluyla, hem de binlerce örnekle, her gün boy gösteren küçük öykü, varlığını sürdürüyor
![]()
Küçük öykü!
Dünyada endüstrileşme başladıktan sonra tarih sahnesine daha canlı ayak basan işçi sınıfı ile birlikte serpilen şanlı, güzel tür! Yazarlığımı her oturuşta sınava çeken çetin uğraş! Selam, hem de bin kez selam sana!''
Mevlüt Asar
Seslenebilirsin ama adını koyamazsın
Orhan Kemal'den üç öykü - üç kadın - üç yaşam: Sorunlarına ve çözümlerine dilbilimsel bir yaklaşım : Aysu Erden
GiRİŞ
Yazar öyküsünü oluştururken, öykü dışındaki gerçek dünyada var olan ve herkesin bildiği gerçekleri oldukları gibi öyküye aktarmazOnları düş gücünün yardımıyla geliştirerek aktarır
Yazarın görevi, gerçekleri, onlara sürekli gönderimde bulunarak okuyucusuna iletmektir
![]()
Dilin gerçekleri yansıtması konusunda iki tür ikili karşıtlıktan söz etmek olasıdır:
1Dil/Dış Dünyadaki Gerçekler
2Öykü Dili/Gündelik Dil
Düzenli dilbilgisi kurallarıyla oluşturulan gündelik dil ya da bilimsel metinleri oluşturan dil kullanımları dış dünyadaki gerçekleri belirli bir ölçüde oldukları gibi yansıtabilirlerAncak öykü yazarı öykü metnini oluşturan kurmaca dili (fictional language) kullanırken aşağıda sözü edilen konularla ilgili kimi kararlar vermek durumundadır
Bu kararlar şöyle özetlenebilir:
1- Yazar ileteceği bilginin miktarı konusunda karar verecektir![]()
2- Yazar ileteceği bilginin türü konusunda karar verecektir![]()
3- Yazar ileteceği bilgiyi nasıl düzenleyeceğine karar verecektir![]()
Bir yazarın öyküsünde kullandığı kurmaca dili incelerken ya da onun biçemini saptarken, araştırmacı/okuyucunun öykü dilinin düşünsel işlevini göz önünde bulundurması gerekmektedirHalliday, öykü dilinin düşünsel işlevinin (1) yazarın dünya görüşünü yansıttığını, dolayısıyla da söz konusu dil kullanımının öykü yazarının gerçek dünya ile ilgili bakış açısını, bilgi birikimi ve deneyimlerinden oluştuğunu belirtmektedir
Halliday'e göre öykü dilinin düşünsel işlevi, aynı zamanda (2) yazarın iç dünyasının dışa yansımalarını, dış dünyadaki gerçeklere karşı geliştirdiği tepkileri, onları algılama biçimlerini, bilişselliğini, dili yazın alanında kullanma ve anlama yetilerini de kapsamaktadır
Kısacası, yazarın öyküye özel dil kullanımı onun dünya görüşünü ve ideolojisini yansıtır (Halliday, s: 58-59)
![]()
AMAÇ
Dış dünyadaki gerçekleri, halkın içinden geldikleri için, daha yakından izleyip gözlemleyen, 1940 kuşağı gerçekçi öykücülerinden biri olan Orhan Kemal'in, söz konusu gerçekleri yazdığı öykülerin diline nasıl yansıttığını daha iyi anlayabilmek için onun öykülerini yazdığı dönemin genel özelliklerine kısaca göz atmak yararlı olacaktır![]()
1940'lı yıllar, gerçekçiliğin Türk öyküsünde egemen bir sanat anlayışı olarak yerleştiği bir dönemdirAslında bu dönem ırk üstünlüğüne dayalı bir toplum düzeninden yana olanlarla, sömürünün ve eşitsizliğin ortadan kalkmasını isteyenler arasında çatışmaların baş gösterdiği bir dönemdir
1939 - 1946 yılları arasında yukarıda sözü edilen düşüncelerden ikincisinin temsil edildiği ve "sanatın toplumsal işlevinin savunulduğu" Ses, Yeni Ses, Yeni Edebiyat, Hamle, Yurt ve Dünya, Gün, Ant, Söz gibi dergilerin çıkarıldığı dönemdir
1940 kuşağı adıyla anılan ve eserlerinde, o dönemin edebiyatına egemen olan savaş karşıtı düşünceleri yansıtan Halikarnas Balıkçısı, Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar ve Orhan Kemal gibi öykücüler bu dönemde belirmişlerdir
" Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki kurtuluş ve bağımsızlık coşkusunu yaşamış, yeni bir toplum yaratma düşüncesini benimsemiş" bir kuşaktan oluşan ve " yaşları yirmiyle kırk arasında değişen bu sanatçılar, belli bir ideolojiye bağlanmasalar da çağdaş düşünceyle beslenmişler, dünyada olup bitenleri yakından izler olmuşlar, halkın içinden gelmişlerdir" (Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, s
591)
![]()
Orhan Kemal (1914 - 1970) 1940 yıllarından itibaren yayınladığı öykülerinde "romanlarına oranla, daha yalın ve çarpıcı bir gerçekçilik anlayışından yola çıkarIrgatların, gündelikçilerin, çırak ve işçilerin yaşamını insancıl bir sevgiyle yansıtırken, toplumsal, giderek ekonomik çelişkileri de göz ardı etmez
Sömürünün, kırsal kesimde ya da sanayi kesiminde olsun, ağa - patron baskısının yol açtığı dramları sergiler
Popülizme sapmadan kentin kenar mahallelerinde oturan emekçi halkın günlük yaşamını, özlem ve düşlerini kendine özgü bir duyarlılıkla anlatır
Ne var ki, dil beğenisi, biçim kaygısı, bu duyarlılık yüzünden ikinci planda kalmıştır hep" (Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, s
624)
Orhan Kemal, öykülerinde ve romanlarında, " güç yaşama koşulları içindeki küçük insanları, onların geçim sıkıntılarını canlandırır
Ancak sanat anlayışı yalnızca tanıklık etmeyi değil, halkın daha iyi bir yaşama ulaşmasına yardımcı olacak uyarıcı, yönlendirici bir gerçekçilik yolunu izlemiştir
Gurbetçilerin İstanbul'daki yaşamından kesitler vererek
köylülerin, ırgatların, küçük el sanatlarıyla uğraşanların, küçük memurların
kadınlarla, genç kızlar ve çocukların serüvenlerini ele alan
kenar mahallede yaşayan, kendi toplumsal konumlarından daha geriye itilmiş ailedeki kadınlarla ilgili" eserler yazmıştır (Büyük Larousse, cilt 17, s: 8880)
İstanbul gibi büyük kentlerdeki küçük insanların sorunlarını işleyen ve gerçekçi edebiyatımızın önde gelen yazarlarından biri olan Orhan Kemal, "diyaloglara dayanan yalın anlatımı ve olay örgüsüyle kimi zaman senaryo tekniğine yaklaştı" (Büyük Ansiklopedi, Cilt 12, s: 4393)
![]()
Bu araştırma, öykülerinde, dış dünyadaki gerçekleri en yalın ve doğru biçimleriyle yansıtmayı amaçlayan Orhan Kemal'in, Çukurova'dan ayrılıp İstanbul'a yerleştikten sonra bu büyük kentteki marjinal kesimlerde yaşayan üç ayrı gerçekçi marjinal kadın tipini üç öyküsünde nasıl ele aldığını, yazınsal dilbilimin önerdiği kimi kuram ve yöntemlerden yola çıkarak incelemeyi amaçlamaktadır![]()
YÖNTEM
Orhan Kemal'in İstanbul'da yaşayan ve marjinal kesimin temsilcilerinden olan üç ayrı kadının yaşamlarından birer kesiti de ele aldığı ve "İstanbul'da kadın" ile ilgili kişisel gözlemlerine dayandırdığı Yerli Turist, Yaşlı Kadın ve Marilyn adlı öyküleri, Renkema (1993) tarafından belirlenen ve öyküdeki küçük ölçekli yapıların birbirleriyle olan ilişkilerini ele alan metinsellik kıstasları ile, Salkie (1995) tarafından önerilen, öyküde büyük ölçekli yapılar konulu yöntemler doğrultusunda ele alınacaktırSöz konusu yöntemleri aşağıdaki şekilde özetlemek olasıdır:
Renkema (1993) metinsellik olgusunu aşağıda belirtilen kıstaslara göre sınıflandırmaktadır:
A) Bağlaşıklık (Cohesion)
B) Bağdaşıklık/ Büyük Ölçekli Yapılar (Coherence)
C) Amaç (Intentionality)
D) Kabul edilebilirlik (Acceptability)
E) Bilgilendirme (Informativeness)
F) Durumsallık (Situationality)
G) Metinlerarasılık
Salkie (1995) öyküde büyük ölçekli yapıları dört ana bölümde toplamaktadır:
(a) Arka plan (Background)
(b) Sorun (Problem)
(c) Çözüm (Solution)
(d) Değerlendirme (Evaluation)
Bir öyküdeki her hangi bir öğenin yorumu kimi zaman aynı öykünün içinde bulunan bir başka
öğeye gönderimde bulunularak, kimi zaman da öykü dışındaki gerçeklere dayandırılarak gerçekleştirilebilir (Renkema, 1993: 36)Bu durum, Orhan Kemal'in söz konusu öykülerinde şu şekilde ortaya çıkmaktadır:
A) Bağlaşıklık, öyküdeki bir öğenin bir başka öğeye bağımlı olarak yorumlanmasına işaret etmektedirDiğer bir deyişle, öyküyü oluşturan sözcük, sözcük öbeği ve tümceler arasında nedensellik, zaman uyumu, eşanlamlılık ya da zıt anlamlılık ve gönderimsel ilişkiler gibi bağlantılar kurulması yollarının incelenmesini ele alır
Öykülerini çoğunlukla basit tümcelerle yazan ve çoğunlukla diyalogları kullanan Orhan Kemal, özellikle diyaloglarda konuşmacılar arasında birbirini tamamlayan konuşmalara yer vermektedir
![]()
Örnek 1: - Bu devirde dedi kız evladı mı![]()
Genç kız şimşek gibi döndü:
- Düşman başına değil mi ? Ben de aynı kanaatteyimBu devirde anlayışsız, cahil anneler sahiden düşman başına ! (Kemal, Marilyn: 293)
Yukarıdaki örneğe bakıldığında annesinin sözlerini kızının tamamladığı, dolayısıyla da yarım bırakılan tümcenin uyumlu bir şekilde tamamlandığı görülmektedir![]()
Örnek 2: - Yook, gelinime laf yok! O olmazsa![]()
- Oğlun vurur gözünü mü çıkarırdı?
- Allah ikisinden de razı olsun![]()
- Gözünü morarttıkları için mi?
- Gelinimin suçu yok !
- Oğlun demek ? Hayırlı evlatmış(Kemal, Yaşlı Kadın: 207)
Örnek 2'de yaşlı kadının kullandığı şart tümcesi otobüs yolcularından biri tarafından tamamlanmaktadırBu durum diyaloğun daha sonraki bölümünde de sürdürülmekte ve anlam bütünlüğü sağlanmaktadır
![]()
Örnek 5'e bakıldığında "Erkek gibi" sözcük öbeğinin tekrarlandığı ve öykünün giriş paragrafları arasında ilişki kurulduğu görülmektedirÖrnek 12'deyse tekrarlanan birimler (kocası, nasıl anlatmalıydı, İstanbul) tümceleri birbirlerine bağlanmakta, paragrafın içinde uyum sağlanmaktadır
![]()
B) Bağdaşıklık, öykünün öykü dışı gerçeklere gönderimde bulunularak yorumlanmasına işaret eder, çünkü yazarın öykü içinde verdiği bilgiler özel bir düzene göre sıralanır ve öykünün yorumlanması yazarın ve okuyucunun dış dünya gerçekleriyle ilgili bilgi ve beklentisine dayandırılır
Öyküler, yazar ve okuyucunun belki de bilinçli olarak farkında olmadıkları kimi bilgi dizgelerinden oluşurlar
Bu dizgelerden birisi de Salkie'nin (1995) önerdiği ve dört aşamadan oluşan arka plan, - sorun - çözüm -değerlendirme dizgesidir
(91) Bu dizge, Orhan Kemal'in kadın konusuna değinen üç öyküsünden alınan bölümlerde şöyle örneklendirilebilir:
(a) Arka plan: Öyküde yer alan zaman, mekan ve kişileri içerirOrhan Kemal'in üç öyküsünde de zaman ve yer 1940'lı yılların İstanbul'udur
Baş kişiler ise İstanbul'da yaşayan üç marjinal kadındır
Üçü de varlıklarını kendi yaşam felsefeleri doğrultusunda büyük kentte sürdürmeye çalışmaktadırlar
Orhan Kemal, o dönemin İstanbul'unun yollarında gözlerine takılan bu kadınları, okuyucusuna, öykülerinin girişlerinde şöyle tasvir etmektedir:
Örnek 3: Bir kadın, yaşlı ufak, kırış kırışDurağın kaldırımına çömelmiş
Kalkmak için davrandı,
olmadıYeniden daha üstün bir güçle yekinip kalktı
Otobüse binecekti besbelli, titreyen kupkuru eliyle elektrik direğine tutundu
Her halinden belliydi otobüse bineceği
Duraktaki bir genç yardım etti
Otobüstekiler de damarları fırlak kupkuru ellerinden çekip otobüse aldılar
Yer verdiler
Oturdu
Ayakta dikilmekte olduğum yerin tam karşısındaki koltuğa oturmuştu
Sağ göz kıyıları çepeçevre mordu, mosmor
Karaları hayli ağarmış gözleriyle çevresine korkuyla bakıyordu
Belliydi ki pek göremiyor
Korkaktı
Yenilmişti
Bitikti
Bu dünyada kendini misafir saydığı belliydi her halinden
(Kemal, Yaşlı Kadın, s: 205)
![]()
Örnek 4: Beli kocaman fiyonklu, bebe yakalı, karpuz kollu pembe elbisesi içinde dehşetli
mağrurduAğır ceza mahkemesinin kapı kenarına sırtıyla dayanmış, alnına dökülen bir tutam saçı, arada başının sinirli bir hareketiyle arkaya atıyordu
![]()
Göğsü vaktinden evvel gelişse bile, boyu omuzları ufacık ayaklarıyla, çocuktuYalnız gözleri
Yanı başında iki gözü iki çeşme annesini kayıtsızlıkla dinlerken, tatlı ela gözleri arada yanındaki arkadaşlarına dönüyor, gururlu gururlu gülümsüyordu
Üç arkadaşının üçü de hemen hemen onun gibi giyinmişti
Ona gıptayla bakıyorlardı
Oysa, kahramanlığını müdrikti hani
(Kemal, Marilyn, s: 292)
![]()
Örnek 5: Gerçekten de "Erkek gibi" yürüyordu kadın!
Sırtında astragan manto, ayaklarında rugan iskarpinler, elinde rugan çantaMevsim Mart ortaları
Yukarıda gri kalın bulutlar, hava da ayaz kesiyordu
Dağ gibi delikanlılar paltolarına sarınmışlar, kaşkollerini çenelerine çekmişlerdi
![]()
![]()
"Erkek gibi" yürüyordu kadın!
Sırtındaki manto kalındı ama, o kadarKahverengi astragan mantonun altında gül kurusu incecik ipekliden bir elbise, yakası taa yüklü memelerinin neredeyse uçlarına kadar açıktı
Vız geliyordu Mart ortalarında gri keskin ayazı
Az önce yanından geçerken "Ulan erkek gibi karı be!" diyen hamalların hakları vardı
Rüzgarlaşmış buz gibi havayı, Mart ortalarının gri havasını göğüsleye göğüsleye yürüyordu
Durdu bir ara
Yorulmuş muydu? Belki
Ama daha çok laf olsun diye yanından geçmekte olan arabaya seslendi
![]()
- Taksi!
Şoför kuvvetli bir frenle durdu![]()
Genç kadın arabaya girdiHarman paketinden bir sigara yakışı vardı
Şoför kesilivermişti
O da az önceki hamallar gibi kendi kendine "Ulan erkek gibi karı be!" diye geçirdi
"Aşk olsun kızım, helal olsun bu yollar !" (Kemal, Yerli Turist, s: 103)
(b) Sorun öyküde verilen zaman dilimi ve yerde ortaya çıkar, bir eksiklik, engel ya da düzeltilmesi zor bir çelişkiden doğarÖykülerin baş kişileri olan kadınlar aslında beklentilerine ulaşamamış, düş kırıklığına uğramış, mutsuz ve toplum dışına itilmiş ve üç farklı yaş grubundan gelen kadınlardır: Marilyn 13 yaşındadır, Yerli Turist muhtemelen 25-30 yaş grubundadır, yaşlı kadın ise 80'lerindedir
Orhan Kemal bu kadınlarla İstanbul'un farklı kesimlerinde karşılaşmış ve sorunlarına bir an kulak kabartmıştır
Yazar onların sorunlarını İstanbul'la ilgili kendi bilgi, görüş ve beklentileriyle de birleştirerek okuyucusuna şu şekilde aktarmaktadır:
Örnek 6: Lise dokuzdaDoğan'ın onunla konuşması, Melahat için büyük şans
Doğan'a bütün
kızlar bayılır beNasıl tanıştılar biliyor musunuz? Lisede basketbol maçından dönüyorlarmış
Doğan'lar
Yanakları al aldı
Evladım
Melahat dedi ki, Gregory Pek'e benziyor dedi
Duymuº
Durdu
Güldü
Sizde Marilyn'e, dedi
Melahat'a Marilyn'e benzediğini söylesinler, canını verir
![]()
- Sonra ?
Göz kırptı:
- Sonra, ateş bacayı sardı!
Marilyn'in üç arkadaşı içinde en çirkini ciddileşerek:
- İşi buraya vardırmamasını çok söyledim ama dinletemedim, dedi![]()
- Nasıl yani?
- Nasıl olacak, on üçünde dahaÇocuğun başını derde soktu
(Kemal, Marilyn, s: 295)
Görüldüğü üzere Marilyn'in arkadaşları yazara küçük kızın sorununu yukarıdaki gibi aktarırlarAncak, Orhan Kemal Marilyn'in genç annesinin sorununun da farkındadır ve bu sorunu okuyucusuna aktarmayı ihmal etmez:
Örnek 7: Otuzuna ya varmış, ya varmak üzere genç anne, siyah baş örtüsünün çevrelediği
boyasız yüzü, yaş yaş gözleriyle sus pus, asi kızına bakakaldıNe söyleyeceğini şaşırmıştı
Genç kızsa, annesine sırtını çevirip arkadaşıyla kafa kafaya vermiş bile
Kadıncağız baş örtüsünü sinirli sinirli çözüp, çenesinin altına bağlarken, yüzüme hazin hazin baktı, karşısındakinin belki de fena niyetli biri olacağını düşünmedi
Derdini dinleyecek, ona hak verecek bir insan arıyordu besbelli
(Kemal, Marilyn, s: 292)
Genç anne çaresizdirMahkemede kızını nasıl yola getireceğini bilmemenin çaresizliğini yaşamaktadır
![]()
Örnek 8: - Buralı değilsiniz galiba?
Hep o "erkek gibi" cevapladı![]()
- Ayıp ettin abi!
Şoför yarım sağla arkaya döndü![]()
- Niye?
- Su katılmamış Cihangir'liyim anam babamÜç ay Anadolu'da kaldıksa silindik mi defterinden
İstanbul'un?
- Yeşeeee, dedi şoför![]()
- Sende yeşe hemşerim, karşılığını aldı(Kemal, Yerli Turist, s: 104)
Yerli Turist'in sorunu İstanbul'dan üç ay süreyle ayrı kalmaktırBu süre içinde geçirdiği ve onu mutsuz eden dönemi ve deneyimlerini ancak öykünün sonunda açıklayacaktır
![]()
Öte yandan yaşlı kadın otobüs yolcularına sorununu şu şekilde açıklamaktadır:
Örnek 9: - Ne yaparsın ? O kadar kalabalığın geçinmek kolay mı? Kaynanasına,
kayınbabasına kıyamaz, karısına el kaldıramaz, çocuklarınaysa sıkı mı? E, bir kalıyor seksenlik anaAnasına da nazı geçsin artık canım
Yoksa çatlardı öfkeden allah vermeye
Yolcuları kupkuru eliyle gösterdi: Sizler nasılsınız? Arabalarınızı konuşturup dinlesem kimbilir ne foyalarınızı dökerler ortaya, nasıl yaka silkerler
(Kemal, Yaşlı Kadın, s: 207)
(c) Çözüm kişilerle ilgili ihtiyaçların giderilmesini, çelişkilerin düzeltilmesini ya da engelin giderilmesini gerektirirOrhan Kemal'in üç öyküsünün baş kişileri sorunlarının çözümlerini kendilerince doğru buldukları şekilde gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar: 13 yaşındaki Marilyn çözümü evli olduğunu iddia etmekte ve intihar tehdidinde bulunmakta, yerli turist de kendi çözümünü sokaklarda rastladığı hamal ve şoförleri erkeksi davranışları ve garip giyim tarzıyla şaşırtmakta, İstanbul'lular gibi davranmakta ( ! ) bulmaktadır
Yaşlı kadına gelince, onun kendi sorunlarını çözmek için bulduğu yol ise oğlundan dayak yedikten sonra evinden kaçarak Karacaahmet mezarlığına yerleşmek ve bu arada da otobüste karşılaştığı tanımadığı insanlarla sorunlarını paylaşmaktır
Orhan Kemal'in baş kişilerinin kendi sorunlarını çözmek için geliştirdikleri yöntemleri öykülerden seçilen bölümlerle şu şekilde örneklemek olasıdır:
Örnek 10: Az sonra mahkeme kapısı açıldıPeşin, jandarmalarla bilekleri kelepçeli Doğan, arkasından
Annesinin zorla zapt ettiği Melahat göründüler![]()
Melahat zincirinden boşanmış gibiydiBarbar bağırıyordu:
- Benim evim bundan sonra kocamın evidirBabamın evini istemiyorum
İstemiyorum
efendimVallahi öldürürüm kendimi
Billahi öldürürüm! (Kemal, Marilyn, s: 295)
Örnek 11: - Doğru, doğru ya, başı çok kalabalık yavrumunBen, kaynanası, kayınbabası, kayınları,
baldızları, karısı, çocuklarıBu zamanda o kadar insanı tek başına geçindirmek kolay mı? Bakıyorum yavruma, açıyorum
Başımı alıp gidiyorum ki hayır sahibinin biri beni Karacaahmet mezarlığına bıraksın
Benim yüküm eksilir bari yavrumun omzundan! (Kemal, Yaşlı Kadın, s: 206)
Örnek 12: - Belki de o biçim olduğuma hükmettin![]()
- Değil misin?
- Değilim dedi![]()
Gerçekten de değildi ama, ona bunu en kısa yoldan, en inandırıcı biçimde nasıl
anlatmalıydı? Nasıl anlatmalıydı ki ailesinin hemen hemen zorla verdikleri Anadolu'lu kaba saba bir adamla köylerde hamur tahtaları, öküz camız böğürtüleri, beygir kişnemeleri arasında çıldıracak hallere girmiş, kocasının, kocasından geçtim, kayınbabasıyla, kaynana, görümcelerinin yabanıl, kaba, kubat havasından kurtulunca, İstanbul'da bir gün, evet sadece bir gün İstanbulluların istediğince yaşayacaktır(Kemal, Yerli Turist, s: 106)
(d) Değerlendirme, aslında öyküde bulunan çözümün yazar ve okuyucu tarafından nasıl değerlendirildiğidir ya da birden fazla çözüm bulunmuşsa hangisinin en doğru olarak kabul edilebileceğidirOrhan Kemal'in söz konusu öykülerinin baş kişilerinin kendilerince buldukları çözümler okuyucuda acı bir tebessüm oluşturacak niteliktedir
Zaten Orhan Kemal'in de okuyucudan beklediği de böyle bir yaklaşımdır
![]()
C) Amaç, öykülerin belirli amaçlara yönelik iletiler taşımaları gerekliliğine işaret etmektedirÖrneklere bakıldığında, istemi dışında ailesince istemediği bir evliliğe zorlanan genç bir kızın (Yerli Turist) boşandıktan sonra kişiliğini nasıl tümüyle değiştirdiğini ve İstanbul'da var olduğunu varsaydığı bir yaşam biçimine bir günlüğüne nasıl ayak uydurmaya çalıştığı, belki de topluma bu şekilde karşı çıktığı; küçük bir kızla yaşlı bir kadının mutsuzlukları nedeniyle evlerini terk etmeleri 1940'ların İstanbul'undan insan manzaraları olarak okuyucuya sunulmaktadır
![]()
D) Kabul edilebilirlik, öykünün hedef okuyucunun onayladığı fikirleri içermesine işaret etmektedirYukarıdaki örneklere bakıldığında öykülerin iki tür okuyucuya hitap ettiği anlaşılmaktadır: (1) İstanbul'daki yaşam biçimlerini bilmeyen ve öyküleri okuduktan sonra bu büyük kentteki yaşam biçimi konusunda belirli bir döneme ait bilgi edinen okuyucu, (2) İstanbul'un geçmişini ve şimdiki durumunu iyi bilen ve İstanbul'daki yaşam biçimi konusundaki kendi bilgilerine dayanarak Orhan Kemal'in konuyla ilgili verdiği bilgileri onaylayan ya da onaylamayan okuyucu türü
![]()
E) Bilgilendirme, öykünün yeni bilgiler içermesine işaret ederOrhan Kemal söz konusu öykülerinin baş kişilerini tanıtırken, aynı zamanda da İstanbul'daki yaşam biçimleri hakkında kendi bakış açısından yorum getirmektedir
![]()
F) Durumsallık, öykünün içinde yer aldığı durumsal bağlama işaret ederSöz konusu üç öykünün içinde yer aldıkları durumsal bağlam İstanbul ve bu kentteki marjinal yaşam biçimlerinden verilen kesitlerdir
![]()
G) Metinlerarasılık, öyküyü oluşturan bölümlerin birbirleriyle olan ilişkilerine ve içerdikleri bilgilerin birbirlerine gönderimde bulunmasına işaret etmektedirBu durum da öykülerin her birinin parçaları uyumlu olan dizgelere sahip olduklarını göstermektedir
![]()
SONUÇ
Orhan Kemal, Marilyn, Yerli Turist ve Yaşlı Kadın adlı öykülerinde 1940'lı yılların İstanbul'unda yaşayan, toplum dışına itilmiş, kentin kenar mahallelerinde oturan ve ekonomik zorluklar içinde bulunan farklı yaşlardaki üç kadının düş kırıklıklarını, sorunlarını ve bu sorunlara kendilerinin getirdikleri çözümleri, güçlü gözlemlerine dayanarak okuyucusuna aktarmaktadırÖykülerin sonuç bölümlerini okuyucuyu buruk bir şekilde gülümseten şu tümceler oluşturmaktadır:
Örnek 13: Benim evim bundan sonra kocamın evidir, babamın evini istemiyorum, istemiyorum,
efendimVallahi öldürürüm kendimi, billahi öldürürüm!
Koridor lahzada tıklım tıklım doluverdiGenç kızın feryatları merdivenlere doğru sürüklendi
(Kemal, Marilyn, s: 295)
Örnek 14: - Yarın sen kendi yoluna, ben kendi yoluma gideceğiz çünküYarından itibaren "namuslu
dul" pozunu takınacağımBeni anlamıyorsun ama, zarar yok
Hele iki kadeh atalım
![]()
Genç gazetecinin kolunda içkili bir meyhanenin yolunu tuttu(Kemal, Yerli Turist, s: 106)
Örnek 15: Kavgacılar hışımla indilerYaşlı kadın bir şeyler mırıldanıyordu
Dikkat ettim, Habil'le
Kabil kıssasını çekiyor, kavgacılara öğüt vermeye çalışıyordu(Kemal, Yaşlı Kadın, s: 208)
Orhan Kemal öykülerinin baş kişilerini gerçek dünyada gözlemlediği kişilikleriyle gerçekçi betimleme ve dil kullanımlarıyla okuyucusuna aktarmaktadırBu tutumuyla da toplumun çoğunluğunu oluşturan bu tür insanları hem onlar gibilerini tanıma fırsatı olmayan okuyucularına tanıtmakta, hem de kendileri de aslında onlardan olanlara yardımcı, uyarıcı ve yönlendirici olabilecek nitelikte gerçekçi bir yol izlemektedir
![]()
Orhan Kemal'in öykülerine arka plan - sorun - çözüm - değerlendirme dizgesinden oluşan büyük ölçekli bir kurgu hakimdirOnun öykülerini gerçekçi kılan özelliklerden biri de, diyaloglarının doğallığının yanı sıra, işte bu tür bir kurgunun varlığıdır
Çünkü öykü dışı gerçek dünyada da yaşamlarını halen sürdürmekte olan bu küçük insanlar belirli arka planların önünde sorunlarına çözüm aramakta, bulamadıkları zaman da kendilerince doğru olan çözümleri yine kendileri oluşturmakta, bu çözümleri değerlendirme görevini de diğer insanlara bırakmaktadırlar
![]()
Orhan Kemal'in dil kullanımı gerçek dünya ile ilgili gözlemlerini olduğu gibi yansıtacak kadar gerçekçi ve gündelik dil kullanımına yakındırOkuyucusuna, öykülerinin baş kişileriyle ilgili aktardığı bilgilerin miktarı, gözlemlediği gerçeklerle sınırlıdır
Türü ise içinde yaşadığı toplumun kimi insanlarının sorunları ve kendi kendilerine buldukları çözümlerdir
Ve yazar aslında bu insanları çok iyi tanımaktadır
![]()
KAYNAKÇA
Büyük Ansiklopedi(1990)
İstanbul: Milliyet Yayınları, Cilt 12, s: 4393
![]()
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi(1986)
İstanbul: İnterpress Basın ve Yayıncılık A
Ş
, Cilt 17, s: 8880
Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi(1985)
İstanbul: İletişim Yayınları, Cilt 3, s: 591
![]()
Halliday, MA
K
(1996)
"Linguistic Function and Literary Style: An Inquiry into the Language of William Golding's The Inheritors", The Stylistic Reader (From Roman Jacobson to the present), Edt
Jean Jacques Weber, London: Arnold, ss: 56- 85
![]()
Kemal, Orhan(1996)
"Yerli Turist", Kırmızı Küpeler, İstanbul: Tekin Yayınevi, ss: 103 - 106
![]()
Kemal, Orhan(1996)
"Yaşlı Kadın", Kırmızı Küpeler, İstanbul: Tekin Yayınevi, ss: 205 - 208
![]()
Kemal, Orhan(1996)
"Marilyn", Kırmızı Küpeler, İstanbul: Tekin Yayınevi, ss: 292 - 295
![]()
Salkie, Raphael(1995)
Text and Discourse Analysis, London: Routledge
![]()
Renkama, Jan(1993)
Discourse Studies (An Introductory Textbook), Amsterdam: John Benjamins Publishing Company
![]()
Seslenebilirsin ama adını koyamazsın
Sait Faik ve “Mahalle Kahvesi” adlı öyküsüne kısa bir bakış![]()
“Yanımda tavla oynayanlar vardıBir zaman onlara daldım
Ara sıra camı silerek alnımı camlara yapıştırıp dışarıyı seyrettim
”
Şu cümleyi okur okumaz, birden çocukluk anılarıma gittim![]()
Akşamları mesaiye kalan babamı pencerede başımı cama yaslayıp özlemle beklediğim günler geldi aklımaCamın soğukluğu alnıma geçer, bazen özellikle de kış günleri o soğuğa dayanamaz çekerdim başımı camdan
![]()
Sabırsızlanırdım…
Zaman mefhumu yoktu o zamanlar bendeSadece onun karaltısını beklerdim
Elinde filesi ile, uzun kırçıllı, siyah beyaz paltosu, başında fötr şapkası, yine paltosu içinde bulunan atkısı ile ve akşamın ayazında üşüyerek gelişini
![]()
Onu görür görmez sevinç çığlığı atardımEn önde ben koştururdum kapıyı açmaya
İçeriye girdiğinde ise soğuktan gözlerinin yaşardığını fark ederdim
![]()
İçim ezilirdiBabamı ağlamış zannederdim
Üzülürdüm
![]()
Yazar öyküsünde o kadar canlı bir şekilde tasvirler yapmaktadır ki, kahvehane ile dışarıdaki soğuk ve karlı havayı bir de ayrı ayrı anlatmasına rağmen arasındaki o gerçek ilişkiyi![]()
Bana göre öykü bir birine geçmiş ama bir o kadar da ayrı ayrı kendi önemini belirtmiş üç dilimden oluşuyorÜçünün de kendine özgü yeri ve önemi var bu öyküde
Tasvirini yaptığı doğa, kahvehane ve içindeki insanları bir de insan ilişkileri ve sonuncusu olarak da yazarın kendisi
![]()
Onun yazdığı bu insani ilişkilerden bir öykü çıkıyor ortayaHiç beklemediğimiz, hiç ummadığımız bir öykü
Mahalle sakinlerinin kendi arasında bildikleri ama pek de ortaya dillendirmedikleri bir öykü
Ölüm döşeğinde olan ve her an ölümü beklenen bir ihtiyar adam, onun “hayta oğlu” ki oda mahalle sakinlerinin bir şekilde tanımladıkları karakter ve onun kız kardeşi arasında olan bir öykü bu öykü
Kız kardeşinin kötü yola düşmesine sebep olmuş olan bu delikanlı, babasının ölüm döşeğinde olduğunu duyunca koşarak geliyor ama eve gidemiyor
Mahallenin kahvehanesine gelip sonucu orada bekliyor
![]()
“Tekrar gözüm adama iliştiYüzünü değil, geniş alnını görüyordum: Kırışıksızdı, manasızdı
Üstünde ceket yoktu
Yalnız siyah çizgili beyaz bir mintan vardı
Kirli beyaz renkli bol bir kazağa bürünmüştü
Kazağın ön zaviyesini bir çengel iğne ile tutturmuştu
”
Yazar; bir çırpıda bu kahvehaneye gelen genç delikanlının eşkalini ve içinde bulunduğu durumu bu şekilde, kısa tasvirlerle anlatıyorOnun gerçekte yoksulluğun tam içinde olduğunu ve çaresizliğini ve bu yoksulluğun kendisine neler yaptırabileceğini gösterebilecek kadar net tasvirler bunlar
Usta bir ressamın maharetli, çabuk ve sanatkar ellerinde resmedilmiş bir tablo gibi
![]()
“Belinden yukarısı, imtihan olan bir talebeyi andırıyordu, korkak korkak bakıyor, ayakları ise imtihan heyeti masa altından ayak ayak üstüne attığını göreceklermiş korkusu içinde gibi, bir inip bir kalkıyorduAyağının birisine altında kırmızı yamalar sallanan bir lastik artığı geçirmiş, bunu iple de bağlamıştı
Ötekisinde, torik ağzı gibi açılmış, altından hâlâ ızgaraları sallanan bir futbol ayakkabı eskisi vardı
”
Gerçekte bu genç adamın neden geldiği tam olarak belli bile değildir öyküdeYazar bu konudaki kararı okuyucuya bırakmaktadır
Babasına üzüldüğü için mi yoksa ona kızgın olan kahvecinin dediği gibi aslında ona da bir miras kalır mı diye gelmiştir belli değil
![]()
İşin bu kısmı zaten kimse tarafından öykü kahramanına kahvehanede anlatılmak istenmemektedirAma yazarın ağzından, öykü kahramanın o suskunluğunu hem de kahredici suskunluğunu sanki arkasında mizahi bir olay varmış gibi bekletmesi sonra da öykü kişilerinin ruh hallerinden durumun ciddiyetini anlamasını ve de acı gerçeği yine o suskunluğun içinden kavratmasının verdiği hüznünü yazar o kadar iyi anlatmıştır ki
![]()
Can alıcı kısım ise; öykünün finalini oluşturan kısımdırBu genç adamın kız kardeşini “sürüklendiği durumdan” kahvecinin kurtardığı gerçeğidir
Büyük bir ihtimalle de onunla evlenerek yapmıştır bunu
Bu bile, başlı başına bu öyküdeki kahramanlara ait bir uzun hikayedir
![]()
“Yanımda tavla oynayanlar vardıBir zaman onlara daldım
Ara sıra camı silerek alnımı camlara yapıştırıp dışarıyı seyrettim
![]()
Evimden çıkınca ortalığın sessizliğini, bu sessizliğe lapa lapa kar yağdığını görmüş, yürümek hevesine kapılmış; ana caddeleri, arkadaş tesadüflerini, malum kalabalık yolları bırakmış, karın daha tez, daha temiz biriktiği, insanların az geçtiği bir semte gitmek üzere tenha tramvaya atlamış, buraya gelmiştimAma ben gelirken yarım saat içinde hava değişmiş, karayel kudurmuş, lapa lapa yağan kar, küçücük küçücük soğuk darı taneleri halinde kaynaşmaya başlamıştı
”
Lakin, bütün bu olanların içinde bir de anlatıcı adamın yani yazarın kendi “ruh halini”de görürüz buradaBütün bu yaşananların içinde kendisinin acı çektiğini ve onun yalnız bir şekilde orada vakit geçirişini anlamaktayız
Onu, alnını o pencerenin camına dayarken görmekteyiz
Kar yağışını seyrederken, mor rengin büyüsüne kaptırmışken ve cam da kim bilir benim ki gibi üşüyen alnını fark ederken görmekteyiz
Yazarın o çocuksu hali, tecessüsten bir kahvehaneye girişi orada olanları bütün dikkatiyle gözlemlemesi
İşte biz yazarımızı, buradaki bu cümlelerle fark ederiz
Zaten Sait Faik bütün öykülerini “ben öyküsel” ve kendinden bir şeyler katarak anlatmaz mı?
Bu öyküde de bir; öykü kahramanlarının hikayesini bir de; kendi yaşamına ait bir kesiti ve bu duruma uygun düşen yorumunu açıkça gösterir bize yazar
![]()
Öykü karışık ve okuyucu açısından yorucu bir öykü değildirSade ve yalın bir anlatımla bir mahalle kahvehanesine neden geldiğini, orada saatlerce vakit geçirişini ve yine bu mahallenin ortaklaşa sahip olduğu öyküyü bize basit ve anlaşılır bir şekilde anlatmıştır yazar
![]()
Ne diyorduk?![]()
“Elinize sağlık Üstat”
Alıntı
Seslenebilirsin ama adını koyamazsın
Favorilerim