Merhaba! Bu dipsiz bilgi kaynağına henüz üye değilsiniz galiba. Sitemizin bütün özelliklerinden faydalanabilmek için sadece 5 saniyenizi ayırarak ücretsiz kayıt olmaya ne dersiniz? Haydi, bu dipsiz kuyuya şimdi siz de atlayın!
+ Konuyu yanıtla
Toplam 2 sonuç arasından 1 - 2 arasındakiler gösteriliyor

Konu: Felsefenin üç atı: bilgi, şüphe, kesinlik

  1. #1
    Kuyucan Frida iyi bir insan Frida iyi bir insan Frida insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    2.991
    Teşekkür
    0
    3 mesajda 3 kez teşekkür edilmiş

    Standart Felsefenin üç atı: bilgi, şüphe, kesinlik

    Felsefenin üç atı: bilgi, şüphe, kesinlik



    Wittgenstein'ın hayatının son yıllarında yazdığı notlardan oluşan 'Kesinlik Üstüne', aslında basit görünen bir konuyu ele alır: Dış dünyayı bildiğimizi ne kadar netlikle söyleyebiliriz Felsefeciler arasında nesilden nesle aktarılan bazı efsaneler vardır Bunlardan biri 20 yüzyılın önemli düşünürlerinden G E Moore’un bir felsefe seminerinde, çağdaşı filozofları sağduyuya davet etmek için elini havaya kaldırarak, “Bu bir eldir” dediği konuşmasıdır Moore’un bu çıkışı, sağduyudan iyice uzaklaşan, varlıkbilim ve epistemolojiden sadece teknik terminolojiyle söz eden filozoflar için gerçekten de uyarıcı bir etki yaratmıştır

    Konuşması boyunca arada sırada elini gösterip “bu hâlâ bir eldir” sözlerini yineleyerek, komik ama bir o kadar da etkin bir hava yaratan Moore, ‘A Defence of Common Sense’ (Bir Sağduyu Savunması) adlı makalesinde, daha sonraları ‘Sağduyu Felsefesi’ adıyla anılacak olan bilgi kuramını ortaya koyar Moore’un felsefesi genel okur tarafından pek bilinmez ama felsefe öğrencileri için çok önemlidir Hem çok sayıda düşünürü etkilemiş hem de çağdaşları gözünde çok saygın bir yere sahip olmuştur
    Ludwig Wittgenstein da Moore’un kuramlarına ilgisiz kalmaz İki düşünür aynı dönemde Cambridge’de hocalık yaparken yakın dostluk kurma şansı da bulmuşlardır Wittgenstein’ın geçen hafta yayımlanan Kesinlik Üstüne, “(b)urada bir el olduğunu biliyorsan, geri kalan her şeyi sana bağışlayacağız” sözleriyle başlar Yazarın gönderme yaptığı Moore’un ünlü sözleridir Romanlarda bile ender bulunacak bu muazzam giriş tümcesiyle vakit kaybetmeden konuyu ve durduğu yeri belli eder Wittgenstein Eserin ana konusu bilgi, şüphe ve kesinliktir Bu konu elbette sadece Wittgenstein tarafından değil, yüzlerce yıldır tüm felsefe akımları tarafından ele alınmıştır Konu aslında basit görünür: dış dünyayı bildiğimizi ne kadar netlikle söyleyebiliriz? Ve söylediğimizde, şüpheciliğin ağlarına düşmekten kurtulabilir miyiz?
    Kesinlik Üstüne Wittgenstein’ın hayatının son yıllarında yazdığı notlardan oluşur Ölümü ardından dost ve öğrencilerinin derlediği kitap, genelde Felsefi Soruşturma’lardaki yan temalardan birine açıklık getiren notlar olarak ele alınır Dağınık bir yapıda olmaları, yazarın bunları yayımlanmak üzere elden geçirmediğinin kanıtıdır, zaten eserlerinin ancak ölümünden sonra basılması dileğini dostlarına çok kereler dile getirmiştir Dağınık yapıda dedik ama filozofun sadece merkez konu (bilgi ve kesinlik) etrafında yazdığı notlardan oluştuğu için, bu hissedilmez Ayrıca bazı temalardaki süreklilik ve yineleme, düzensiz yapıyı yine de anlaşılır kılar
    Wittgenstein’ın ontoloji ve epistemoloji konularında en değerli (yaşamının sonunda ulaştığı olgunlukla, en gelişmiş) fikirlerini tartışan bir eseri kısa bir tanıtım yazısında anlatmak mümkün olmaz fakat bu eseri okuduktan yirmi yıl sonra yeniden elime alınca, Wittgenstein’ın felsefe tarihini, çağdaşlarını (dostlarını) ve hepsinden çok da kendisini nasıl sürekli eleştiri altında tuttuğunu görmek inanılmaz geliyor Kendi felsefesine de en acımasız silahlarla saldırışı çok özgündür Felsefesini kökten değiştirmekten de hiç çekinmemiştir oysa felsefe tarihi boyunca bunu yapmış düşünür sayısı fazla değildir

    Felsefenin en değerli sorusu
    G E Moore’un kuramına göre insan algılamaları dışında ve insanın algılamalarından bağımsız olarak varlığını sürdüren bir dünya vardır Wittgenstein’a göre bunu söylemek, felsefe adına bir şey söylemek değildir, buna rağmen Moore’a hayranlığını dile getirir Ona göre Moore, kaçmak istediği ve gereksiz bulduğu şüpheciliğin kucağına atar kendini çünkü bu tip önermeler dünya hakkında bilgi verir ama “bunu nereden biliyorsun?” sorusuna yanıt vermezler Felsefe içinse asıl olan bu sorudur Buna göre, “Bu bir eldir” önermesi dil içinde bir çerçeve oluşturmak ve dünyaya bir anlam yaratmaktan başka bir şey değildir Ve Wittgenstein’a göre, bu tür önermeler zaten şüphe altında olmamalıdır Çünkü Moore’a yanıt olarak “burada bir el olup olmadığını bilmiyorum” denmesinin anlamı yoktur; yanıt sadece “daha yakından bak!” olabilir
    Wittgenstein filozoflar arasında, açıklamalarını en iyi örneklendirenlerin başında gelir Kesinlik de bu açıdan benzersiz örneklerle dolu Örneğin yukarıdaki açıklamadaki dil işlevini, bir kapı mandalına benzetir Moore’un önermeleri gibi önermeler, aynen kapı mandalının gördüğü türden işleve sahiptir, kapının açılıp kapanmasına, başka deyişle işlemesine yararlar Moore’un sağduyu önermeleri de bunlar gibi, dilin anlam kazanmasını sağlar Fakat bunları epistemolojik anlamda ele aldığımızda, anlamlarını sorguladığımızda, felsefeye fayda sağlamayacak kadar basittirler Bu noktayı anlamak, Wittgenstein’ın dil felsefesini anlamak için zorunludur
    Wittgenstein Kesinlik’te, dış dünyanın şüphe edilebilir olduğunu savunmak gibi bir niyet taşımıyor Ayrıca şüpheciliği çürütmek ya da Moore’un sağduyu felsefesini desteklemek gibi bir niyeti de yok Tek gösterdiği (hem de çok zeki örneklerle) şüphenin gerekeni yapmadığı Bazı önermelerin doğal hallerinde mantıklı olduğunu söylemekle yetiniyor, bunlar dil içinde belli bir yere sahip araçlar Wittgenstein için Bunlara fazla anlam yüklemek, dilin işleyiş biçimiyle dünyanın işleyiş biçimini değiştirmeye çalışmak kadar anlamsız Dilsel bir kullanımla düşünceler düzene sokulabilir fakat dilsel bir düzenleme ile çorap dolabı daha toplu bir hal almaz; ya da düşünerek ve mantıksal açıklamalar yaparak dünya daha düzgün bir yer olmaz Aslında Wittgenstein’ın dil felsefesi böylesine basit bir noktadan hareket ederek, dünyayı yeniden anlamlı kılmaya çalışır İkinci Wittgenstein dönemi olarak bilinen düşüncelerinin merkezinde, gerçekliği bir dilsel oyun olarak görmemek yatar

    Zevkle okunacak bir yapıt
    Kesinlik Üstüne genelde kendi başına yayımlanan bir eserdir Metis Yayınları hoş bir sürprizle kitaba Kültür ve Değer adlı, yazarın başka notlarını da eklemiş Ayrıca böyle yaparak kitabı daha geniş bir okur kitlesi için ilginç kılmışlar Kesinlik Üstüne sadece felsefe öğrencilerinin ilgisini çekecek bir yapıt ama Kültür ve Değer aksine genel anlamda felsefeye ilgi duyan, sanat ve kültür üzerine yeni düşüncelere açık herkes tarafından zevkle okunacak bir yapıt Wittgenstein’ın derin müzik bilgisini görmek de okurun hoşuna gidecektir Bildiğim kadarıyla her iki eser ilk kez dilimize çevriliyor Kesinlik’i belki en çok Felsefi Soruşturmalar’ı daha iyi anlamak isteyen bir okur ama Kültür ve Değer’i herkes okumak isteyecektir


    Radikal Kitap / ASUMAN KAFAOĞLU
    Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım, Kaybetme korkumdan değil! karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan
    merakımdandır

  2. #2
    Kuyucan Frida iyi bir insan Frida iyi bir insan Frida insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    2.991
    Teşekkür
    0
    3 mesajda 3 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Felsefenin üç atı: bilgi, şüphe, kesinlik

    2009'un öne çıkan kitapları



    2009 yılında yüzlerce kitap yayımlandı Türkiye’de Bunların bir kısmı bir göz kırpması kadar kısa kaldı vitrinlerde, bir kısmı ise inmek bilmedi raflardan Çok satanlar da oldu, çok konuşulanlar da Satış rakamlarını elimizde olsa da kaçı ne kadar okundu onu bilmek olanaksız Hepsini bir bir anmayı düşünsek, malum sayfalar kısıtlı Onun yerine, yüzlercesinin içinden dikkatimizi çekenleri bulup çıkarmak ve hatırlatmak istedik Bir yıl geride kalırken, ‘kimler geldi, kimler geçti’ diyebilmek için Seçtiğimiz 50 kitap içinde çeviri romanlar yok Onu gelecek sayımızda Asuman Kafaoğlu-Büke’nin kaleminden okuyacaksınız Türk yazarların romanları, öykü kitapları, denemeler, biyografiler ve inceleme/araştırma kitaplarından bir seçki yaptık 50 tanesinden 25’ine de büyüteç tutup, daha yakından bakalım dedik Arada okumadıklarınız varsa, hâlâ çok geç olmadığını hatırlatarak

    Karanlık Çökerken Neredeydiniz: Mario Levi, bu romanında kendisinin de bir parçası olduğu 78 kuşağını anlattı bizlere Yazar ayrıca, kitabını bir “dostluk romanı” olarak tanımladı Bu dönemin daha çok anlatılması gerektiği düşüncesiyle yola çıkan Levi, 78 kuşağından bir grup insanın yıllar sonra yeniden birbirlerini bulması ve bir tiyatro oyunu için bir araya geliş öyküsünü anlatıyordu

    Dünyanın Uğultusu: Öykücü Behçet Çelik, bu ilk romanıyla oldukça dikkat çekti Kriz dolayısıyla işsiz kalan bir bankacıyı anlattığı roman, orta sınıfın romanı olarak da okunabilir Ne istediğini tam olarak bilemeyen, yaşamaktan çok hayatın içinde oyalanan insanların hikâyesini anlatıyor Çelik Böyle tatsız tutsuz, bir hayli yavan bir hayat Hiçbir şeyin kalıcı olmadığı ve yaşandıktan sonra çabucak unutulan, geriye iz bırakmayan yaşamlar üzerine bir roman, Dünyanın Uğultusu

    Yorgun Sevda: İrfan Yalçın bu romanıyla 2009 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü de kazandı Yalçın, yirmi yedi yıl sonra ilk kez bir romanla çıktı okurunun karşısına Bir röportajında romanını bir kez yazdıktan sonra beğenmeyip çöpe attığını ve romanı iki yılda yeniden yazdığını söylemişti Edebiyatçı sabrı bu olsa gerek Romanın içeriğine gelince Toplumsal olayların metnin içinde bir sis gibi dağıldığı roman, gençlik bunalımlarıyla sıkışmış, insanlardan, arkadaşlarından, hayattan umudunu kesmiş bir genç kadının bir lunaparkta çalışmaya başlamasıyla değişen, yenilenen ruhunu anlatıyor

    Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi: Ayfer Tunç’un son romanında bir akıl hastanesine sığdırabileceğiniz kadar çok insan sayabilirsiniz Burası akıl hastanesi olmaktan öte, Türkiye’nin ta kendisi Söz konusu akıl hastanesinin anlatımından ortaya çıkan tablo, hem Türkiye’yi, hem de insanlığın bugün geldiği durumu betimliyor

    Mehmet-Fay Kırığı 1: Son yıllarda Türkiye’de çokça tartışılan bir konuya temas etti Mehmet Eroğlu: Sermayenin el değiştirme meselesi Yazar, Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik yapıyı, sermayenin el değiştirmesini, AKP iktidarıyla yeniden şekillenen ticareti ve ticaretteki muhafazakâr damarın, yerleşik İstanbul piyasasında yer bulma çabalarını ele aldı Aynı zamanda siyaset ve iş dünyası arasındaki ilişkilere de değinen Eroğlu, bu ilişkiler içindeki bireylerin fotoğrafını sundu okura

    Bana Modern Türkün Tarifini Yapabilir misin Kaan?: Klasik roman kalıplarının dışında, bir televizyon yarışmasının internet sitesindeki forumuna yazılmış yazılardan oluşan kitap, farklı biçemiyle ve Türkiye’nin güncel bir meselesi etrafında örülmüş olmasıyla çekti dikkatimizi Vivet Kanetti’nin, Bana Modern Türkün Tarifini Yapabilir misin Kaan? romanı, Avrupalılaşma yolundaki toplumsal çılgınlığımızı ironik, mizahi bir dille sermişti önümüze Kanetti bu romanını, ‘en siyasi romanı’ olarak tanımlamıştı

    Çok Uzaklarda Bir Yaz: Mehmet Açar’ın kitabın en dikkat çekici yönü, bir anti-kahraman etrafında örülü olması Aynı zamanda anlatıcı konumunda olan bu karakter, arkadaşlarının arasında hep ‘üçüncü kişi’ durumunda kalan, aşklarını uzaktan uzağa yaşayan, darbe sonrasında, sempati duyduğu sol değerlerden uzaklaşırken, sınıf atlamayı da başaramayan biri Roman, 80 darbesiyle yaşamları değişen, 90’ların Özal Türkiye’sine ise uyum sağlamakta zorlanan bir kuşağın çelişkilerini anlatıyor

    Erken Kaybedenler: Emrah Serbes’i Ankara polisiyeleriyle tanımıştık Başkomiser Behzat Ç’nin dünyasını anlattığı Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat romanlarının ardından Serbes, ironik bakışını başka bir dünyaya çevirdi Erkek çocuklarının, enerjik ama hüzünlü dünyasına Kendi ifadesiyle “çocuk olamayacak kadar büyük, adamdan sayılmayacak kadar da küçük erkeklerin” hikâyelerini anlattı

    Ziyan: Kitapta askerliğini yapmakta olan bir genç ile Atatürk’e suikast teşebbüsünde bulunduğu için idam edilen tarihi kişilik Ziya Hurşit’in karşılaşması yaşanıyordu Bu karşılaşmanın içerebileceği pek çok temayı işleyen Hakan Günday, yine toplumun içinde olmak ile dışına çıkmanın sınırlarında gezen, hatta toplumla ‘ihtilafa düştüğü’ sanısına kapılan bireyleri anlattı Bireyin halka duyduğu nefret, bu romanında da hissettiriyordu kendini Gençliğin bir kesiminin içinde bulunduğu ruh halini açık etmesi nedeniyle dikkat çekici bir roman oldu Ziyan

    Yüzünde Bir Yer: Son günlerde de çok tartışılan bir konuda, Dersim’de yaşananlar hakkında bir roman Romanın temelinde Dersim olaylarını yaşamış bir babaanne ile torunu var Yalın olmaktan çok imgelerle yüklü bir dil kullanıyor Sema Kaygusuz Bu dilin söz konusu topraklardan beslenerek, o toprağın kültürü ve diliyle hemhal olarak oluşturulduğunu söylemek olası

    Eflatun Koza: Roman, adının ima ettiği gibi, kadınların dünyasına çağırıyor okuru Ancak bu dünyanın rengi eflatun olmaktan çok kara Roman karakterlerinin iç dünyasına odaklanan anlatımıyla tanıdığımız Cahide Birgül bu kez, gazeteciliğe yeni adım atmış genç bir kadının dünyasında yolculuğa çıkardı okurunu Kaybolmuş iki kadının öyküsünün peşinden giden Evrim’in iç dünyası ile kayıp kadınların dünyasını buluşturan yazar, sürprizli bir son kurgulamıştı

    Dârülfesad: Tarihi roman kategorisinde sayılı başarılı örneklerden biri olarak dikkat çekiyor Ayrıntıları ince ince işlemesi, kurgusunun gücü ve dönemin diline olan hâkimiyet bu başarının nedenleri Romanın 16 yüzyıl Osmanlısına yönelik ciddi bir araştırmaya yaslandığı hissediliyor Acarer, “yeteneksiz devlet adamları ve sultanların idareyi ele almalarını ve yeniçeri ocağının bozulması”nı işliyor romanında II Selim ve III Murat, devlet idaresinden bihaber, kadın, içki düşkünü, dalkavukları kollayan, namuslu devlet adamlarını bertaraf eden sultanları anlatıyor

    Aradım Yaz Dediniz: Feryal Tilmaç, Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan öykü kitabında ölüm ve yaşam arasında gidip gelen hikâyeler anlattı okuruna Yalın ama etkin bir dille, kimi zaman hayatın en acı yanlarını cesurca ortaya koydu Kitabın ikinci bölümünde yer alan öykülerin tamamı ‘kadın öyküleri’ Şiddete maruz kalan, tecavüze uğrayan, intihar eden, çocukluğu özleyen, aşk acısı çeken kadınlar Bir kadın yazarın kaleminden çıkan, sert, bıçak gibi, ama bir o kadar duyarlı öyküler 2009’un dikkat çekenleri arasında

    Şiiri Şiirle Ölçmek: Yapı Kredi Yayınları, şiir üzerine düşünen ve düşündüklerini denemeleştiren şairlerimizin yazılarını kitaplaştırdı Bunlardan biri Edip Cansever’di Burada Turgut Uyar’ın kitabı Korkulu Ustalık’ı da anmak gerekir Bu kitaplarda aynı zamanda şairlerin soruşturmalara verdikleri yanıtlar ve kendileriyle yapılmış söyleşiler de yer alıyor

    Susanlar: Bilge Karasu’nun dergilerde kalmış, kitaplarına girmemiş yazı ve söyleşilerinin derlendiği kitap, Karasu’nun yapıtlarını, edebiyata bakışını, yazar-okur ilişkisi üzerine düşüncelerini anlamamızı sağlıyor Susanlar, Türk edebiyatının bu büyük isminin kaleminden çıkmış yapıtları daha derinlemesine anlamamızı sağladığı için özellikle dikkat çekiyor

    Çivisi Çıkmış Dünya: Amin Maalouf’un romanları ülkemizde her zaman ilgi gördü ve çok okundu Ancak deneme türüne çok da yakın durmayan okur kitlemiz düşünülünce, Maalouf’un Çivisi Çıkmış Dünya isimli kitabına yönelik ilgili oldukça şaşırtıcı Amin Maalouf, denemelerinde, medeniyetler çatışması ve onun tüm toplumlar için yarattığı felaketlerden, küresel ısınma, enerji kaynaklarının tüketimi ve doğa felaketlerine dek uzanan pek çok konuya eleştirel bir yaklaşım getirdi

    Binbir Çiçekli Bahçe: Edebiyatımızın büyük romancısı Yaşar Kemal’in eserlerini ülke ve toplum sorunlarından koparmak mümkün değil kuşkusuz Ama bu kez Yaşar Kemal, toplum, kültür, siyaset alanlarındaki düşüncelerini denemeleri aracılığıyla duyurdu okurlarına Kitabın ismi de onun düşünce dünyasına dair sağlam bir ipucu veriyordu Binbir Çiçekli Bahçe

    Post-Entelektüel Dönem ve Edebiyat: Hasan Bülent Kahraman, aslında edebiyat kuramcıları ve edebiyatçılar arasında enine boyuna tartışılması gereken bir kuram kitabıyla çıktı okurunun karşısına Ortaya yeni bir kavram koyması, günümüz edebiyatına ilişkin sert eleştiriler getirmesi ve gelecek yıllara dair edebiyatın nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğiyle ilgili önerilerde bulunmasıyla dikkat çekti

    Çirkinliğin Tarihi: Umberto Eco, daha önce Güzelliğin Tarihi’ni yazmıştı Öyle ya, güzellik ve çirkinlik bir madalyonun iki yüzü gibi O yüzden bu iki kitap yan yana durmalı, yan yana okunmalı Çirkinliğin Tarihi’nde yüzyıllara yayılmış çirkinlik anlayışının izlerini buluyoruz Metin, resimlerle de desteklenince çok daha güçlü ve zengin bir anlatı çıkıyor ortaya

    Erdal Öz-Unutulmaz Bir Atlı: Hem edebiyatçı, hem yayıncı olarak Türk yazın tarihinde doldurduğu boşluğun yadsınamayacağı bir isimle ilgili böylesine kapsamlı bir biyografi kitabı 2009’un dikkat çekenleri arasında sayılmasa olmazdı Ayşe Sarısayın, “Herkes kendi Erdal Öz’ünü yaşıyor, yaşatıyor” demiş sunuş yazısında ve herkesin Erdal Öz’ünü bulup çıkartmak istercesine, yüze yakın ismin tanıklığına başvurmuş, kırkı aşkın kişiyle yüz yüze görüşerek hazırlamış kitabını Kitabın gücü de bu yoğun emekten doğuyor olmalı

    Varlık ve Hiçlik: Ne ilginçtir ki, Jean-Paul Sartre’ın başyapıtı sayılan Varlık ve Hiçlik Türkçeye ilk kez, yani, Fransa’da yayımlandıktan ancak 30 yıl sonra çevrilebildi İthaki Yayınları’nı bu nedenle kutlamak gerekir Aynı yayınevi bir o kadar hacimli olan Sartre biyografisini de yayımladı Demek ki kültür dünyasına katkıda bulunmayı amaçlayan, “çok mu satar az mı” kaygılarını bir kenara bırakabilen yayınevleri hâlâ var İki ciltlik
    Hitler biyografisi ve Brecht günlüklerini de anarak İthaki Yayınları’nın hakkını teslim edelim

    Simone de Beauvoir-Özgürlüğü Yazmak: Bu yıl Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre yılı oldu desek yeridir Sartre’dan sonra Beauvoir’ın ve onunla ilgili eserlerin yayımlanması dikkat çekici Bunlardan biri, Beauvoir’ın manevi kızı olan Sylvie Le Bon de Beauvoir ile Jacques Deguy’un hazırladığı biyografi kitabı Küçük boy, az yazı ve bol resimle yayımlanan kitap, ünlü yazarı tanımanın ilk adımı Ama buna bir de yazarın kült eseri Mandarinler’i eklemeli İmge Kitabevi yeni baskısını yaptı Ve hemen ardından yine 2009’de yayımlanan, üstelik çevirmeni Bilge Karasu olan Sessiz Bir Ölüm gelmeli O da İmge Kitabevi’nden

    Anılar Kitabı: Ve yine, yakın zamanda kaybettiğimiz bir edebiyat adamı; Fethi Naci Eşi Lale Kalpakçıoğlu ve Ferit Edgü’nün yayına hazırladığı kitapta, Fethi Naci yalnızca eleştirmen yönüyle çıkmıyor karşımıza Bahçe işiyle uğraşmayı seven, gelinciklere düşkün, dostlarının ölümü karşısında büyük bir çıkmazın içinde, bir çalışma masası oldu diye mutlu, kızının dünyayı terk etmesiyle, içindeki şarkının bittiğini söyleyen bir Fethi Naci’yi tanıdık bu kitapla İyi ki de tanıdık

    Zaman İçinde Müzik: Evin İlyasoğlu’nun daha önce çıkan Zaman İçinde Müzik kitabı, 2009’da yeni ve genişletilmiş bir şekilde yayımlandı En yeni gelişmelerle güncellenen kitap hem dünya müziğindeki yeni besteci ve yapıtlara, hem de Türkiye’nin yetiştirdiği değerlere kapılarını açmış Ayrıca kitapla birlikte, belli bir düzen içinde sunulan CD’lerde, kitapta sözü geçen belli başlı yapıtların örneklerini de bulmak mümkün

    Genç Bir Don Juan’ın Maceraları: 2009 aslında, 2000’li yıllara yakışmayacak bir uygulamaya tanıklık etti Sel Yayınları, CinSel logosuyla yeni bir seri çıkartmıştı ki, kitaplar “ailecek okunamayacak kitap” kategorisinde değerlendirilip yasaklandı! Bu tanımın ne menem bir şey olduğu bir yana, sözü edilen kitaplardan birinin Apollinaire’in yapıtı olması, söz konusu yasağı koyanların bilgi ve kültür düzeyini açık etmeye yetiyor Genç Bir Don Juan’ın Maceraları’nı, seriyi temsilen, 2009’un dikkat çekenleri arasına almak yerinde olacak

    Klasikler çizgi roman oldu
    2009 Türkiye’de ‘konsept’ler yılı olmuş gibi görünüyor Yeni bir konsept de “Edebiyat klasiklerinin çizgi roman uyarlamaları” oldu Özellikle Everest ve NTV Yayınları’nın başı çektiği bu seride, Kafka’dan Dostoyevski’ye ve Shakespeare’e dek pek çok yazarın klasik yapıtları çizgi roman halinde yayımlandı Bu yeni ‘model’ çok da tartışıldı Kimileri çizgi roman aracılığıyla özellikle gençlerin klasiklere ısındırılabileceğini söylerken, kimileri de bu uyarlamaların klasiklerin özüne zarar verdiğini öne sürdü Bir de tabii çizgi romancıların getirdiği eleştiriler vardı Ancak tüm bu tartışmalara rağmen yadsınamayacak gerçek şuydu: Çizgi romanlar çok satıyordu Kafka’nın Dava’sının, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının, Shakespeare’nin Hamlet’inin çizgi romanlarını okuyanlardan kaç genç acaba “yahu şu yapıtların bir de asıllarını okuyayım” demiştir? Belki şimdi araştırılması gereken bu Klasiklerin satış rakamları arttı mı dersiniz?

    Çok satanlar, çok konuşulanlar
    2009’da Türkiye’de en çok hangi roman satıldı sorusuna verilecek tek bir yanıt var kuşkusuz: Elif Şafak’ın Aşk romanı
    En son Doğan Kitap yaptığı açıklamalarda 400 bin satış rakamına ulaştıklarını söylemişti Aşk romanı çok satmanın dışında, çok da konuşuldu Zaten öyle sanıyorum ki çok konuşulmak ile çok satmak yan yana yürüyor
    Bir de tabii 2009’da yayımlanmamış olsa da Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi çok satan romanlardan oldu Masumiyet Müzesi’nin açılacağı söylendi, açıldı da sanırım, ama kaç kişi ziyaret etti bilemiyorum Sanki bir anda sessizliğe gömüldü Masumiyet Müzesi
    Bunların dışında kurgu kategorisinde Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar, Yazgülü Aldoğan’ın Kiralık Adam, Ömer Özgüner’in Başkasını Seviyorum, Serdar Özkan’ın Kayıp Gül gibi romanları akla gelen ilk birkaçı
    Kurgu dışı kategoride ise ne hikmetse bir tasavvuf ve Mevlânâ merakı dikkat çekiyor Aşk romanı mı bu damardan beslendi, yoksa Aşk’ın ardından mı yoğunlaştı bu merak araştırmak gerek Şems-i Tebrizi’nin Makâlât’ı uzun süre listelerde kaldı Bunun benzeri kimi kitaplar da öyle
    Kurgu dışı kitaplardan elden düşmeyenler arasında, John Lloyd’un Cahillikler Kitabı, Adam Power’ın Olasılıksız ve Empati kitaplarını saymak gerekir

    İstanbul’un neresindensin?
    Türkiye’nin 40 edebiyatçısı, İstanbul’un belli başlı 40 semtini yazdı Edebiyatçının kaleminden çıkan bir semt anlatısının zenginliğini ve derinliğini varın siz tahmin edin 2010 İstanbul Kültür Başkenti kapsamında yayımlanan İstanbulum dizisinde kimler yok ki, Abdullah Uçman’ın Fatih’te Geçen Kırk Yılın Hikâyesi; Adnan Özer’in Benim Taşlıtarlam, Adnan Özyalçıner’in Karagümrüklü Yıllar; Alim Kahraman’ın Atikvalide; Ari Çokona’nın Fener; Ataol Behramoğlu’nun Benim Prens Adalarım; Ayşe Sarısayın’ın Beşiktaş: Yollar ya da Anılar Boyunca; Beşir Ayvazoğlu’nun Dersaadet’in Kalbi Beyazıt; Celal Özcan’ınGözbebeğim Göztepe, Cüneyt Altunç’un Suadiye, Suadiye; Doğan Hızlan’ın Cağaloğlu: Hayatın ve Mesleğin Birleştiği Yer; Enver Aysever’in Ataköy: Bir Semti Kendince Yazmak; Eray Canberk’in Fener’e Giden Yol: Feneryolu; Gönül Kıvılcım’ın Yaşayan Tanıklarla Karaköy; Gülsüm Cengiz’in Boğazdaki Mutlu Çocuk Kuzguncuk; Gündüz Vassaf’ın Leventnâme; Haluk Dursun’un Boğaziçi’nde Kırk Yılım; Hasan Öztoprak’ın Draman Hatırası; Haydar Ergülen’in Azıcık Cihangir; Hıfzı Topuz’un Nişantaşı Anıları; Hilmi Köksal Alişanoğlu’nun Çarşamba Cibali; Hulki Aktunç’un Bir Kadıköy’oğlu; Hüseyin Alemdar’ın Kalpzaman Yeşilçam; İzel Rozental’ın Moda Sevgilim; Melisa Gürpınar’ın Çamlıca’dan Yeldeğirmeni’neRüzgârın Peşinde; Mine Söğüt’ün Dolapdere: Kürt Kediler Çingene Kediler; Nail Güreli’nin Dünden Bugüne Babıâli; Nusret Karaca’nın Ben Haliç; Oğuz Karakartal’ın Ağabey Hisar: Anadoluhisarı; Orhan Okay’ın Balat; Ömer Erdem’in Üsküdar; Öner Ciravoğlu’nun Fındıkzade: Bir Sur İçi Rüyası; Refet Özkan’ın Maltepe; Reyhan Çorak’ın Çengelköy; Saadet Özkal’ın Saklı Bahçeler-Bir Şişli Esintisi; Selçuk Erez’in Ayamama’dan Zuhuratbaba’ya Bakırköy; Sema Kancan’ın Unutulmuş Bir Boğaziçi Yerleşimi Beykoz; Sennur Sezer’in Kasımpaşa; Süleyman Faruk Göncüoğlu’nun Kısa Metrajlı Film Tadında Eyüp; Talin Büyükkürkciyan’ın Feriköy Anılarda Şimdi

    50 Kuşağı 50 yaşında
    2009 yılı 50 Kuşağı öykücülerinin 50 yaşını doldurduğu yıldı Bu 50 yıl için kimi yayınevleri, ortak amblem altında, 50 Kuşağı öykücülerinin ilk kitaplarını yeniden yayımladı Bu yeni yayınlar, bugün kimi hayatta olmayan, ancak geçmiş 50 yıl içinde edebiyat ve yayın dünyamızda varlığını hissettiğimiz öykücülerimizin ilk öykülerini genç okurla buluşturdu Hem de 50 Kuşağı’nı bir araya getiren edebiyat anlayışının yeniden konuşulup tartışılmasına vesile oldu Ne de iyi oldu Böylece, Erdal Öz’ün, Onat Kutlar’ın, Orhan Duru’nun, Adnan Özyalçıner’in, Demir Özlü’nün, Ferit Edgü’nün ve daha birçoklarının gençlik eserlerini hatırlamış oldu okurlar




    IRMAK ZİLELİ / Radikal Kitap</I></I>
    Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım, Kaybetme korkumdan değil! karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan
    merakımdandır

+ Konuyu yanıtla

Favorilerim

Ne yapabilirim?

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara yanıt veremezsiniz
  • Eklenti yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz