Merhaba! Bu dipsiz bilgi kaynağına henüz üye değilsiniz galiba. Sitemizin bütün özelliklerinden faydalanabilmek için sadece 5 saniyenizi ayırarak ücretsiz kayıt olmaya ne dersiniz? Haydi, bu dipsiz kuyuya şimdi siz de atlayın!
+ Konuyu yanıtla
Toplam 2 sonuç arasından 1 - 2 arasındakiler gösteriliyor

Konu: Archæopteryx yanılgısı

  1. #1
    Yasaklı ahmetsecer geçmişinde utanılacak şeyler olabilir
    Kayıt tarihi
    May 2010
    Mesajlar
    44
    Teşekkür
    0
    0 mesajda 0 kez teşekkür edilmiş

    Standart Archæopteryx yanılgısı

    "Dinozorlarla kuşlar arasında geçiş formu" olduğu öne sürülen Archæopteryx, bundan yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamıştır. Teoriye göre küçük yapılı dinozorların bir kısmı, evrim geçirerek kanatlanmış ve uçmaya başlamışlardır. Archæopteryx, sözde dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk türdür.

    Oysa Archæopteryx'in fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler bu anlatımın bilimsel bir temeli olmadığını göstermektedir. Bu canlı bir ara geçiş formu değil, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türüdür.

    Archæopteryx'in iyi uçamayan bir "yarı-kuş" olduğu tezi yakın zamana kadar evrimci kaynaklarda sıklıkla dile getirilmekteydi. Bu canlının "sternum"unun, yani göğüs kemiğinin olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.)

    Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili bu iddianın yanlış olduğunu gösterdi. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılıyordu:

    Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.1

    Bu bulgu, Archæopteryx'in tam uçamayan bir yarı-kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı.Öte yandan, Archæopteryx'in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryx'in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu. Ünlü paleontolog Carl O. Dunbar'ın belirttiği gibi, "Tüylerinden dolayı bu yaratık tam bir kuş özelliği gösteriyordu".2

    Archæopteryx'in tüylerinin ortaya çıkarmış olduğu bir başka gerçek, bu canlının sıcakkanlı oluşuydu. Bilindiği gibi sürüngenler ve dinozorlar soğukkanlı, yani vücut ısılarını kendileri üretmeyen, çevrenin vücut ısılarını etkilediği canlılardır. Kuşlarda bulunan tüylerin en önemli fonksiyonlarından bir tanesi ise, vücut ısısını korumalarıdır. Archæopteryx'in tüylü olması, dinozorların aksine sıcakkanlı bir canlı olduğunu, yani vücut ısısını korumaya ihtiyacı olan gerçek bir kuş olduğunu gösteriyordu.

    ARCHÆOPTERYX'İN ANATOMİSİ VE EVRİMCİLERİN HATASI

    Evrimci biyologların, Archæopteryx'i ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli iki nokta ise, bu hayvanın kanatlarının üzerindeki pençeleri ve ağzındaki dişleridir.
    Archæopteryx'in kanatlarında pençeleri ve ağzında dişleri olduğu doğrudur, ancak bu özellikleri canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Zira günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Touraco corythaix ve Opisthocomus hoatzin'de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Ve bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuştur. Dolayısıyla Archæopteryx'in kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yolundaki iddia geçersizdir.

    Archæopteryx'in ağzındaki dişler de yine bu canlıyı bir ara form kılmaz. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu öne sürerek insanları yanıltmaktadırlar. Çünkü dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bazılarının yoktur. Daha da önemli olan nokta, dişli kuşların Archæopteryx'le sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların artık yaşamadıkları bir gerçektir, ancak fosil kayıtlarına baktığımız zaman gerek Archæopteryx ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlere kadar "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşamını sürdürdüğünü görürüz.
    İşin en önemli yanı ise, Archæopteryx'in ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, bu kuşların sözde evrimsel ataları olan dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. Martin, Stewart ve Whetstone gibi ünlü kuşbilimcilerin yaptıkları ölçümlere göre, Archæopteryx'in ve diğer dişli kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen Theropod dinozorlarının dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır ve kökleri de dardır.3 Aynı araştırmacılar, aynı zamanda Archæopteryx ile onun sözde ataları olan Theropod dinozorların bilek kemiklerini karşılaştırmışlar ve arada hiçbir benzerlik olmadığını ortaya koymuşlardır.4
    Archæopteryx'in dinozorlardan evrimleştiğini iddia eden ve bu konudaki önde gelen otoritelerden John Ostrom'un, bu canlı ile dinozorlar arasında var olduğunu öne sürdüğü bazı "benzerlik"lerin ise gerçekte birer yanlış yorum olduğu Tarsitano, Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır.5

    Tüm bunlar, Archæopteryx'in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı Theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise son derece tutarsızdır. Amerikalı biyolog, Richard L. Deem Demise of the 'Birds are Dinosaurs' Theory ("Kuşlar Dinozordur" Teorisinin Sonu) başlıklı makalesinde, kuş-dinozor evrimi iddiası ve Archæopteryx hakkında şunları yazmaktadır:
    Son çalışmaların sonuçları göstermektedir ki, Theropod dinozorların elleri (önkol kemiklerindeki) birinci, ikinci ve üçüncü hanelerden türemiştir. Ama kuşların kanatları, ikinci, üçüncü ve dördüncü hanelerden türer... ' Kuşlar dinozordur' teorisiyle ilgili başka problemler de vardır. Theropodların ön ayakları Archæopteryx'e kıyasla, vücutlarına göre çok küçüktür. Bu canlıların ağır vücutları da düşünüldüğünde, bir tür "ön-kanat" (proto-wing) geliştirmeleri olası gözükmemektedir. Theropod dinozorların çok büyük bölümü (kuşlarda bulunan) semilunatik bilek kemiğinden yoksundur ve Archæopteryx'te hiçbir benzeri bulunmayan bazı bilek parçalarına sahiptir. Bütün Theropodlarda V1 sinirleri diğer bazı sinirlerle birlikte kafatasını yandan terk eder, kuşlarda ise aynı sinirler kafatasını ön taraftan kendilerine ait bir delikten geçerek terk eder. Bir başka sorun ise, Theropodların çok büyük kısmının Archæopteryx'ten daha sonra ortaya çıkmış olmalarıdır."6

    Kısacası Archæopteryx'in birtakım özgün özellikleri, bu canlının bir "ara form" olduğunu göstermemektedir. Nitekim bugün evrim teorisinin ünlü savunucularından Harvard Üniversitesi paleontologları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryx'in farklı özellikleri bünyesinde barındıran bir "mozaik" canlı olduğunu, ama bir ara form sayılamayacağını kabul etmektedirler.7

    ARCHÆOPTERYX EFSANEİNİN SONU: LONQISQUAMA

    Evrimcilerin Archaeopteryx hakkındaki iddialarını çürüten en somut kanıt ise, 2000 yılında bilim dünyasının gündemine gelen Longisquama insignis adlı bir başka fosil kuş oldu. Bu fosil 1970'lerde Kırgızistan'da bir böcek bilimci tarafından bulunmuş, fakat uzun yıllar bir müze köşesinde dikkat çekmeden kalmıştı. 2000 yılında ise fosili inceleyen Batılı uzmanlar bunun bilinen en eski kuş olduğunu fark ederek bu önemli bulguyu dünyaya duyurdular.
    Longisquama'nın anatomik özellikleri, modern (günümüzdeki) kuşlardan farksızdır. Tüyleri, içi boş kemikleri ve lades kemiği vardır. Oregon State University paleontoloğu Terry Jones, "İskelet (yaşayan) kuşlara çok benziyor... Bir kuş kafasına, omuzlarına ve lades kemiğine sahip. Lades kemiğini Archaeopteryx'inkinden ayırmak mümkün değil" diye yazmaktadır.8

    Konunun en önemli yönü, Longisquama'nın 220 milyon yıl yaşında olmasıdır. Bu, Longisquama'nın Archaeopteryx'ten yaklaşık 70 milyon yıl daha eski olduğunu göstermektedir. Elbette ki bu durum, Archaeopteryx'in "tüm kuşların ilkel atası" ve "sürüngenler ile kuşlar arasındaki kayıp ara form" olduğu yönündeki evrimci iddiaları çürütmektedir.
    Science ve Nature isimli ünlü bilim dergileri ve dünyaca tanınmış BBC televizyonu tarafından kabul edilen bu gelişme evrim teorisi lehindeki yaklaşımıyla tanınan Milliyet gazetesinde ise şöyle ifade edilmiştir:
    "Orta Asya'da bulunan ve günümüzden 220 milyon yıl önce yaşadığı anlaşılan söz konusu fosilin tüm vücudunun tüylerle kaplı olduğu, kuşların atası olduğu iddia edilen Archaeptoryx'de ve günümüz kuşlarında olduğu gibi bir lades kemiğine sahip olduğu ve tüylerinde ise içi boş sapların bulunduğu tespit edildi. Bu ise, ARCHÆOPTERYX'İN KUŞLARIN ATASI OLDUĞU İDDİALARINI GEÇERSİZLEŞTİRİYOR... Çünkü bulunan fosil Archaeopteryx'ten 75 milyon yıl daha yaşlı; yani kuşların atası olduğu iddia edilen canlıdan 75 milyon yıl önce de tüm özellikleriyle tam bir kuş yaşıyordu."9

    Longisquama'nın bulunmasıyla birlikte, sadece Archaeopteryx efsanesi değil, aynı zamanda "kuşların evrimi" hakkındaki tüm evrimci varsayımlar da sarsılmış durumdadır. Fosili inceleyen paleontologlardan biri olan Jones, "Bu fosil, insanların kuşların dinozorlardan evrimleştiği fikrini sorgulaması için son derece yeterlidir" demektedir.10


    Kaynaklar:
    1 Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401
    2 Carl O. Dunbar, Historical Geology, New York: John Wiley and Sons, 1961, s. 310
    3 L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt 98, 1980, s. 86
    4 L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt 98, 1980, s. 86; L. D. Martin "Origins of Higher Groups of Tetrapods", Ithaca, New York: Comstock Publising Association, 1991, s. 485, 540
    5 S. Tarsitano, M. K. Hecht, Zoological Journal of the Linnaean Society, cilt 69, 1985, s. 178; A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 177, 1980, s. 595
    6 Richard L. Deem "Demise of the 'Birds are Dinosaurs' Theory",
    http://www.yfiles.com/dinobird2.html
    7 S. J. Gould & N. Eldredge, Paleobiology, cilt 3, 1977, s. 147
    8 Science, 23 Haziran 2000, cilt. 2149
    9 "Kuşların Atası Kuş Çıktı", Milliyet, 25 Haziran 2000
    10 Science, 23 Haziran 2000, cilt. 2149

  2. #2
    Gri
    Gri çevrimiçi
    Gezgin Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri aşmış, yardırmış, bitirmiş olayı Gri insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Feb 2003
    Konum
    Dersaadet
    Mesajlar
    7.815
    Teşekkür
    121
    50 mesajda 65 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Archæopteryx yanılgısı

    İyi yemişler sizi: Gould evrim karşıtı falan değildir:

    Stephen Jay Gould ve Alan Feduccia, evrim karşıtlarının sıkça alıntı yaptığı ve evrim karşıtı görüşlerine destek sağlamak için kullandıkları iki talihsiz bilim insanıdır Gould ve Feduccia’dan yapılan alıntılarla, bu kişiler geçiş formlarının olmadığını savunuyormuş gibi gösterilmeye çalışılır ve böylece evrim karşıtı görüşler bilim insanları tarafından sanki geniş bir destek görüyormuş havası verilmeye çalışılır Feduccia genellikle Archaeopteryx’in geçiş formu olup olmadığı konusunda alıntılanırken Gould, hem genel anlamda geçiş formları konusunda hem de Archaeopteryx’le ilgili olarak alıntılanır Şimdi bu iki bilim insanının geçiş formları, Archaeopteryx ve yaratılışçıların taktikleriyle ilgili düşüncelerine bakalım

    İlk olarak Gould’un geçiş formlarının varlığı hakkında ne dediğine ve yaratılışçıların kendisini geçiş formlarının olmadığını söylüyormuş gibi göstermesiyle ilgili görüşlerine bakalım:

    “Since we proposed punctuated equilibrium to explain trends, it is infuriating to be quoted again and again by creationists – whether through design or stupidity, I do not know – as admitting that the fossil record includes no transitional forms Transitional forms are generally lacking at the species level but are abundant between larger groups” (Gould, S J 1983 Hen’s Teeth and Horse’s Toes p 260)


    Direk çeviri yapmadan Gould’un burada söylediği birkaç önemli noktaya değineyim Kesintili denge (punctuated equilibrium) görüşünü sunduklarından beri yaratılışçılar tarafından fosil kayıtlarında geçiş formlarının olmadığını kabul ediyormuş gibi gösterilmenin sinir bozucu olduğunu söylüyor Geçiş formlarının, tür seviyesinde genelde az olduğunu ama büyük canlı grupları arasında bol miktarda bulunduğunu söylüyor

    Bir de Gould’un Archaeopteryx hakkında ne söylediğine bakalım:

    Archaeopteryx, the first bird, is as pretty an intermediate as paleontology could ever hope to find—a complex mélange of reptilian and avian features (Gould, S J 1991 Bully for Brontosaurus p 144)

    Archaeopteryx’in paleontologların hep bulmayı ümit edebilecekleri kadar güzel bir geçiş formu olduğunu ve sürüngen ile kuş özelliklerinin kompleks bir karşımı olduğunu söylüyor burada Gould

    Peki Gould’un hangi sözleri onun geçiş formlarının olmadığı veya Archaeopteryx’in bir geçiş formu olmadığı gibi görüşleri savunuyormuş gibi gösterilmesinde kullanılıyor? İşte alıntının orjinali şöyle:

    At the higher level of evolutionary transition between basic morphological designs, gradualism has always been in trouble, though it remains the “official” position of most Western evolutionists Smooth intermediates between Baupläne are almost impossible to construct, even in thought experiments; there is certainly no evidence for them in the fossil record (curious mosaics like Archaeopteryx do not count) (Gould, S J and Eldredge, N “Punctuated equilibria: the tempo and mode of evolution reconsidered” Paleobiology, Vol 3 1977 pp 115-151 p 147)

    Bu bölüm Duane Gish’in, Evrim: Fosiller Hala Hayır Diyor adlı kitabında şöyle aktarılmış:

    Kademeli değişim pek çok batılı evrimcinin resmi duruşu olarak kalsa bile morfolojik taslaklar arasındaki evrimsel dönüşümün daha yüksek seviyeleri söz konusu olduğunda daima başı belaya girmektedir Bauplane arasında birbirleriyle bağlantılı olan geçiş formlarının bir araya getirilmesini düşünmek bile hemen hemen imkansızdır Fosil kaydında bunlar için kesinlikle bir kanıt yoktur (Archaeopteryx gibi tuhaf karışımlar hesaba katılamaz)

    Orijinal metinde dikkat edilmesi gereken birkaç terim var: Smooth intermediate, Baupläne ve mosaic Bunların anlamlarını bilmeden bu bölümün yorumlanması ve buradan doğru sonuçlara varılması mümkün değildir Smooth intermediate terimi Türkçe’ye en uygun şekilde “yumuşak bir geçişi gösteren ara form” olarak çevrilebilir Baupläne terimi ise “vücut planı” anlamına gelmektedir Kuşlar, sürüngenler, memeliler ve amfibiyenler tetrapod (dört üyeliler) vücut planına sahiptir Omurgalılar içinde en yaygın vücut planı tetrapod vücut planıdır Omurgalılardaki bir diğer vücut planına sahip canlılar Osteichthyes yani kemiklibalıklardır Omurgasızlardaki en yaygın temel vücut planı ise Cephalopod yani kafadan bacaklı vücut planıdır Mosaic ise kolayca tahmin edilebileceği gibi “mozaik” anlamına gelmektedir Bu da farklı canlılardan farklı özelliklerin bir mozaik oluşturacak şekilde bir araya geldiğini, ortaya bir karışım çıktığını belirtmek için kullanılan bir kavramdır Bu alıntıda Archaeopteryx’e mozaik demesinin nedenini daha önce verdiğim alıntısında gizli aslında: “sürüngen ile kuş özelliklerinin kompleks bir karşımı” Bazı özelliklerini sürüngenlerden bazılarını ise kuşlardan aldığı için Archaeopteryx bir mozaik olarak değerlendirilmektedir Gould tarafından

    Tüm bu bilgilerin ışığında ilgili alıntıdan nasıl bir anlam çıkarmamız gerektiğini irdeleyebiliriz Gould, vücut planları arasındaki yumuş geçişi gösteren ara formların düşünce deneylerinde bile oluşturulmasının neredeyse imkansız olduğunu ve fosil kayıtlarında bunlara dair hiçbir delil olmadığını söylüyor ve Archaeopteryx gibi mozaiklerin buna örnek olamayacağını ekliyor Yukardaki tanımlar ışığında bu alıntıya bakınca aslında herkes gayet mantıklı ve normal gözüküyor Farklı vücut planlarına sahip canlılar yukarda da açıkladığım gibi zaten birbirlerinden gayet uzak, oldukça farklı canlılar Bunların arasındaki yumuşak geçişe dair fosiller olmaması çok doğal Burada dikkat edilmesi gereken konu geçişin yumuşaklığıdır Bu kadar farklı yapılar arasında yumuşak bir geçiş olması için vücudun birçok farklı bölümünün aynı anda ufak ufak değişmesi ve bunun devamlı bu şekilde ilerlemesi gerekir ki zaten Gould’un da ifade ettiği gibi bu tip birşeyi düşünsel olarak oluşturmak bile neredeyse imkansızdır Zaten bu nedenle Archaeopteryx gibi mozaiklerin bunlara örnek olamayacağını söylüyor Gould ve Eldredge’in ortaya koydukları kesintili denge görüşü bu gözlemlerle uyumludur

    Kısaca özetleme gerekirse Gould, vücut planları arasındaki yumuşak bir geçişe dair hiçbir delil olamadığını söylüyor Ayrıca Archaeopteryx gibi mozaiklerin yumuşak bir geçişe dair delil sayılamayacaklarını söylüyor

    Bu söylenenlerin daha önceki alıntılarla çelişen bir yönü olmadığı çok açık Türler arasındaki geçişe dair geçiş formlarının az olduğunu söylüyordu ki bu yumuşak geçişin zorluğu nedeniyle gayet doğal Büyük canlı grupları arasındaki geçişi gösteren geçiş formlarının bol miktarda olduğunu söylüyordu ki bunlara da Archaeopteryx benzeri mozaikleri göstermek mümkündür Ayrıca Archaeopteryx’in kuş ve sürüngen özellilerinin mükemmel bir karışımı ve çok güzel bir geçiş formu olduğunu söylüyordu ki bu da Archaeopteryx’in bir mozaik olarak değerlendirilmesiyle uyumuludur

    Sonuç olarak bu alıntıdan yola çıkarak Gould’un, ne geçiş formlarının var olmadığını ne de Archaeopteryx’in bir geçiş formu olmadığını savunduğu sonucuna varmak mümkün değildir Daha doğrusu böyle bir sonuca varmak doğru ve gerçekleri ifade eden bir çıkarım değildir

    ***

    Alan Feduccia daha önce de belirttiğim gibi genellikle Archaeopteryx’in geçiş formu olmadığını iddia etmeye çalışan yaratılışçıların değişmez tercihidir İlk olarak Feduccia’nın kuşların evrimiyle ilgili genel kabul gören görüşten farklı bir görüşü savunduğunu belirteyim En yaygın görüşe göre kuşlar, theropod dinozorlardan evrimleşmiştir Feduccia ve onunla benzer düşünen ufak bir grup ise kuşların, archosaur grubu canlılardan olan thecodont’lardan evrimleştiğini savunuyor Yani kuşların kökeniyle ilgili genel görüşün dışında bir görüşü savunuyor Ama sonuçta Feduccia da kuşların sürüngen kökenli olduğunu savunuyor çünkü thecodont’lar da dinozorlar gibi sürüngen sınıfında yer alıyor

    Şimdi gelelim Feduccia’nın Archaeopteryx’in

    The Archaeopteryx fossil is, in fact, the most superb example of a specimen perfectly intermediate between two higher groups of living organisms—what has come to be called a ‘missing link’, a Rosetta stone of evolution (Feduccia, A 1996 The Origin and Evolution of Birds p 1)

    Archaeopteryx’in, yaşayan iki üst canlı grubu arasındaki mükemmel örnek olduğunu ve evrimin Rosetta taşı sayılabileceğini söylüyor Yani Feduccia Archaeopteryx’in, kuşlar ile dinozorlar arasında değil ama kuşlar ile başka bir canlı grubu arasındaki geçişi mükemmel olarak gösterdiğini söylüyor

    Sonuçta Feduccia, Archaeopteryx’in kuşlar ve sürüngenler arasında mükemmel bir geçiş formu olduğunu kabul ediyor ama sürüngenler içinde hangi gruptan olduğu konusunda genel kabul gören görüşten farklı bir görüşü savunuyor

    Bu arada Feduccia’nın Discover Magazine’de yayımlanan bir röportajından bir bölüm aktarayım:

    Creationists have used the bird-dinosaur dispute to cast doubt on evolution entirely How do you feel about that?

    Creationists are going to distort whatever arguments come up, and they’ve put me in company with luminaries like Stephen Jay Gould, so it doesn’t bother me a bit Archaeopteryx is half reptile and half bird any way you cut the deck, and so it is a Rosetta stone for evolution, whether it is related to dinosaurs or not These creationists are confusing an argument about minor details of evolution with the indisputable fact of evolution: Animals and plants have been changing The corn in Mexico, originally the size of the head of a wheat plant, has no resemblance to modern-day corn If that’s not evolution in action, I do not know what is


    Kendisine yaratılışçıların, kuş-dinozor anlaşmazlığını evrimin üzerine şüphe düşürmek için kullanmaları hakkında ne düşündüğü sorulduğunda Feduccia kabaca şöyle bir cevap veriyor Yaratılışçıların ortaya konan her türlü argümanı çarpıttığını ve kendisini Stephen Jay Gould gibi bir aydınla aynı gruba koymalarının kendisi açısından sıkıntı yaratmadığını söylüyor Archaeopteryx’in yarı sürüngen yarı kuş olduğunu ve bunun Archaeopteryx’in dinozorlarla bağlantısı olup olmamasıyla bir ilgisi olmadığını söylüyor Ayrıca yaratılışçıların, evrimin ufak bir detayıyla ilgili bir argümanla, evrimin inkâr edilemez gerçeği olan hayvanların ve bitkilerin değişmesini ayırt edemediklerini söylüyor

    Evrim karşıtları için bugünkü dersimiz bu kadar Umarım ders bazı gerçekleri görmeniz için faydalı olmuştur ve bundan sonra Stephen Jay Gould ve Alan Feduccia’yı evrim karşıtlığı adına, geçiş fosillerinin olmadığını, Archaeopteryx’in geçiş formu olmadığı gibi temelsiz görüşlere destek sağlamaya çalışırken kullanmazsınız

    Bu yazı (17052009 tarihinden itibaren) toplamda 1333, bugün ise 4 kez görüntülenmiştir

    Evrim Kar??tlar?na Dersler: Stephen Jay Gould ve Alan Feduccia – B?L?M FELSEFE D?N
    Şimdi bir martı olup uçmak, bir meyhane sofrasına düşmek, lüfer tabağına kanatlarımızı uzatıp rakı kadehine gagamızı daldırmak lazımdır bize

+ Konuyu yanıtla

Favorilerim

Ne yapabilirim?

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara yanıt veremezsiniz
  • Eklenti yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz