|
Kuyucan
Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 9
|
tesadüfler kaçınılmazdır
|
|
bahsettiğin (Enam 148 ) ayetin izahı şudur: onlar esasen doğru söylediler
zira bakın enam
7 . ayete " Allah dileseydi ortak koşmazlardı" o halde Allah onları niçin kınadı: şundan: onlar bu sözlerle "madem herşeyi Allah bize zorla yaptırıyor o halde biz nasıl sorumlu olacağız" şeklinde sorumluluğu inkar edici bir anlayışla bu ifadeyi söyledikleri için Allah onları kınıyor. yoksa dedikleri doğrudur. enbiya 23. ayetteki düşünceyi inkar etmiş oldular bu fikilleriyle. Enbiya 23: "O yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumludur"
*** Allah'ın Amacı Yoktur
İspatı: Amaç edinmek acizliktir. Çünkü mesela birisi bir hususta bilgili olmayı amaç edinmiş olsun; dikkat edilirse kişi bilgili olmayı amaç edindiğinde, amaç edindiği konuda bilgisiz demektir. Yani bir şeyi amaç edinen, amaç edindiği anda, amaç edindiği şeyden yoksundur. Bilgili olmak kemaldir, olgunluktur; bilgisizlik eksikliktir, dolayısıyla eksiklik, noksanlık Allah için düşünülemeyeceği için, Allah'ın amacı olmaz, olamaz.
*** Bence kaderin sırrı şudur: Allah'ın dilemesinin nedeni yoktur. Yani cenneti, cehennemi, dünyayı, insanı yaratmasının aslında hiçbir nedeni yoktur. İşte ispatı: "Ezeli (öncesiz, başlangıcı olmayan) olan bir şeyin sebebi yoktur." Şu demektir: Mesela biri üşür, palto giyer. Kişi palto giymeden önce üşümüştür. O halde görünüşte baktığımız zaman, palto giymenin sebebi üşümektir. Lakin üşüme olayı, paltonun giyilmesinden zaman olarak öncedir. Dolayısıyla bir şeyin sebebi, her zaman sebepliden, neticesinden önce gelir. Bu kabul edildiğinde devam edelim. Öncesiz (ezeli) olan bir şeyin sebebi yoktur, dedik. Soruyorum: "Öncesiz olan bir şeyin, öncesi olur mu?", "Olmaz" denecektir. Zira eğer onun da öncesi olsaydı, ona öncesiz denmezdi. Görüldüğü gibi öncesiz olanın öncesi olmuyor. Lakin yukarıda ispat ettiğimiz üzere, bir şeyin sebebinin olması için muhakkak zaman olarak önceliğinin olması ve önceden olması gerekiyordu. Dolayısıyla öncesizliğin öncesi yoksa, o halde sebebi de olmaz. Sebebinin olması için daha öncesinin olması gerekir. Hal böyle olunca "Ezeli olan bir şeyin sebebi yoktur" önermesinin doğruluğu sabit olur. Soruyorum: "Allah bu dünyayı yarattı ama, isteyerek mi yarattı, istemeyerek mi yarattı?", "İsteyerek yarattı" denecek. Yani yaratması hadis ise de, ezeli iradesiyle oluyor. Soru: "Allah ezeli olarak mı irade sahibiydi, yoksa sonradan mı irade sahibi oldu?", "Ezeli olarak irade sahibiydi" derler. Lakin sizinde gördüğünüz gibi "Ezeli olan bir şeyin sebebi yoktur" önermesine göre, Allah'ın iradesi de ezeli olduğu için, onun da sebebi yoktur. Allah'ın yaptıkları ise, O'nun iradesiyle olunca; "O'nun yaptıklarının nedeni yoktur" demek durumundayız. İşte, kaderin sırrı budur diyorum. Yani nedensizlik, illetsizlik. Bununla beraber Kur'an'da ve hadislerde Allah'ın sanki amacı olduğu ya da yaptıklarının bir sebebi varmış gibi olduğunu ilk bakışta akla getiren ifadeler görüyoruz. İşte bu ifadeleri te'vil etmek, yani akla gelen ilk anlamı bırakıp, başka bir mana vermek lazımdır. Bu dünya imtihan dünyası da değildir. Mesela Hz. Adem'i yaratmadan önce de, onun yasak ağaçtan yiyeceğini biliyordu. Zaten rızık da Allah'tan. Ona zoraki yedirdi. Böyle imtihan olur mu? Olmaz elbette. Böyle ayet ve hadisleri uygun bir şekilde yorumlamak lazım geliyor.
*** İmtihan işi Allah için imkansızdır. Biz imtihan diye geçen ayetleri te'vil etmek lazım dedik ve bir takım izahlar yaptık. Onlardan biri de "Allah; sanki kullardan çıkan fiilleri bilmiyorda, bilmek isteyen birinin muamelesi gibi muamelede bulunuyor" şeklindeki izahımızdı. Şimdi bu hususta birkaç ayeti örnek vereceğim.
--- Muhammed 31: "Andolsun, biz, sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye kadar, sizi deneyeceğiz ve haberlerinizi de sınayacağız (açıklayacağız)."
--- Yorum: Allah denemeden bahsediyor. "Mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye kadar", diyor. Peki ama onları yaratmadan önce, kimin mücahid ve kimin sabreden olduğunu bilmiyor mu? Biliyor; ama böyle ifade ediyor. Yani böyle şeyler Kur'an'da vardır. Ve bizim imtihan ifadesiyle ilgili yaptığımız yorumlar tuhaf görülmemelidir.
Bakara 143: "Ey habib-i zişanım; senin teveccüh ettiğin kıbleyi biz meşru kılmadık, illa Resulümüze ittiba edip devam edenlerle ittibaı terkle arkasına dönüp irtidad edenleri bilelim için meşru kıldık ve kıbleyi tahvil çok kimseler üzerine elbette ağır ve büyük bir iş oldu, illa Allah'ın hidayette kıldığı kimseler üzerine ağır olmadı."
Al-i İmran 140: "Eğer size bir yare dokunmuş ise şüphesiz o kavmede onun misli bir yare dokunmuştur. Ve o günleri biz nas arasında döndürürüz. Ve Allah Teala'nın iman edenleri bilmesi ve sizden şahidler ittihaz etmesi içindir. Ve Allah Teala zalimleri sevmez."
Allah ve Resulü'ne inandığım için, bu kadar hakaretlere uğrayacağım aklımın ucuna gelmezdi. Lakin aklıma gelmeyen, başıma geldi.
Allah bildiği için yazdı demeye getiriyorsun mesela Ademin yasak ağaçtan yiyeceğini Allah o yemeden önce biliyordu. dolayısıyla ilim maluma tabidir yani bilinene tabidir tesir etmez diyorsunuz cevap : peki ama ademin yasak ağaçtan yemesi yani bahsi geçen Allahın bildiği fiil yine Allahın iradesiyle gerçekleşmedi mi? eğer bu soruya evet Allahın iradesiyle vuku buldu bu hadise derseniz bakın ne oldu Allah onun yasak ağaçtan yemesini irade etmiş oldu ve Allahın irade ettiği bir fiilin meydana gelmesini Adem engelleyemez o zaman anladık ki Adem bu fiili yapmaya mecbur oldu bu bir izahtır bir izahım daha var ki o da sitededir
1- Allahın yaratığı cüz-i iradeye yok demiyoruz ve özgür de demiyoruz.
2- Allaha sövme fiilinin işlenmesi için gerekli olan her şeyi(düşünce, cüzi irade) Allah yarattıktan sonra daha nasıl Allah sövdürtmüyor diyebiliriz.İçki içmek de şer Allaha sövmek de şer müslümanlar şerrin Allah'tan geldiğine inanır.
3-İçki; maturidi,eşari mezhebine göre rızıktır.Müslümanlar rızkın Allahtan geldiğine inanır.İçkiyi Allah içirmiş olmuyor mu?
4-Firavun imanının kabul edilmediği konusunda bana katılmıyorsun o halde cevap ver :Firavun iman ettiğinde hayatta mıydı yoksa ölmüş müydü? Hayattaydı dersen soruyorum iman ettiğinde de iman etmekle mükellef miydi?(Araf 158)
size göre hem iman teklifi var hemde iman etmesi kabul edilmiyor.Peki bu teklifi mala yutak (kaldıramayacağı yükü yüklemek)değil mi?Halbuki mutezile , maturıdiye ve siz de teklifi mala yutak'ı kabul etmezsiniz çünkü bunu kabul etmek cebr'i kabul etmek demektir
ne oldu sesiniz çıkmıyor araştırdınızda eşariliğin cebir ci oilduğunu gördünkobra işin özü şu ki: eşari mezhebinin yüzyıllardır bir adı var insanlar içinde ehli sünnet diye anılagelen bir ekoldür bu yüzyıllardan beri süre gelen ekole direkt olarak saldıramıyorlar cebr düşüncesine karşı çıkanlar dikkat edersen cebriyye adı altında hertürlü hakareti yapıyorlar dalga geçiyorlar fakat iş eşari mezhebinin kader konusunda bilgi vermeye geldiğinde bu konuyu kısa kesip aslında cebriyye bir kayış var bu görüşte diyorlar ama bak cebriyyeye yaptıkları aşağılamaları ona hemen hemen hiç yapmıyorlar bu nokta önemli sonra darbı mesel adı altında bir ifade uydurup "eşarinin kesp anlatımı gibi" diyorlar böylece okuyucuların aklına gelen eşarilikte yoksa cebirci mi anlayışını sindiriyorlar ve yüzyıllardır gelen iki hak mezhep anlayışını yani eşarilik ve maturidilik korumaya çalışıyorlar dersen ki bunu niçin böyle yapıyorlar: önceklikle taklitçilik ve sonra bu husus aklına geldiğinde bu kadar alim bu işi anlayamadıda ben mi anlayacağım bu işleri. bu kadar zamanın alimleri geldi geçti onlar bu iki mezhebi övdüler demek ki benim anlamadığım bir nokta var o bakımdan ben bu düşüncelere dalıyorum hiç said nursinin, elmalılı hamdi yazırın anlayamadığı bir şeyi ben anlayabilirmiyim? aman sakın bunu hiç kimseye söylemeyeyide bana gülmesinler. zira bu düşünceye ben bile inanamıyorum( yani eşarinin cebirci olup maturidi mezhebinin tersi düşünceyi savunması hususu) ve gülecek gibi oluyorum. ah ah eskilere tabi olmak lazım terbiyeli olmak lazım haddini bilmek lazım..
ebu hanifeden bahsediyorsun eğer piyasada dolaşan fıkhı ekberi o yazdıysa içinde kabul etmediğim görüşler var. şöyle anlatılıyor. mesela levhi mahfuza yazılanlar detaylı olarak yazılmış olmadığı ve Allahın eli yüzü gibi geçen ayetleri tevil etmenin yanlış olduğunu söylediği rivayet ediliyor ben diyorum ki Allahın eli ve yüzü vardır diyen kafir olur. zira bu Allaha cisim demek olur dolayısıyla bu ve benzeri ifadelerin tevil edilmesi şarttır. yine ebu hanifeye nispet edilen bu fıkhı ekber adlı kitapta çelişkiler mevcuttur zira hem cebr şeklinde ifadeler var mesela herşeyin Allahın iradesiyle olduğu söyleniyor hemde teklifi mala yutak yoktur (kullara kaldıramayacağı yükü yüklemek) deniyor bunlar çelişkidir fakat bu kitabın şerhlerine gelince kitabı hepten tanınmaz hale sokmuşlardır zira şerhedenler okuduklarımda gördüğüm kadarıyla cebre karşılar dolayısıyla kitabın bazı bölümlerinde kitabın aslıyla şerhi zıtlık oluşturuyor. razi gazali ve eşariden bahsediyorsun ben zaten bu üç şahsı ruyet meselesinden dolayı tekfir ettim fakat kader hususunda bunlar cebri savunurlar zaten bunlardan ben çok şey öğrendim sen eşari mezhebini birçok kelam kitabından incele cebri mutavassıt ( orta cebr) diyorlar ama bunlar laftır neden biliyormusun çünkü: soruyorum sana cebrin ortası olur mu? cebr cebrdir bitti. bu işler böyle eşari mezhebinin yüzyıllardan beri edindiği yer itibariyle ona fazla yüklenemiyorlar ona cebri mutavasıt deyip sanki cebr görüşünden ayrı bir itikadı savunuyormuş gibi bir imaj verip cebriyye adı altında hem cehmiyye ye ve tüm cebr görüşünü savunanlara yükleniyorlar nasıl olsa insanların tamamına yakını eşari mezhebinin gerçek görüşünü tam bilmiyor( işte ispatı : şafiler kitaplarda itikadı mezhepleri eşarilik diye söyleniyor ben iddia ediyorum sorun çevrenizdek en bilgili şafi mezhebinde olanlara deyin ki sizin itkadi mezhebiniz nedir deyin eğer eşarilik derse kader hususunda benim sorduğum birkaç soruyu onlar sorun mesela hayır ve şer Allahtan mı zina yapmak Allahtan mı hani hayır ve şer Allahtandı ya.. ) iddia ediyorum kendini eşari olarak tanıtan bu insanların tamamına yakını savunduğunu söylediği mezhebin cebirci olduğunu bilmez ve size "kulların özgür iradeleri vardır" derler deneyin görün (yani şunu demek istiyorum eşari mezhebi kitaplarda kalmış bir mezhep olup günlük hayata pek yansımamıştır. bence bu gazali ve razinin döneminde de böyleydi yani kitaplarda yazdığı gibi eşarilik bence hiçbir zaman söylendiği gibi halk üzerinde etkili olamamıştır bu görüşler bence kitaplarda satırlarda kalmıştır tecrübelerim bunu gösteriyor. mustafa sabrinin deyimiyle gerçek şudur: mutezile maturidilik ismi altında günümüze kadar yaşamıştır.( ısrarla söylüyorum sana kobra sitede mustafa sabrinin insan ve kader adlı kitabında maturidinin iç yüzünü ortaya koymuştur baksana) bana daha evvel mustafa sabrinin said nursinin kitaplarının okunmasını desteklediğini söylemiştin değil mi cevap: mustafa sabri önceleri maturidi idi sonra eşari olmuştur .) kendini eşari görenlerin bilgilileri bile bu mezhebin savunduğunu tam tersi itikadı savunurlar ah ah) bir de sana yaptıkları gibi laf oyunlarıyla üstünü sisle örtüp bu tamda eşarinin cüzi iradesini, kesbi anlattığı gibi deyip bunu bir de darbı mesel haline geldiğini kitaplara yazıyorlar ne oldu hoooop işte şu oldu millet zaten ekseriyetle maturidi görüşünde bak eşari kardeş mezhep bazıları öyle diyorlar ama onlar bu işi hakkıyla bilmiyorlar onlar sığ görüşlüdür tabi ki eşari ile cebriye çooook ayrıdır hiç öyle olur mu zaten öyle olsaydı bu iş bu kadar gizli kalır mıydı? karşılıklı tekfirleşmek gerekirdi değil mi hem eşarilik hem maturidilik birbirlerini tekfir ederler di böyle şey olmadığına göre siz o kursatotcu nun söylediklerine bakmayın kulak bile asmayın o kim oluyorda 7-8 sene araştırmakla bu 1000 yıldır gelen şeyi çözdüğünü söylüyor bu kadar eşari alimi maturidiyi anlamadıda bu iki kardeş mezhep yüzyılladan beri bi'dad mezheplerine karşı kolkola mücadele etmişlerdir. bunların arasını bu kursat açmaya çalışıyor onu gale bile almamak lazım hiç bunlar düşünmeye değer mi akıl bunu kabul edermi arapça bile bilmiyor sonra da kalkıp ayetlerin tevilini yapıyorum diyor buna sadece gülünür karşılık bile verilmez...
not: sana maturidinin cebr görüşünü tekfir ettiğini göstereceğim ama sen daha eşarinin cebirci olduğunu kabul etmiyorsun bir şey söylemek daha istiyorum bu forumda yokmu şu eşari mezhebini inceleyen ve bu mezhebin cebirci olduğunu anlayan eğer varsa bu forumda şu kobraya anlatsın anlatsınKADERE İMAN
4795 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kul, hayrıyla, şerriyle kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve şerden) isabet edecek şeyi atlatamayacağını, (hayır ve şerden) kaçacak olan şeyi de yakalayamayacağını bilmedikçe iman etmiş olmaz."
Tirmizi, Kader 10, 2145.
***
4796 - Ubâde İbnu's-Sâmit radıyallahu anh oğluna ölümü sırasında demiştir ki: "Oğulcuğum, başına gelecek olan şeyin asla atlatılamayacağını, kaçırdıklarını da yakalayamayacağını bilmedikçe sen, imannın hakikatının tadını asla bulamazsın. Zira ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:
"Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: "Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz!" dedi."
"Oğulcuğum, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan şunu da işittim:
"Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4700); Tirmizi, Kader 17, (2156).
***
KADERLE AMEL
4797 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, elinde iki kitap olduğu halde yanımıza geldi ve:
"Bu iki kitap nedir biliyor musunuz?" buyurdular. Cevaben:
"Hayır, ey Allah'ın Resûlü! bilmiyoruz. Ancak bildirmenizi istiyoruz!" dedik. Bunun üzerine sağ elindekini göstererek:
"Bu Rabbülâlemin'den (gelmiş) bir kitaptır. İçerisinde cennet ehlinin isimleri mevcuttur. Hatta onların babalarının ve kabilelerinin isimler de mevcuttur ve sonunda da icmal yapmıştır. Bunlara asla ne ilave yapılır, ne de onlardan eksiltmeye yer verilir. Hiç değişmeden ebedi olarak sabit kalır" buyurdular. Sonra sol elindekini göstererek:
"Bu da Rabbülâlemin'den bir kitaptır. Bunun içinde de ateş ehlinin isimleri, onların atalarının isimleri ve kabilelerinin isimleri vardır. En sonda da icmâllerini yapmıştır. Bunlara asla ne ziyade yapılır, ne de eksiltmeye yer verilir!" buyurdular. Ashabı sordu:
"Öyleyse ey Allah'ın Resûlü, niye amel ediliyor? Madem ki her şey önceden olmuş bitmiş, yazılmış ve artık yazma işinden fariğ olunmuş (bir daha yapma gayreti de niye)?"
Resûlullah şu cevabı verdi:
"Siz amelinizle doğruyu ve istikameti arayın! İtidali koruyun, Zira, cennetlik olan kimsenin ameli, cennet ehlinin ameliyle sonlanır; (daha önce) ne çeşit amel yapmış olursa olsun. Keza cehennemlik olanın ameli de cehennem ehlinin ameliyle sonlanır, hangi çeşit amel ile amel etmiş olursa olsun!"
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, sonra elindeki kitapları atıp, elleriyle işaret ederek dedi ki:
"Rabbiniz kullardan artık fariğ oldu, birkısmı cennetlik, birkısmı da cehennemliktir."
Tirmizi, Kader 8, (2142).
***
4798 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Biz bir cenaze vesilesiyle Baki'u'l-Ğarkad'da idik. Derken yanımıza Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çıkageldi ve oturdu. Biz de etrafında (halka yapıp) oturduk. Elinde bir çubuk vardı. Çubuğuyla yere birşeyler çizmeye başladı. Sonra:
"Sizden kimse yok ki, şu anda cennet veya cehennemdeki yeri yazılmamış olsun!" buyurdular. Cemaat:
"Ey Allah'ın Resûlü, dedi. Öyleyse hakkımızda yazılana itimad edip ona dayanmayalım mı?"
"Çalışın, buyurdular. Herkes kendisi için yaratılmış olana erecektir. Cennetlik olanlar, saadet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır. Şekâvet ehli olanlar da şekâvet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır!"
Sonra şu ayeti tilavet buyurdular. (Mealen): "Kim bağışta bulunur, günahtan kaçınır ve dinin en güzelini tasdik ederse, biz de ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırız" (Leyl 5-7).
Buhari, Tefsir, Leyl, Cenaiz 83, Edeb 120, Kader 4, Tevhid 54; Müslim, Kader 6, (2647); Ebu Davud, Sünnet 17, (4694); Tirmizi, Kader 3, (2137), Tefsir, Leyl, (3341).
***
4799 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Süraka İbnu Malik İbnu Cu'şem radıyallahu anh gelerek sordu:
"Ey Allah'ın Resûlü! Bize dinimizi açıkla. Sanki yeni yaratılmış gibiyiz. Şimdi amel ne husustadır: Kalemlerin kuruduğu, miktarların kesinleştiği şeylerde mi, yoksa istikbale ait şeylerde mi çalışacağız?"
"Hayır (istikbale ait şeylerde değil). Bilakis kalemlerin kuruduğu, miktarların cereyan ettiği (kesinleştiği) hususta!" buyurdular. Sürâka tekrar:
"Öyleyse niye amel edelim (boşa zahmet çekelim)?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Çalışın! Herkes yaratıldığı şeye erecektir! Herkes, (yazıldığı) ameliyle amil olacaktır!" buyurdular."
Müslim, Kader 8, (2648).
***
4800 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Sâdık ve Masdûk olan Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddetle "alaka" olur. Sonra bu kadar müddette "mudga" olur. Sonra Allah bir meleği dört kelimeyle gönderir: (Bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şaki veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir. Kendinden başka ilah olmayan zâta yemin olsun, sizden biri, (hayatı boyunca) cennet ehlinin ameliyle amel eder. Öyle ki, kendisiyle cennet arasında bir zirâlık mesafe kaldığı zaman ona yazısı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Aynı şekilde sizden biri (hayatı boyunca) cehennem ehlinin amelini işler. Kendisiyle cehennem arasında bir ziralık mesafe kalınca yazısı ona galebe çalar ve cennet ehlinin amelini işleyerek cennete girer."
Buhari, Kader 1, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 1, Tevhid 28; Müslim, Kader 1, (2643); Ebu Davud, Sünnet 17, (4708); Tirmizi, Kader 4, (2138).
Rezin şu ziyadede bulundu: "(Resûlullah) şunu da buyurdular: "Nutfe düştü mü, kırk gün rahimde uçar. Sonra kırk günde alaka olur. Sonra kırkgünde mudga olur. Bir nefis olarak yaratılma safhasına gelince, Allah onu tasfir edecek (şekillendirecek) bir melek gönderir. Melek iki parmağının arasında toprak olduğu halde gelir. Onu mudgaya karıştırır. Sonra onu yoğurur, sonra da emredildiği üzere onu tasvir eder."
***
4801 - Âmr İbnu Vasıla anlatıyor: "Abdullah İbnu Mes'ûd radıyallahu anh'ı dinledim. Demişti ki: "Şakî, annesinin karnında iken şaki olandır. Said de başkasından ibret alandır." (Bunu işittikten sonra) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes'ud'un söylediğini anlattı ve sordu:
"Kişi amelsiz nasıl şakî olur?" Huzeyfe radıyallahu anh:
"Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:"
"Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırkiki gece geçti mi, Allah ona bir melek gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini, görmesini, derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar:
"Ey Rabbim! Bu erkek mi, dişi mi?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra sorar:
"Ey Rabbim! Eceli nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar sorar:
"Ey Rabbim! Rızkı nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra melek elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de eksilir."
Müslim, Kader 3, (2645).
***
4802 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup:
"(Hastalık nev'inden) hiçbir şey hiçbir şeye sirayet etmez!" buyurmuşlardı ki bir bedevi:
"Ey Allah'ın Resûlü! Nasıl olur? Bir deve sürüsüne, kuyruğu ile haşefesini uyuzlamış bir deve gelince hepsini uyuzlu yapar!" dedi. Aleyhissalatu vesselâm:
"Pekalâ, birincisini kim uyuzladı? Ne sirayet, ne safer (inancınızda hakikat) vardır. Şurası muhakkak ki, Allah her nefsi yaratmış, onun hayatını, ölümünü, rızkını ve uğrayacağı musibetlerini yazmıştır."
Tirmizi, Kader 9, (2144).
***
4803 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):
"Allah Teâla hazretleri bir kulun hayrını diledi mi onu istimal eder!" buyurmuştu. Kendisine: "Onu nasıl istimal eder?" diye soruldu.
"Ölümden önce salih amel işlemede muvaffak kılar!" buyurdu."
Tirmizi, Kader 8, (2134).
***
4804 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kişi vardır, uzun müddet cennet ehlinin amelini işler, sonra da ameli cehennem ehlinin ameliyle hitam bulur. Yine kişi vardır, uzun müddet cehennem ehlinin ameliyle amel eder de sonunda cennet ehlinin ameliyle hitam bulur."
Müslim, Kader 11, (2651).
***
4805 - İbnu Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah (cin ve ins dahil) mahlukatını bir karanlık içinde yarattı. Sonra üzerlerine kendi nurundan serpti. Bu nur, kimlere isabet ettiyse hidayeti buldular, kimlere de isabet etmediyse sapıttılar. Bu sebeple diyorum ki: "Kalem, Allah Teâla'nın ilmi hususunda kurumuştur."
Tirmizi, İman 18, (2644).
***
KADERE RIZA
4806 - Sa'd İbnu Ebî Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ademoğlunun saadet (sebepleri)nden biri de Allah Teâla'nın hükmettiğine rıza göstermesidir. Şekâvet (sebepleri)nden biri de Allah Teâla'ya istihareyi terketmesidir. Keza şekâvet (sebepleri) nden bir diğeri de Allah'ın hükmettiğine razı olmamasıdır."
Tirmizî, Kader 15, (2152).
***
4807 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kuvvetli mü'min, Allah nazarında zayıf mü'minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster. Allah'tan yardım dile, acz izhar etme. Bir musibet başına gelirse: "Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!" deme. "Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!" de! Zira "eğer" kelimesi şeytan işine kapı açar."
Müslim, Kader 34, (2664).
***
ÇOCUKLARIN HÜKMÜ
4808 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Bir çocuk ölmüştü. Ben: "Ne mutlu ona! Cennet kuşlarından bir kuş oldu!" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Sen Allah'ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için de ahali yarattığını bilmiyor musun?" buyurdular."
Müslim, Kader 30, (2662); Nesâi, Cenaiz 58, (4, 57); Ebu Davud, Sünnet 18, (4713).
KADERİYE'NİN ZEMMİ
4812 - Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Her ümmetin mecusileri vardır. Bu ümmetin mecusileri "kader yoktur!" diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal'e ilhak etmek Allah üzerine bir haktır."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4692).
***
4813 - Ebu Davud'un İbnu Ömer'den gelen merfu bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur:
"Kaderiye fırkası, bu ümmetin mecusileridir. Eğer hastalanırlarsa ziyaret etmeyin, ölürlerse cenazelerine katılmayın."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4691).
***
***
4815 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetimde iki sınıf vardır ki, onların İslâm'dan nasipleri yoktur: Mürcie ve Kaderiye."
Tirmizi, Kader 13. (2150).
***
4816 - Nafi rahimehullah anlatıyor: "Bir adam İbnu Ömer radıyallahu anhüma'ya gelerek:
"Falan kimse sana selam ediyor!" diyerek, Şamlı birisinden selam getirdi. İbnu Ömer radıyallahu anhüma:
"Bana ulaştığına göre, o kimse kaderi inkâr ediyormuş. Eğer o böyle bir bid'a fikre saplandı ise, sakın ona benden selam söyleme! Zira ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim:
"Bu ümmette hasf (yere batırma), mesh (suret değişmesi) (ve kazf= (taş yağması) olacak. Bu musibetler kaderi inkâr edenlere gelecek."
Ebu Davud, Sünnet 7, (4613); Tirmizi, Kader 7, (2153, 2154).
***
4817 - İbnu Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah mahlukatın miktarlarını, semâvât ve Arzı yaratmazdan ellibin sene evvel, Arşı da su üzerinde iken yazdı."
Müslim, Kader 16, (2653); Tirmizi, Kader 18, (2157),
4818 - Ebu Azze anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah bir kulunun bir memlekette ölmesini takdir etti mi, onu oraya -veya orada bulunan bir şeye dedi- muhtaç kılar."
Tirmizi, Kader 11, (2148).
işte gördüğünüz gibi bir kaç hadisi size gösteriyorum bunlar kütübü sitte hadisleridir bunun gibi 200' e yakınına baktım hepsinde kulların özgür iradelerinin olmadığı inancı anlatılır peygamberimiz tarafından lakin ben peygamberimizin anlattığı gibi size anlatıyorum bana sapık diyorlar soruyorum onlara: bu hadislere ne diyeceksiniz? hepsini inkar mı ediyorsunuz? söyleyin cevap verin? yüzyıllardan beri süren üçkağıtları görün! peygamberimizin anlattığı düşünce yani cebr ( Allahın zorla kuluna sevap ve günah işletmesi) piyasadaki dini kitapların neredeyse tamamı tarafından sapıklık olarak anlatılıyor ve alay ediyorlar bu düşünceyle ve peygamberimizin lanetlediği kaderi inkar saydığı "kulların özgür iradesi olduğu" görüşü ise piyasadaki dini kitapların neredeyse tamamı tarafından el üstünde yutuluyor ve hak görüşmüş ve doğru görüşmüş gibi anlatılıyor ve tekrarlıyorum bu yapılanlar yeni değildir yüzyıllardır aynı yol izleniyor ne derseniz bu işe, ne!!!
size öyle bir soru soracağımki ebussuud bu soru karşısında kafayı yemiştir. 1000 yıllık sorudur soru: Tebbet suresinde "seyasla naran zate lehep" , "lehebi ateşe yaslayacağız" deniyor. Kuranın tamamına inanmak farzdır bu ayet mekkidir yani 114 sure içinde iniş sırası olarak 4. sırada veya o sıralarda inmiş bir suredir ve bu sure indiğinde ebu lehep hayattaydı ve 7-8 yıl daha yaşamış olduğunu kitaplardan öğrendim. bu hususta ittifak vardır. soruyorum: ebu lehep kendi ile ilgili bu ayet geldiğinde ve geldikten sonra da Kurana iman etmekle mükellef miydi? ( Araf 158-Bakara 21) evet mükellefti derseniz yine soruyorum: peki ama Tebbet sureside Kurandan bir suredir dolayısyla ebu lehep kendisinin ateşe atılacağı ile ilgili bu ayete de inanmak ile mükellefti öyle mi değil mi? evet öyle. şimdi bakalım bu adam zaten inanmadan öldü ancak düşünelim bu adama hakkında ayet indi ve Kuran yalana dönemez dolaysıyla bu adam Kurana inanmakla mükellef olduğundan kendisi cehenneme gideceğine inanmakla mükellef olmuş olmuyor mu? evet oluyor. şimdi bu adam için düşünelim Kuranı inkar etse ( zaten etti) kafir olmak var fakat Kurana inansa bu sefer cehenneme gideceğine inanma durumunda kalacak şimdi bu adamın kurtulma durumu var mı? yani insanın özgür iradesi var diyenler bu soruya ne diyecekler. hatırladığım kadarıyla bazı gruplar bu sureyi bu husustan dolayı inkar etmişlerdi.insanın özgür iradesini savundukları için. şimdi onlar başlarlar "bildiği için " bunu tahmin ediyorum. fakat onların bu cevaplarına da hazırlıklıyım ve onların bildiği için şeklindeki sözlerine bir karşı cevap sitede vardır sitede var ama ben sitede aralştırdım ve o delilide buldumişte aşağıda:
*** Ebu Leheb'le alakalı soruyu sorduğumda, yani o hayatta iken cehenneme gideceği ayeti indi. Ve o bu ayete inanmakla mükellef tutuldu. Cehenneme gideceğine mi inanmakla mükellef tutuldu? dediğimde, diyorlar ki: Allah onun öyle yapacağını veya iman etmeyeceğini bildiği için öyle yaptı. Bunlara değişik bir cevap: Sizin bu sözünüzdeki "İlerde öyle yapacağını bildiği için" ifadesi bir yaşam süresidir. Yani diyorsunuz ki, Ebu Leheb'in bir yaşam süresi oldu. Bu süre içinde kendisi için, cehenneme gideceği ayeti de geldi. Fakat Allah onun iman etmeyeceğini önceden bildiği için bu ayeti indirdi."
Peki soruyorum; sizin o "Allah onun iman etmeyeceğini önceden biliyordu ya da onu yaratmadan biliyordu" ifadenizde ikinci bir yaşam süresi olsun, öyle kabul edelim. Şimdi dikkat edin, sizin kasdettiğiniz ikinci yaşam süresinde Ebu Leheb iman etmekle mükellef tutulmuş muydu? Evet denir. Ve yine onun inanması için kitap indirilmiş miydi? Evet denir. Bu kitap Kur'an idi. Lakin yine başa dönüyoruz. Zira Leheb suresi de Kur'an'ın bir suresidir. Dikkat edin bu söylediğiniz, sorunun cevabı değildir. Zira Allah'ın ilminde değişiklik olmaz. İlmi cehle dönüşmez. Olan Ebu Leheb'in hayatta iken cehenneme gideceği ayetinin inmesi hadisesiydi. Demek ki bu olay vuku bulmadan evvel Allah bunu biliyordu. Zaten Allah'ın bildiği şey gerçekleşti. Yani Allah'ın olacağını bildiği şey, bildiği şekilde gerçekleşir. Aksi muhaldir.
*** Şimdi sizlere bir zamanlar müftülük yapmış olan, sonra ateist olan Turan Dursun'dan örnek vereceğim. Bunu yapmamın amacı Allah'ı inkar eden bir kişinin görüşleri olması ve düşündüğünü çekinmeden söylemesidir.
Kitap: Din Bu 3 (148-149-150. sayfalar)
"Kısacası "irade" karşıya çıkan seçeneklerden birini seçmedir ya da seçebilme gücüdür. İradesi olan bir seçim yapar. Onu ya da bunu, şu yönü ya da bu yönü, şu biçimde ya da bu biçimde, olumlu ya da olumsuz doğrultuda seçer. Ne var ki Kur'an ayetlerinin hiçbir yoruma yer kalmayacak biçimdeki açık anlatımlarına göre insanın böyle bir seçim yapabilmesi "Tanrı iradesine", "Tanrı'nın dilemesine" bağlıdır. Şimdi buna ilişkin ayetlerden hiç değilse bir kesimine göz atalım "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" (İnsan 30)
--- Yorum: (Burada birkaç cebr ayeti vardı)
Bu ayetlerin açıklamasıyla, insanın bir şey yapma ya da yapmama özgürlüğü şöyle dursun; bir şeye yönelme, bir şeyi dileme, isteme özgürlüğünün bile verilmediği son derece net biçimde anlatılıyor. Çünkü bu ayetlere göre herhangi bir konuda "Tanrı dilemeli" ki insan da dileyebilsin. İnsanın dilemesini, istemesini Tanrı dilemiyor, istemiyorsa insan dileyemez, isteyemez. İnsan iradesine özgürlük tanımayan bu ayetleri yorumlamada nasıl zorluk çekildiğini ve bu zorlamalı yorumların nasıl bir komedi durumu aldığını görmek için Akaid (Kelam) kitaplarına şöyle bir göz atmak yeter. (Örneğin bkz. Ebu Mansur-il Maturidi, Kitabu't-Tevhid Arapça İstanbul 1979) Bu doğrultuda Kur'an'da pek çok ayet var. İslam kelamcısı "Tanrı dilediğini yapar" (Hud 107) ilkesini benimsemiştir. Tanrı dilerse insan iradesini iyiye, dilerse kötüye yöneltir. Anlatılan bu. Bu benimsenince de "insan iradesi" havada kalır. Cebriyye mezhebi ayet ve hadisleri göz önünde tutarak insanin iradesizliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu mezhebe göre insan cansız varlıklar gibidir. Kesmeye yarayan bir bıçağın, yelden sallanan bir ağacın ya da savrulan bir nesnenin, açılıp kapanan bir kapının nasıl özgürlüğü yoksa insanın da bir şey yapma ya da yapmama özgürlüğü yoktur. Ne yapıyor ya da yapmıyorsa zorunlu olarak yapıyor ya da yapmıyor. Eş'ari mezhebinin görüşü de buna yakın olduğu için orta dereceli bir zorunluluk (el Cebru'l-mutavassat) görüşü savundukları kabul edilir. Maturidi mezhebi zorlamalı yorumlarla insan iradesini biraz kurtarma çabasını gösterir. Mutezile mezhebi biraz daha çok gösterir bu çabayı. Ne var ki Kur'an'ın "Tanrı" sının ayetlerdeki açıklamaları karşısında "insan iradesini" kurtarmaya yönelik hiçbir çaba bir şeye yaramaz.
*** Kur'an'ı anlamasınlar diye kalplerine örtü, kulaklarına ağırlık konduğu bildirilen ayetler var (İsra 46) bu ayetler için diyorlar ki: "O kafirler içindir, direttiler direttiler sonunda işte böyle mühürlendiler" Bu itiraza şöyle cevap veriyorum: Bu kişiler mühürlenme anında da iman etmekle mükellef değil miydiler? Evet mükelleftiler (Araf 158) hem mühürleniyorlar, hem de iman etmekle mükellef tutuluyorlar, iki zıt birleşmez.
*** Kitap:Fetavayi Hindiyye 15.cilt 495.sayfada Eş'arilik-Maturidilik ile ilgili şu bilgiler vardır: "Eş'arilik'le, Maturidilik arasındaki hilaf pek cüz-i dir. Maturidi ve Eş'ari hazretlerinin kitapları derinlemesine incelenirse aralarındaki görüş ayrılığının nihayet onüç meseleye inhisar ettiği görülür. Bu ihtilafların altısı manevi, yedisi ise lafzidir. Manevi olan altı hilafın hiçbiri iki tarafın birbirine muhalefetinin diğer tarafı tekfir ve bid'ate nispet etmesini iktiza edecek şeyler değildir."
--- Yorum: Halbuki aynı kitabın dördüncü cildinde küfür sözleri bahsinde "iman yaratılmış diyen kafirdir" fetvası yer alır ki Eş'ariler imanın yaratılmış olduğunu söylerler.
*** Hz. Ali'nin şöyle dediği rivayet ediliyor: "Sakın hakkı adama bağlı olarak tanıma. Tersine önce hakkı tanı, sonra dolayısıyla hakka bağlı olanı tanırsın."
--- Yorum: Yani demeye getiriyorum ki, insanlar bana bakıyor; tanınmamışım, din eğitimi veren okullarda okumamışım, arapça bilmiyorum, prof. gibi ünvanlarım yok ya…
Bir taraftan bakıyorlar ki Said Nursi, Elmalılı Hamdi Yazır, Konyalı Mehmed Vehbi (Bu örnek verdiğim kişiler Maturidi'dir) durum böyle olunca ekseriyetle beni dinlemeye bile tenezzül etmiyorlar.
*** Kitap: Evrim Aldatmacası Yazar: Harun Yahya
--- Sayfa 160: "Bal arıları ve mimari harikası petekler bölümün de deniyor ki: "Peteğin inşasında kullanılan yöntem ise çok şaşırtıcıdır: Arılar petek inşaatına iki-üç ayrı yerden başlarlar ve aynı anda iki-üç dizi şeklinde peteği örerler. Yani çok sayıda arı, değişik yerlerden başlayarak aynı ölçülerde altıgenler yapıp, bunları birbirine ekleyerek peteği örer ve en sonunda ortada buluşurlar. Altıgenlerin birleşme yerleri o kadar ustaca yapılmıştır ki, görünürde sonradan eklendiklerine dair hiçbir iz yoktur. Elbette arıların yaptıkları bu olağanüstü iş karşısında bu canlıları yönlendiren üstün bir iradenin varlığını kabul etmemiz gerekir. Evrimciler bunu "iç güdü" kavramıyla geçiştirmeye ve arının kendisine ait bir özellik gibi göstermeye çalışırlar. Oysa eğer bir "güdü " varsa, bu tüm arılara hakimse ve birbirinden habersiz arıların uyum içinde çalışmalarını sağlıyorsa bu durumda tüm bu küçük canlılara hakim olan üstün bir güç var demektir."
--- Yorum: Arı balın peteğini altıgen yapıyor. Aynı boyda yapıyor. Ancak peteği yapmaya başlarken ayrı ayrı noktalardan bir sürü arı başlıyor. Sonra bu petekler birleşiyor ve bir uyum içinde; bu işi insanlar bu akıllarıyla yapamazlar. Bu bir düzen, nizam ve geçmişten bu güne arılar bunu böyle bir düzen içinde yapıyor. Buna tesadüf denemeyeceğine göre bu nizamlı işi yapan, yaratanın Allah olduğunu anlarız. Petek yapmayı ve bu düzende yapımı yaratan Allah olunca arıların hareketlerini de Allah yaratmış demektir. Arı hayvan olunca anladık ki, bütün hayvanların hareketlerini de Allah yaratmış oldu. Şimdi biri kalkıp "Tamam, hayvanların hareketlerini Allah yarattı ama cüz'i iradelerini kullandıklarında; bu iradelerini nereye kullanırlarsa, Allah da bununla alakalı hareketlerini, onların istedikleri gibi yaratır" derse, cevaben deriz ki: Bu petek yapma işi insan aklıyla bile önceden planlanamayacak kadar hassasken, arı bu işi nasıl anlayıpta karar alacakta, yönelecek. Arı bu işin (petek yapmada nizam, ölçü) nasıl olupta ölçüsünü almadan yapmaya başlıyor? Ölçü alınmadan neyin kararını verecekte, nereye, ne kadar yöneleceğini tespit edecekte, bir de bunları Allah'ın karışmadığı hür iradesi ile yapacak? Daha ölçüsü alınmadan, bir şey için "Bir santim ileri, iki santim geriye doğru bu işi ayarlayayım" diye mi düşünecek? Daha ölçü yok ortada. Ama biz bu yapılanlarda hep bir plan program ve nizam görüyorsak, anlarız ki arı bu işi yaparken özgür değil. Zira özgür olsa, o zaman bir arı grubu bir santim yukarı, diğeri iki santim aşağı yapmak ister; sizin demenize göre de Allah onların özgür seçimleri sonucu onların hareketlerini yaratınca ne oldu? Balın peteği birleşmedi, düzensiz oldu. Halbuki böyle şey olmadığını biz görünce anladık ki: Arılar hareketlerinde, yaptıklarında, seçimlerinde özgür değildirler. Seçmeleri, düşünmeleri de Allah'ın yaratması, fiilleri de Allah'ın yaratması iledir. Bu hayvanların fiillerini Allah yaratınca insanların fiillerini de Allah yaratır. Misal köpeğe gel diyorsun geliyor, otur de oturuyor, kalk de kalkıyor. Burada dikkat edilirse köpeğe otur diyor ve el ile işaret ediyoruz, yani zahiren oturması bizim söylememize ve işaretimize tabi gibi. Böylece insanın söz ve hareketlerini de Allah'ın yarattığı sabit olur. Yani köpeğin hareketleri cebr ile olunca, onunla ahenkle devam eden insan fiilleri de dolayısıyla cebr ile olmuş olur. Zira köpek ayakta iken bu köpeğe otur dediğinizi farz edelim; ve el işareti yapmış olalım. Şimdi bu köpek oturdu, bu köpeğin oturması Allah'ın yarattığı bir fiil olup, cebr ile olunca zahiren bakıldığında köpeğin oturmasını emretmemiz ve el hareketleri yapmamız, bu işin sebebi gibi oldu. Köpeğin oturması cebr ile olunca (Allah'ın zorlaması) bizim ona otur dememiz ve el işareti yapmamız da cebr olmuş oldu. Yani zorunlu oldu. Çünkü, zorunlu olarak olması lazım gelen bir şeyin sebebi olan şey de, zorunlu olarak meydana gelmek mecburiyetindedir.
--- Yorum: Daha genişçe "Kader Gerçeği" kitabında cebr görüşü savunulur.
--- Sayfa 192: Öte yandan, bir gölge varlıktan başka bir şey olmayan insanın, Allah'tan bağımsız bir güç ve iradeye de sahip olması da mümkün değildir. "Sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır" ayeti yaşadığımız tüm olayların Allah'ın kontrolü altında gerçekleştiğini gösterir. (Saffat 96) Kur'an'da bu gerçek bildirilmekte ve "…attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı…" ayetiyle, hiçbir fiilin Allah'tan bağımsız olmadığı vurgulanmaktadır. (Enfal 17) İnsan gölge varlık olduğu için atma eylemini yapan kendisi olamaz. Ancak Allah bu gölge varlığa kendisinin attığı hissini vermektedir. Gerçekte ise tüm fiilleri gerçekleştiren Allah'tır. Bu durumda kişinin yaptığı işleri kendisine ait fiiller olarak kabul etmesi, açıkca kendisini aldatmasıdır. Gerçek budur. Bir insan bunu kabullenmek istemeyebilir, kendisini Allah'tan bağımsız bir varlık sanmaya devam edebilir, ama bu hiçbir şeyi değiştirmez.
*** Soru: Allah da, sizinle ilgili olarak; sizin dilediğiniz şeyin, tersinin olmasını dileme özgürlüğü var mıdır?
*** Kitap: İslam Nasıl Yozlaştırıldı Yazar: Yaşar Nuri Öztürk
--- Sayfa 331: Bid'atler ve Hurafeler
_ Kaderin insanın fiillerini önceden belirleyen bir sistem olduğunu söylemek.
_ İnsanın alnında, geleceğini belirleyen bir yazının bulunduğunu söylemek.
_ Hayrın Allah'tan geldiği gibi, şerrin de Allah'tan geldiğini söylemek.
Şer Allah'a izafe edilemez. Şerri de elbette ki her şeyin yaratıcısı Allah yaratır ama öncelikle ve ilke olarak yaratmaz; insanın istek ve iktisabı (kazanması) üzerine yaratır. Yaratır ki insanı sorumlu tutsun. Allah öncelikle ve ilke olarak sadece hayrı ve güzeli yaratır. "O odur ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı ve insanın yaratılışına çamurdan başladı" (secde 7)
--- Yorum: Bu yazarı örnek vermekteki amacım kendisinin düşüncelerini fazlaca gizleme gereği duymamasındandır. Görüldüğü üzere "Hayrın ve şerrin Allah'tan" olduğuna inanışın cebr sonucuna vardığını yazar gizlemiyor ve bu inanışın açıkça hurafe olduğunu söylüyor.
*** "Hayır ve şer Allah'tan mıdır?" der ki: "Evet". "Namaz kılmak hayır mıdır?" der ki: "Evet". Şunu sor: "Yani bu namaz kılan kişinin namaz kılmasını Allah mı istiyor diyorsun?" "Evet" derse de ki: "Ama bir çok insan namaz kılmıyor, acaba Allah onların namaz kılmalarını istemedi mi?"
*** Hayır ve şer Allah'tan mıdır? Evet diyorlar. İman etmek hayır mıdır? Çoğunlukla evet diyorlar. De ki: O zaman kafirliğin de Allah'tan olması lazım değil mi?
gördüğünüz gibi harun yahyanın kitabında da cebr anlatılıyor niye ona birşey demiyorsunuz bana yükleniyorsunuz?
iman mahluk mudur yaratılmış mıdır? hayır derseniz cevap: iman etmek zaten tasdik etmektir tasdik etmek ise öncesinde bir tasdik olunanı gerektirir. buradan anlaşıldı ki iman bir şeyden zaman olarak sonra vücut bulur bir şeyden sonra vücut bulan ise hadistir( sonradan olan ) her hadisin bir muhdisi vardır yani onu meydana getireni vardır zira bu hadis kendi kendisinin sebebi olamaz zira bunu kabul etmek bir şeyin kendi kendisinden önce gelmesini kabul etmeyi gerektirir. o halde sonuç olarak iman yaratılmış olmalıdır . peki bu imanı kim yarattı? eğer Allah yarattı derseniz o zamanda küfrün de Allahın yarattığını kabul etmeniz gerekir ve ne zaman ki siz imanın ve küfrün mahluk olduğunu kabul ederseniz cebri kabul ettiniz manasına gelir . zaten hem mutezile mezhebi hem maturidi mezhebi imanın ve küfrün mahluk olmadığını savunurlar oysa eşari mezhebi bunların mahluk olduklarını savunur yani insanın özgür iradesini savunanlar imanı Allah yaratmaz diyorlar işte örnek fetevayi hindiyye 4. cilt küfür lafızları bahsinde "imanın yaratılmış olduğunu söyleyen kafirdir" şeklinde fetva vardır. siz bu soruma ne diyorsunuz soru : iman mahluk mudur?
bu delili silmeyin çok süperdir
şu delil çok kuvetli. soru: düşünmek istemediğiniz halde düşündüğünüz bir düşünce oldu mu? evet derseniz hani siz istediğiniz düşünceyi düşünüyordunuz? bakın düşünmekten rahatsız olduğunuz düşünceyi de düşünüyorsunuz. bir örnek vereyim: evvelden de bu delili esasen yazmıştım: ben bazen içimde ,Allaha sövmek düşüncesini hissediyorum. fakat böyle bir düşünceyi düşününce çok bunalıyorum ve böyle düşünmek istemiyorum ve böyle bir düşünceyi tasdik etmenin kafirlik olduğunu biliyorum. bu düşünceyi düşünmek istemediğimi kendime telkin ettiğim halde bazen ısrarla aklıma geliyor. ben çok uğraşıyorum bunu düşünmemek için, o benim aklıma geliyor. bakın ben düşünmek istemiyorum rahatsız oluyorum o halde niçin düşünüyorum? demek ki bu düşünce benden değil. cevap: Allahtandır. bu düşünceyi Allah yaratıyor. ben de Allahın ben de yaratmış olduğu düşünceyi tıpış tıpış düşünüyorum. zira Allahın bende yarattığı düşünceyi düşünmemeye kadir olamamam. ( çünkü Allahın yarattığı düşüncenin meydana gelmesini engelleyemem) yine Allah ben de düşünceyi yaratmazsa ben bu sefer düşünmeye kadir olamam
aslında ateistlere bu delil söylendiğinde çok sıkışır ve diyecek bir şey de bulamazlar. zira onlar şeytana da inanmazlar ki bu düşünce şeytandan desinler. haa unutmadan bu düşünceler şeytanın vesvesesidir diyenle cevap: evet böyle de denebilir. ama unutmayın ki şeytan da hareketlerini fiillerini ve düşüncelerini kendi yaratamaz. onun da fiillerini, düşüncelerini Allah yaratıyor. o da tıpış tıpış bu Allahın kendinde yarattığı fiilleri yapıyor ve Allahın kendinde yarattığı düşünceleri düşünüyor yani o da hür değildir.
şu da süper sorudur: mesela ben yere yatmayı düşünüyorum; soru: Allah bu düşünceyi irade edip yarattığı için mi ben bu düşünceyi düşündüm yoksa irade etmeyip yaratmadığı halde mi ben bu düşünceyi düşündüm. yani lafın özü düşüncelerimizi ( cüzi irade) Allah mı yaratır, biz mi yaratırız yoksa bu düşünceler kendi kendine mi meydana gelir? esas düğüm yeri burasıdır. maturidiler ve insanın özgür iradesini savunanlar: cüzi iradeyi yani düşüncelerimizi Allah yaratmaz derler. bunu kafanıza iyice sokun....
said nursinin diğer kitaplarınıda incelemekteyim hatalarını yakında Allah nasip ederse size göstereceğim bir tane nurcu diyor kibana kelam kitabıoku not: benim hemen hemen okumadığım kelam kitabı kalmadı. diğer forumlardaki tartışmalarımı görmek için msn den kursatotcu yazıp arayın...
|