dipsizkuyu.net  

Geri Dön   dipsizkuyu.net > Kültür - Sanat > Edebiyat > Kendi Çalışmalarınız
Anasayfa Forum Oyun Parkı

Kendi Çalışmalarınız Bütün edebi türlerde gerçekleştirdiğiniz çalışmaları sergileyebileceğiniz bölümümüz.

Yanıt
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 03-09-2008   #11
don ki$ot
 
kafayi yemis dusler nickli kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2005
Konum: hatiralar sokagi
Mesajlar: 17,584
Blog Mesajları: 5
kafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalıkafayi yemis dusler kendisiyle gurur duymalı
Varsayılan Ynt: Kağıttan Yalnızlıklar

sah-mat (yazarin gunlugune dusulecek not)

ask sayi degildir aslinda ve artilari eksileri yoktur...Ama insan oynamayi oyle cok sever ki yuregine konaklayan her duyguyu hesap makinesiyle tartar bicer...
Ne getirir ne goturur?
Hayatina giren duygularin ne kadar uzun omurlu oldugunu dusunur, buldugu sonuca gore yuregindeki bir cekmeceye yerlestirir onlari...Ta basindan gozlerden, dudaklardan ve tenden once o duygularin artisi eksisi girer hayal defterine...Aslinda ilk kayip orada baslar ya bunu kimse bilemez...Ilk sah-mat sesi cilizdir, atlarin kisnemesi gaipten gelir, kulaklar sagirdir...Ve oyun budur!!! SEsleri duymamak, duymazliktan gelmek, arti ve eksiyle duygulari cekmecelere yerlestirmek...
Aski en iyi nasil yasar insan? Oyunsuz ask'lar kabul gormuyor bu cagda/cag yenik bir asker, mefluc bir takvim...
Aski kendimizlestirmeyi oylesine seviyoruz ki perdeler kapaninca oyunu ilk once o terkediyor...Geriye ciliz bir ayrilik busesi yahut ciyaklayan anilar kaliyor...
Bu hayat tanrinin havva ile adem'e yaptigi oyunla basladi...ilk ask kirilmasi, ilk muharebe ve ilk ayrilik...Yani ne kadar bilsek de ve istemesek de oynamayi bu oyun hepimizin alin yazisi, oynayacagiz hesapli yahut savurgan bir sekilde...
piyonlar sabirsiz. oyun baslasin...perde...sessizlik:
sah-mat!!!
__________________
gel dalgaya düşelim
sandalda rakı içelim
bir kötü arkadaş edinip peşinde uçalım...
kafayi yemis dusler çevrimdışı   Alıntı yaparak yanıtla
Eski 03-09-2008   #12
Lord of Dream
 
Prometheus nickli kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2008
Konum: satır aralarında
Mesajlar: 21
Prometheus bir mücevherdirPrometheus bir mücevherdirPrometheus bir mücevherdir
Varsayılan Ynt: Kağıttan Yalnızlıklar

Sözlerin hayatın özeti belkide, ekleyecek elbette çok şey var ama tek bir cümleyle yetineceğim "bir zamanlar Aşk gerçekti, masaldı ama gerçek, şimdi ise kimse doğru telafuz edemiyor, ne kadar çabalasalarda!"

Teşekkürler KYD
Prometheus çevrimdışı   Alıntı yaparak yanıtla
Eski 04-09-2008   #13
Lord of Dream
 
Prometheus nickli kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2008
Konum: satır aralarında
Mesajlar: 21
Prometheus bir mücevherdirPrometheus bir mücevherdirPrometheus bir mücevherdir
Varsayılan Ynt: Kağıttan Yalnızlıklar

Aşk maskelere büründüğünde


Alacalı yalnızlığından sıkılan şehir saten örtüsünün altına saklanıyor, kayıtsız bir sessizliğin geceyi kaplamasına izin veriyordu. Oteller siyah kepenk indirmiş, vakitsiz intiharlara ve amaçsız ihanetlere ev sahipliği yapıyordu. Kimsenin çığlık atmaya cesaret edemediği zamanlarda bütün kirli oyunlar ayın karanlık yüzünü mesken tutmuştu kendine.

Ve şehir yalnızlığının ağıtını yakıyordu dakikalar geçmişe inat ilerlerken. Yıldızlar teker teker dökülürken gökyüzünden, kandamlaları zifiri bir geceye mahkûm yaşıyordu düşüşlerini. “Rağmen’lerin diyarında” tek bir tını reddetmişti hayatın ölüm fermanını.

Küçük bir mum yaşamını ortaya koyarak ikinci bir mumu canlandırma çabasındaydı o gece. Bütün satır aralarına kan dolmuş, yeni yetme öyküler yüzme bilemeden göçüp gidiyordu.

Sönük bir atım binaların çürük temellerini sarsıyor, hayatın en loş odalarından birisinde bir kalp rağmen’lere yakışır biçimde atmayı görev biçmişti kendine.
O pencere kaç zamandır temizlenmemişti kim bilebilirdi ki? Yazar geçirdiği öksürük krizlerini bir kenara bırakarak sandalyesinde doğruldu. Ayaklarını ahşap zeminde sürükleyerek ilerledi. Pencerenin pervazına tutunduğunda zorlukla nefes alıyordu. Birkaç öksürük krizi daha patlak verdi ve yaşam özü dudaklarından aşağıya doğru yavaşça süzüldü.

Pencereye dayadığı iki elinin desteğiyle doğruldu yazar, başını kibirle kaldırdı şehrin göz bebeklerinin içine bakarken. Bu gece mahcup bir katilin suretine bürünmüştü şehir. “Gölgemin hırsızı sen!” diye yakardı yazar, küçük harflerle “Sonum ne olursa olsun kimliğini herkese açıklayacağım bu gece, daha fazla can alamayacaksın.”
Yazar gülümsemeye çabalarken kuruyan dudaklarına yeniden can getirdi bir başka acı dalgası. Kanla kaplanmış pencereye baktı “bu gece kollarımda can vereceksin şehir!”

Her öykü bir intikamdan doğardı, hatırlayamadığı anlar boyunca savaşır ve sonunda birkaç can alırdı yazar. Geçmişi de kurban giderdi iç savaşlarına.
Masasına doğru ilerledi. Sol elini yeni açtığı sayfaya bastırdı, önce acılar aktarıldı satırlara, sayfada pıhtılaşan yaşamını pek umursamadı artık hazırdı bilinen geleceğini değiştirmeye.

Ve şehir çığlık çığlığa uyandığında sessizlik örtüsü paramparça olmuştu. O anda kaç çocuk doğmadan öldü kimse hesaplayamadı üçüncü sınıf otel odalarında.
Oysa “aşk” şehrin boş sokaklarında yüzünde maskelerle dolaşırdı yazılanlara ve yaşananlara inat.

“Aşk senin de yanından geçip gitti, farkına bile varamadın” dedi köşelerde saklanan bir gölge.

Başını kaldırma ihtiyacı bile hissetmemişti yazar, sessizce konuştu anlaşılmak pek de önemli değildi. “Geçmiş zaman kiplerini kullanmak kolaydır gölgelerim, lütfen bana anılarımı anlatın!”

“Asla görmedin, bilmedin, asla aramadın hayatın ipuçlarını.” dedi karaltıların en yaralı olanı. Yazar ise başını kaldırmıyordu, acaba gerçekten görememiş olabilir miydi?

Zaman öyküden yavaşça uzaklaşıyordu cümleler şehrin derinliklerine doğru kaçıştı. “Senden kalanları toplasak bir öykü bile yapmaz şehir” diye ekledi yazar ve bir keman sesini takip etmeye başladı.

Ve yazar satırlara gömdü bilincini

O gece şehrin asla görmediği, görse de umursamadığı ahşap bir evde yaşlı bir mum can çekişiyordu sessizce. Ağlamaklı bir tonda söylüyordu şarkısını eski bir keman. Şarkısına ara verdiğinde akan makyajını kuru bir bezle sildi kız. Sessizliğe ağıt yakıyordu her gece olduğu gibi, hep olduğu gibi. Hayatın gözlerine baktığında gülümsedi kız, o bakışlarını kaçırınca. O gülünce mum alevi derin bir nefes aldı.

Bol kırıklı parmaklar kapıyı yumrukladı tam üç kez. Ne kapı ne de yaşlı mum bu sese alışık değildi ve serin bir esinti içeriye doluştu.

Kızın ne korkacak bir şeyi, nede merak edecek bir umudu kalmıştı, usulca doğruldu. Ayakları yere değmeden ilerledi. Kapıyı açtığında son nefesini vermişti mum ve karanlık kapladı satırları.

Yazar elindeki mumu kıza uzatana kadar hiçbir şey göremedi, karanlıkta kalan satırları bilmeden devam etti. Kız teşekkür ettiğinde yüzü ifadesizlik için çaba sarf ediyordu. İfadeler hançerlere mıknatıs olurdu bu şehirde, “Neden geldiniz?”

Yazar kızın gözlerinin içine bakmaya çalıştı, gözler yalan söylemezdi sonuçta, niyetini de en iyi gözleri anlatırdı. “Bu öykümde sizi anlatmak istiyorum” dedi yazar “eğer izin verirseniz!”

Üzgünüm ama bu isteğinize izin veremem, isterseniz ışığınızı geri verebilirim.” kız belli etmese de oldukça şaşırmıştı, sonuçta makyajın işe yaradığı bazı zamanlar vardı elbette.

Teşekkür ederim ama gün doğumuna az kaldı” dedi yazar “o sizin içindi, hediyeler iade kabul etmez”

Şehrin bu bölümüne uğramadığınız çok belli” oda ısısını biraz daha düşürdü kız, “buralarda güneş doğmaz! Neden buradasınız?”

Affınızı isterim ama bu gece tek bir ses yankılanıyordu şehrin boş sokaklarında, hüzünlü bir kemanın ağıtlarını dinledim bütün gece. Eğer istemezseniz giderim ama bir öyküm daha ölü doğar bir güneş bile göremez”
Neden önemsemeliyim?” dedi kız yeşil gözlerini kısmış dudaklarının titremesine engel oluyordu.

Lütfen böyle söylemeyin” diye yakardı yazar, “ Siz aşk olmalısınız. Eğer siz önemsemezseniz öyküleri, ne kalır ki geriye”. Hatırlamasa da bilmese de inandığı bir tek şey vardı, aşk olmadan kelimeler olmazdı. Öyküler büyümezdi satırlarda.

Kimse beni tanımaz ki bu sokaklarda, adımı bile yanlış telaffuz ederler sizin gibi. Söyler misiniz kaç kişi anladı öykülerinizi?” dedi kız bu da bir başka oyundu zaten, hayat en büyük oyundu. Neden bir başka öyküde paslansın?

Uzun süren sessizliği yazar ortadan ikiye böldü “yanılıyorsunuz”, bu hamle iplerin sahiplerini bile şaşırtmıştı ama yazar duraksamadı “aşk maskelere bürünmez diye bilirdim” bu sefer canı yanmıştı kızın, acısını saklayamadı.

Tek sorumlu sendin!” dedi kız, yazarın hatırlayıp hatırlamamasını önemsemiyordu artık. Sonuçta yazar hatıralarını bir hamlede silebiliyordu sadece ufak bir öykü için. “Sen hatıralarından gittiğinde burada bütün duvarlar yıkıldı.”

Kaç hatırlamaya dair umut kırıntısı parçalanmıştı yazarın kimse hesaplayamadı, hiçbir defter almadı kalbinin envanter kayıplarını.

Git hadi!” dedi kız, umursamamak ile ağlamak arasında seçim yapması gerekiyordu “nasıl olsa son cümlenle birlikte her şeyi unutacaksın!”

Böyle olacağını biliyordum” dedi yazar “öyküyü vaktinden önce yazarsam geleceği değiştirebilirim diye düşünmüştüm. Elveda bir kez daha!”


Kendisini bir kez daha masasında bulmuştu yazar, bir başka geleceği değiştirme deneyiminden de ağır yaralar alarak kurtulmuştu. Aynı geçmişini değiştirmeye kalkışan herkesin başına geldiği gibi.

Öykünün doğru zamanı gelmişti ve yazar yazdıklarını yaşamaya başladı, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini bilgisiyle. Masasına döndüğünde şehre kar yağıyordu bütün pislikleri örtmek için ve o küçük tahta evin üzerine güneş doğdu o gün, verilmiş ufak bir hediyenin hatırına.


“Aşk senin de yanından geçip gitti, farkına bile varamadın” diye tekrarladı köşelerde saklanan bir gölge.
Prometheus çevrimdışı   Alıntı yaparak yanıtla
Eski 08-09-2008   #14
Lord of Dream
 
Prometheus nickli kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2008
Konum: satır aralarında
Mesajlar: 21
Prometheus bir mücevherdirPrometheus bir mücevherdirPrometheus bir mücevherdir
Varsayılan Ynt: Kağıttan Yalnızlıklar

İsimsiz




Dirseklerini masasının köşesine dayamıştı yazar. Avuçlar yüzünü kaplıyor, tırnaksız parmakları kafatasının derinliklerine inmeye çabalıyordu. Elbette gözyaşlarının sebebini bilemiyordu. Zaten hep böyle olur, umutların katili faili meçhul kalırdı. Yeni bir öykü yazmalı, yeni bir hayat aktarmalıydı satırlara. Aslında bu karakterlerinin acılarından beslenen birisi için biraz daha yaşam demekti. Ancak bu kararı vermenin zorluğu kafasındaki yaralara sebep olmuştu.

Başı avuçlarından aşağıya doğru yavaşça süzüldü, parmakları kavramayı sırayla bıraktı ve yüzü ahşap masaya sertçe çarptı. Şehrin yaptıklarını asla affetmeyeceğini biliyordu. Belki de bu yüzdendi odasındaki alevler. Belki de bu yüzdendi boş sayfaların küle dönüşmesi. Gözyaşları sıcaktan buharlaşana kadar kıpırdamadı yazar. Kendisi için bir korkusu yoktu ama ya öyküleri, karakterleri! Onların yok olmasına izin verebilir miydi? En azından onlar kurtulmalıydı güzelliklerin baki kalması amacıyla. Sandalyeyi cama doğru fırlattı. Öykülerini toplayıp alevlerin arasından geçip hepsini kırık pencereden boşluğa bıraktı.

Elbiselerinin alev aldığını fark ettiğinde yazar yanan sayfaların rüzgârla dansını izliyordu. Kaç tanesinin kurtulacağını düşünmeyi bir an için bırakıp kırık cam parçalarına aldırmadan pencereye çıktı. Yeteri kadar yüksekti, şehrin gözlerinin içine bakıp kendini boşluğa bıraktı.

Dalından vakitsizce koparılmış bir yaprak gibi yavaşça, beklenen zamanla araya sıkışmış saniyeler kadar uzunca düştü. Alevler kürek kemiklerinden arkaya doğru uzanıyor, umursayıp bakan birisi için kırık bir çift kanat görüntüsü oluşturuyordu. Kimse görmese de yazar çarpık kanatlarını çırptıkça yükselmeye başladı.

Şehrin oldukça üzerinde ağır aksak ilerliyordu yazar. Yuvasız martılar şehri nasıl görüyorsa yazar da öyle baktı şehre. Bütün pisliklere, halı altına saklanmış cinayetlere tanıklık etti. Bir köşede son nefesini aç karnına vere bir çocuk diğer bir köşede yeşil kâğıt parçalarını sadece zevk için parçalayan yaşlı bir kadın görünce gözlerini kapattı.

Bütün bir şehir yanmalı” diyerek haykırdığında gerçek artık hayallere karışmıştı. Keşke insanlar kurgulamaya çalışmasaydı doğruları! Şehir aslında korku filmlerinde olduğu gibi insanoğlunun kendi elleriyle yarattığı bir canavardı. Zaten insanın faydası var mıydı geleceğine?

Yazar siyah bir boşlukta imgeleriyle boğuşuyordu ama dışarıda alışılmadık bir şeyler oldu. Belki hayatın bu ıstıraba daha fazla tahammül edememesi yüzünden şehre kar yağmaya başladı uzun bir aradan sonra. Beyaz örtü önce arka sokakları kapladı nede olsa en çok kan oralarda akardı. Sonrasında daha gösterişli rengârenk sokaklar kaplandı beyazla. Yazar ise inanmaz gözlerle izliyordu olayları. Aslında şehir çok güzeldi özünde ancak bazıları yükselebilmek için batırıyordu şehri.

Kısa bir süre sonra gerçeklik önem sırasında arkalara düşmeye başladı ama buna izin verilemezdi ve şehrin o acımasız eli yazarı yakaladı. İlk olarak yeni doğan umutları parçalayacak kadar sıktı bu esnada alev kanatlar düşlerle birlikte yok oldu. Sonrasında ise bütün gücüyle yere fırlattı yazarı. Hayallerden sonra gerçekle yüzleşmek can yakardı her zaman. Zaten bu öykünün de başlangıcı bu şekilde oldu.
Toprak zemin yazarın düşüşünü bir an olsun yavaşlatsa da boşalan ciğerlerinin tekrardan hava ile dolması biraz zaman aldı. İnsan nefes alamadığı zamanlarda görüşü kararır eğer bu durum devam ederse kişi bayılırdı ve hala devam ediyor ise! Ancak bu zaman dilimi yeteri kadar uzun değildi ve yazar gözlerini açtı kulak tırmalayan derin bir soluğun ardından.

Siyah binalardan uzakta olduğunu fark ettiğinde fazla şaşırmadı yazar ama şehrin evinde çıkan yangına karşı üç maymunu oynaması onu oldukça sinirlendirmişti. Alevler gökyüzüne kadar ulaşıyor “yanılgılar ve yalnızlıklar” birlikteliğinde kayıplar hanesine bir sayı daha yazılıyordu. “Yazılan hiçbir kelime kaybolmazdı” yazarın tek tesellisi de buydu aslında toza dönüşen onca öykünün ardından.

Her ne kadar şehir bütün hakaretleri ve sövgüleri hak etmiş olsa da bu sadece onu daha mutlu kılardı ve her zaman yaptığı gibi sessizliği kefen biçti bedenine. Aynı yanı başında duran heykel gibi düşüncelerini kendisine sakladı. Nerede olduğunu çok iyi biliyordu, burası şehrin ifrağ edemedikleri için inşa edilmişti ve elbette gözlerden çok uzakta.

Bu demir parmaklıkların içinde bir hikaye yatıyordu, belki garip, belki karmaşık ama kesinlikle acı dolu bir hikaye! Kendisi kaybetmiş herkesin anlatabileceği, düşüncelerinde yüzmeyi unutanların anlayabileceği türden bir yaşanmışlık bulmalıydı yazar. Ancak bunun için sadece düşünen heykelin arka tarafına bakmasının yeterli olduğunu anladığında yeni bir öyküye adımını atmış olmanın getirmiş olduğu enerjiyle ayağa kalktı.

Bu aşamada yazar da diğerleri gibi etrafı bütün detaylarıyla betimledikten sonra gördüğü kişilerin ruhlarını çalmalı ve bedenlerine istediği gölgeleri yerleştirmeliydi ama yazar bunu hiçbir zaman yapmamıştı. Zor olanı seçip öykünün kaynağına inmeye karar verdi. Sonrasında öğrendiklerini satırlara aktarır cümleleri bağlamayı olası okuyucularına bırakırdı bu yaşanmış acıklı sonların değişebilmesi anlamına gelirdi.

Anlatılacak yalnızlığın başrol oyuncusu otuzlu yaşlarının başında olmalıydı ama nefes alış verişleri onun göreceli zamanın mağdurlarından olduğunu gösteriyordu ve bu pek hayıra alamet değildi.

Öyküye doğru ufak bir adım attı yazar belli ki karşısındaki adam onu görmemişti en azından görseydi ufak bir tepki verirdi. Bu hikâyeye başlamak işte bu yüzden zordu başını kollarının arasına almış ağlayan birisine ne söylenebilirdi? Adama yaklaşırken aklından bunlar geçiyordu yazarın.

Adamın yanına kadar gelmişti yazar ama fark edilmek için elinden geleni yapmış olmasına rağmen başarılı olamamıştı. Tam konuşmaya yeltendiğinde adam yerinden fırlayıp yazarın boğazına yapıştı.

Şehrin kalp atışları!” diye haykırıyordu “Şehir ölüyor duymuyor musunuz yakarışlarını?”. Bu ani hareketi kesinlikle beklemiyordu yazar, kolları iki yana düştü ve adamın onu bırakmasını bekledi. “Şehrin kalp atışları!” adam çıldırmışçasına aynı cümleleri tekrarlıyordu bu esnada yazar adamın gözyaşlarına tanıklık etti ve yere düşerken onu tuttu “Şehir ölüyor!”.

Ancak yazarın cevaben söyleyebildiği tek şey “her şey düzelecek” olmuştu. Kendisi bile inanmasa da düşmüş birisine söylenebilecek ilk söz bu olurdu hep.

Her şey nasıl düzelebilir söyler misin lütfen?” adam çabalamayı bırakmış ve yazarın desteğiyle yere oturmuştu.

Haydı toparla kendini artık ve şimdi bana neler olduğunu anlat belki yardımcı olabilirim sana” dedi yazar elinden geldiği kadar güven verici bir ses tonu tutturmaya çabalıyordu ama güvenebilmek kişiye bağlıydı her zaman.

Ve adam konuşmaya başladı “Her şeyimi kaybettim anlıyor musun? Onu, en büyük yardımcımı, tek dostumu ve aynı bedeni paylaştığım diğer yarımın gitmesine izin verdim!”

Bu noktada yazar müdahale etmek istemiyordu ve adam devam etti “o okula giderdi bende geceleri çalışırdım ama nerden bilebilirdim gidebileceğini. Bilseydim eğer yokluğunun çaresizlik olduğunu ondan nefret eder miydim? Ancak hayatımın yarısını çalıyordu benden!”

Derin bir nefes aldıktan sonra adam gözyaşlarını sildi ve yazar nelerin olup bittiğini anlamaya çabalarken devam etti anlatmaya “sadece bir mektup bıraktı ardında. Başlarda çok mutlu olmuştum hatta gidişinden sonra başlayan kabuslar çok kısa bir süre sonra bitti. Artık gökyüzüne ulaşan siyah binalarda yaşamak amacıma yoğunlaşabilirdim. Hiç durmaksızın çalıştım ve inanmazsın ama başarılı oldum ve yaşama amacıma ulaştım. Artık en yüksek bina benimdi ama! Ama bir noktadan sonra onun sözleri aklıma geldi ve yaşamımda ki boşluğu fark ettim. Evet, geç olmuştu biraz ancak her şeyimi satıp arka sokaklarda yaşayanlara dağıtmak istedim belki geri gelir diye. Benden nefret etmesin diye. Ancak şehir buna izin vermedi ve beni buraya kapattı şimdi ise can çekişiyor. Kendini kaybedip sadece bir kukla olmak nedir bilir misin?”

Anlıyorum ki sende uyanmışsın” dedi yazar “üzgünüm ama gölgeni bulana kadar isimsiz olarak anılacaksın satırlarda. Zaten şehrin sana verdiği hiçbir şeye ihtiyacın yok senin. Onunda gitmesinin sebebi bunu anlamandı geç olmuş olsa da başarmana sevindim.” Kimliksiz olmayı en iyi yazar bilirdi. Şehrin hep oynadığı bir oyundu bu, küçük bir zümreyi mutlu edebilmek için evler yıkılır, beyinler yıkanır, yuvalar yakılırdı. Şehir başardığını zanneder ama hep kaybederdi çünkü değerler ve farklılıklar yaşamak için tek değerli olan şeydi. Yazar çok iyi biliyordu ki şehrin can çekişme sebebi de buydu.

İsimsizin elinden tutarak kaldırdı, akıl hastanesinden çıkarken kimse engel olamadı bile. Ona yardımcı olabilecek bir tek kişi tanıyordu o da bütün isyanların kaynağı olan aşktı. İsimsizden mektubu alıp aşkın kapısına gelene kadar okudu. Yazarın içeriye girme zamanı henüz gelmemişti. İsimsize döndü ve kimliğini bulması gerektiğini tekrarladı. Yazara düşen son bir görev vardı; bu öykü bitmeden önce mektubu sayfanın sonuna eklemek ve bir hikayeyi daha böylece sonlandırmaktı.

"Biraz şaşırmış gördüm seni aslında şaşırmana hiç gerek yok. Evet, bu gün ben yokum aynı bundan sonraki her gün gibi. Evet, duaların kabul oldu! Uzun zamandır hep bunu düşünüyordum, uzaklara, çok uzaklara gitmeyi. Hayatını pisliğe çevirdiğimi düşünüyor olabilirsin. Bunu düşünmekte haklısında!

Ben sadece senin iyiliğini istiyordum. Senin de birçokları gibi makineleşen bu dünyanın sıradanlığında amaçsızca yaşayan bir kukla olmana izin veremezdim. Gerçekliğin kavurucu rüzgârlarının ruhunu kurutmasına, bir yudum su karşısında tüm varlığının senden çalınmasına ve seninle işleri bittikten sonra bir kenara atılmana izin verebilir miydim? Bunu engellemek için her şey göze almıştım hatta benden nefret etmeni bile ama artık dayanacak gücüm kalmadı. Her şeyimi kaybettim ve şunu anladım istediğin hayatı yaşamakta özgürsün. Eğer buna izin vermezsem diğerlerinden ne gibi bir farkım olabilir ki cevabı ben vereyim “hiç bir farkım olmaz”.

Anne kartalın yavrusunu uçurumdan atması gibi bende seni atıyorum gerçekliğin çöllerine. Umarım uçmayı bir an önce öğrenirsin. Artık benim gitme zamanım geldi ama söylemek istediğim son bir şey var. Gözlerine taktığın o siyah gözlükleri çıkar ve her şeyi tüm detaylarıyla görmeye başla. Her şey için çok üzgün olduğumu bilmenin herhangi bir şeyi değiştiremeyeceğine inandığım için ben gidiyorum...

Umursadığım yollar benden çok uzaksa
Onlardan bana kalan bir avuç topraksa
Ölüm asla ulaşılamayan bir lütufsa
Bende kalan tek şey parçalanmış rüyalarımsa
Yapılacak tek bir şey kalmışsa
Hoşçakal ,dostum Hoşçakal... "
Prometheus çevrimdışı   Alıntı yaparak yanıtla
Eski 15-09-2008   #15
Lord of Dream
 
Prometheus nickli kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2008
Konum: satır aralarında
Mesajlar: 21
Prometheus bir mücevherdirPrometheus bir mücevherdirPrometheus bir mücevherdir
Varsayılan Ynt: Kağıttan Yalnızlıklar

Susmak gerekiyor hatıraların tozlu bahçesinde, sessizce mezarlarında yatan anıları hortlatmadan paçalarını toprağa sürüyerek geçmek. Sahi neden taze kana muhtaç geçmişe dair hayaletler? Usulca bırakılan güller toplanmalıdır kurumaya izin verilmeden.

Yalnız bir sonbahar güneşi kadar naif bir sesle anlatılmalı deliliğe dair hikâyeler, gömlekler ütülenir mi sahiden? Günlerden böyle bir günün gecesiydi, yazar satırlarla uzunca bir süre sevişmiş, karşısına çıkan ilk satır arasının içine gömmüştü çocukluğunu. Başıbozuk bir edayla arşınladı rengi kana vuran kaldırımları, şehrin sokaklarını hiç umursamadan geçti. Eski evinin yanından geçerken içinde bir fırtına koptu en şiddetlisinden, çamaşır ipinde kurumayı bekleyen hançerlerle bakıştı uzunca bir süre. Peşini asla bırakmayan alacalı kaderine gülümsedi çaresizce, “bir ara bir şeyler içelim birlikte” dedi diğer yarısına.

Alkol yoksa bende yokum” dedi sanrılarından bir ses, “üzgünüm ama vazgeçtim çok yüzlü ihanetlerden” diye geçirdi içinden ve ilerlemeye devam etti. Kırmızı ışıklarda geçti yol boyunca bir an bile duraksamadan. Yeni, bestesiz bir şarkı mırıldanıyordu hayata küskün ses tonuyla, kâbuslar huzurun tınısını pek sevmezdi ve şehre çöken gece yavaşça kalktı.

Sahil kenarında yıkık bir bankı mesken tutup, ceketinin iç cebinden boş bir sayfa çıkardı. Şimdi kâğıttan yalnızlık yapmanın zamanı gelmişti. Kâğıdı içe ve dışa doğru katladı, parmaklarından dökülen kanla birleştiriyordu bütün satırları. Yalnızlıklarla uğraşmak zordur, atsan atılmaz satsan satılmaz öyküler getirir beraberinde. Sahipsizliği ve evsizliği barındırmalıdır gözbebekleri. Oysa Hüzün kokmalıdır saç telleri.

Sırça bir düş’tü bir zamanlar yazar, ayakları pek nadiren değerdi yanılgılara. Büyük hedefleri ve küçük parmakları vardı o günlerde ama sonra düştü. Hayatın en derin uçurumundan aşağıya doğru, ellerinden tutmaya çalışan jiletlere aldırmadan düştü. İşte kelimeler böyle zamanlar için kifayetsiz kalmayı özgürlük seçerdi. Yer pek sert değildi ama yinede kumlar tenine battı. Bir süre için hiçbir şey yapmadı, nihayetinde gözyaşları yararlı bir besindi akbabalara. Sanrılar medet ummazsa yalnızlıktan çekip gidermiş bu coğrafyalardan.

Sonra küçük bir reddedişin ellerinden tutup ona güzellikleri anlatmaya başladı. “burada bütün güller kanar” diyordu gözpınarları çoktan kurumuş küçük kız. Yıldızlara ve dolunaya dair öyküler anlatmaya başladı yazar, “şehir yaşatmaz ki hatıraları” dedi kız, yeşil gözlerini kaçırarak. Eski bir masal anlatmaya başladı yazar, iki ağacın bulunduğu unutulmuş bir fotoğrafta. “Ayrılıklardan bahsetme bana” diye ekledi küçük kız “gözyaşlarım terk-i diyar eyleyeli pek çok oluyor”!

İçine düştüğü bataklıktan çıkacak bir yol aradı yazar, şimdiye kadar toprağın yalnızlık koktuğuna hiç şahit olmamıştı. “Sessiz gelir mutluluklar!” diye ekledi, inanmayı kendisi bile istiyordu geceye inat, hayata inat. Ve karşılıklı sustular, bakışları kaçar haldeydi birbirinden. Yarına küskün bir güneş doğuyordu zamanın orta yerinde.

Böyle yapmamalısın” dedi yazar, sahi hiç oyuncağı olmuş muydu bu çocuğun? “kelimelerin bu an'a ait değil” diyerek ekledi kız, “belki ilerde dikkate alırım gözlerinin rengini!” Usulca oturdu yazar, kefeninin kadifemsi tenine sokuldu. “Nedenpeşimibırakmıyorsun?” diye ekledi kız, kelimeleri arasında boşluklara yer vermemişti bu sefer, “Sakın bana geleceğimden haber vermeye kalkışma!”.

Bazen sessizlik en doğru anlatım biçimi olurdu, satır aralarındaki boşluklarda, saplanırdı içe dönük bütün hançerler. “Bu yüzden satır araları hep kanlı olur” dedi yazar, “saklandığım yerleri açığa çıkarmak zorunda değildin!” dedi kız ve koşmaya başladı. Eğer bir ayna olsaydı ve kızı takip etseydi, onun ifadesiz suretine dayanamaz ve ağlamaya başlardı bütün yanılsamalar. Yavaş kalıyordu yazar, koşamıyor, yürüyemiyordu aslında. Kızın küçük adımlarıyla sokağı arşınlamasını seyretti, istediği kadar bağırıp, istediği kadar çağırsın, kızı durduracak hiçbir şey yoktu zamanın bohçasında. “Böyle yapma” diye fısıldadı yazar, “geleceğini biliyorum ben senin!”

Kızın duymasına ihtimaller masasında fazla bahis yatmamıştı, ancak kız koşmayı bırakıp eski bir sokak lambasının gölgesine sığındı. “sadece geçmişini öğrenmek için peşimden geliyorsun, yalan söyleme!” diye haykırdı ve bıraktığı yerden devam etti kaçışına.

İlk yalnızlıktan sola döndü ve kayboldu.

Bir süre boyunca hiçbir şey düşünemedi yazar, olduğu yere yığıldı, birkaç atarı kesildi. Geçmiş, var mıydı sahiden? Birazdan bütün olanları unutacaktı, anın tadını çıkarmaya karar verdi ve olduğu yere uzandı.

Hikâyeler ölü doğabiliyorsa eğer, bir kalem ve kâğıt için her şeyi verirdi. Bir öykünün onca sancının, acının ve gözyaşının arasında ölü olarak bile doğamamasını seyretti. Bu yazarı öldürürdü, yavaşça, yıllara serpilirdi kandamlaları. “Böyle olacağını biliyordun” dedi içindeki tenor bir ses, geçmişle arası zaten iyi değildi yazarın. “Neyin olacağını biliyordum?” dedi yazar ve bilinen geleceğe doğru yürümeye devam etti. Her şeyin farkında dahi olmadan, hatırlamadan!
__________________
doğru bir karar, tebrikler...
Prometheus çevrimdışı   Alıntı yaparak yanıtla
Yanıt


Konu Araçları

Yeterlilikler
Yeni konu açamazsınız.
Konulara yanıt veremezsiniz.
Eklenti gönderemezsiniz.
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz.

[IMG] kullanımı
HTML kullanımı Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Yanıt Son Mesaj
Kağıttan süsler. yorgun_d... Plastik Sanatlar 16 18-01-2007 03:04 AM


Bütün zamanlar GMT +2. Şu an 02:23 AM.


Powered by: vBulletin
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0