![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
1
Bazı geceler bir şişe şarabın sarhoşluğunu bölüşürdük; bazı gecelerde iki azılı düşman olur namlunun ucunu yara alacak yerlere çevirirdik. Bazı geceler bir şiiri ortak ederdik düşlere; dörtnala sevişirdik. Farklı geceler ortak bir sonla yazılırdı tarihimize. Göğsünde dalınan yalansız rüyalar geçmiş sırların aynasıydı. Sigara dumanı, tütsü ve alkol kokusu içinde sarmaş dolaş uyanıklığın uykusundaydık. Yüzün esmer bir çavlan oluyordu sabahları. Gece ne kadar yara alırsak alalım birbirimize karışarak uyanıyorduk. Yüzüm beyaz bir bulut oluyordu hep. Kutsal kitapların efsunlu sayfalarına; gizli ayetlerin büyük aşklarına inanıyorduk. Beş kişilik bir öğrenci evinin çok ruhlu ortağıydık. Duvarları siyah boyalı odamız yoksulluğa inat yoksun değildi düşten. Bir masa, mor boyalı iki sandalye, bir yatak, etrafa dağılmış kitaplar, mumlar, şarap şişeleri, kasetler, çay bardakları ve izmaritlerin yanında yarına dair umutlar vardı. Bizden başka kimselerin bilmediği bir dilde yaşıyorduk. Duvarlarına yıldızlar işliyorduk odamızın. K217 yıldızının altına " battığım gemide sözlerimi taşıyan filikasın " diye yazmıştın. " Yolum sanaymış meğer " diye eklemiştim tenimin esmerleştiği bir gecenin ardından. Yoksulduk, inatçıydık, kaskançtık, başkalarına yalancı birbirimize dürüsttük ve gezgindik. İki gezginin aşkının en hazin yanı yoldu elbette. Tüm kötü sıcakları serinleten aşkımıza inat yolun çağrısını duyduk, gün geldi, tüm kemiklerimizde. Aynı yolun yolcusu olamayacak kadar gezgin, ayrılığın izini taşıyamayacak kadar çocuktuk. Yol güçlüydü ama ve biz bu güçle baş edemeyecek kadar bağlıydık gidişlere... Yoksulluğumuz kanla zenginleşti. Gecelerin farkları yavaş yavaş silindi duvarlardan. Kıyasıya savaştık gecelerce. Gürültüyle ağladık. Ne kalan olmak istiyorduk ne ilk giden. Yıllarca şanssız olduğumuza inandırılmıştık. Piyango bize vurmuştu ilk defa; birbirimizi bulmuştuk. Büyük ikramiyeyi kazanmışken geçmişin zehrine uymamayı düşünebilirdim ben. Geceler sonra birden vazgeçtin savaştan. Önce iki arkadaş gibi konuştuk ardından iki sevgili gibi sabaha karıştık dursuz duraksız. Belki buharlaşıp yok olmuştu gitme isteği; öyle ya piyango ilk defa... Siyah boyalı duvarlarımız sabahın ilk ışıklarını emerken kalktın yataktan. Uykunun çağrısına yenik düşecekti gözlerim. " Direnme uykuya; hadi uyu" dedin gözkapaklarımı öperken. " Seni seviyorum " dedim; çoktan başlamış bir uykuya dalarken. Hain bir hastalık gibi uzun sürmüştü uyku. Güneş ışınlarıyla yakarken dört bir yanı uyandım. Yastığa sinen kokunu içime çektim. Geceye sığmayan sevişmemizi düşünüp gülümsedim. Uykunun mahmurluğu yavaş yavaş silinirken üzerimden K217'nin altına mavi yağlı boyayla yeni cümleler eklendiğini gördüm. Merakla kalktım." Gitmeliyim " diye yazmıştın. " Yolun çağrısını yanıma alıyorum; sana geceyi bırakıyorum. " Payıma bıraktığın gecenin izlerini silmeliydim üzerimden. Kendimi banyoya attım. Musluktan akan suyla yok etmek istedim sana dair her izi. Vücudum suyun ürpertisiyle titreyene kadar kaldım banyoda. Kurulanmadan giyinip kendimi sokaklara vurdum. Tırnaklarımın arasına sızmıştı tenin. Duvarın gölgesindeki saat yokluğundaydı; ben... Eve geldiğimde gece ikinin koynundan çıkıp üçle öpüşüyordu. Mumları yakıp duvardaki yıldızları parlattım. Ardından derin bir uykuya daldım yalnızlığımda. Günler aya, aylar mevsimlere dönmüştü uyandığımda. Yarım kalan bir rüyanın masumluğuydu boğazımdaki düğüm. Birlikte boyadığımız kırmızı sandığa kalan üç-beş parça giysini koydum önce, ardından bana yazdığın mektupları, fotoğrafları, sevişmelerimizi, kavgalarımızı, susuşları koydum bir de. " Eve gidip battaniyenin altına girelim.Ben saçlarını okşayayım kokunla sarhoş olayım " diye fısıldadığın anları; " sen türkü söyle, ben başımı omzuna yaslayayım " şımarıklığını yaptığım günleri, adımın sesindeki yankısını koydum en son. Sonra sana bu mektubu yazmaya karar verdim. Kalabalıkların gürültüsünde sana ait tek kokunun saçlarımda kaldığını biliyorsun. Dalların fırtınaya uysa da köklerinin bu odada olduğunu bildiğin gibi. Bilmediğim şehirlerde bilmediğim adlarla çağrılıyorsun artık. [COLOR=black]2[/COLOR] [COLOR=black]Bazı geceler sarhoş oluyorduk bir şişe şarapla; bazı geceler dursuz duraksız sevişiyorduk. Kıyasıya dövüştüğümüz geceler de vardı. Farklı geceler ortak bir sonla sabaha varırdı. Başını göğsüme yaslardın ve biz sarmaş dolaş bir uykuya dalardık. [/COLOR] [COLOR=black]Beş kişilik bir öğrenci evinde +1'dik. Odamızın duvarları siyah boyalıydı. Siyah duvarlara çizdiğimiz yıldızlar mumlarla aydınlanırdı. Çok yoksulduk, çok sarhoştuk, çok konuşur, çok susardık. Çok ağlardık, çok aşıktık ve yollara "çok" vurgunduk. [/COLOR] [COLOR=black]Birlikteliğimizin kaçıncı anında başladı gitme isteği? [/COLOR] [COLOR=black]Geceler kavgalarla bölündü. Sen de duyuyordun yolları; biliyordum. Birbirimize benziyorduk. Birbirimize acı verecek yerleri biliyor; namlunun ucunu o yana çeviriyorduk. [/COLOR] [COLOR=black]Seni seviyordum kimseleri sevmediğim gibi kimseleri sevmediğim kadar. Sol yanımdın ama sağ yanım yollara düşmek istiyordu işte. Sen kalmaya gönül indirebilirdin belki bizim için ama ben gitmeliydim. [/COLOR] [COLOR=black]Geceler sonra kavgaları bir yana bıraktım. Karar vermiş olmanın suçluluğuyla seviştim seninle. Suçluluğum geceye sığmadı. Sabaha vardığımızda gözlerin uykunun çağrısına uymak üzereydi; iyi ki. [/COLOR] [COLOR=black]Seni seviyorum diyerek daldın uykuya. Tümce oklarının en acı verenini seçmiştin farkında olmadan;belki de... [/COLOR] [COLOR=black]K217'nin altına, aşk sözlerinin sonuna yazdım hoşçakalı. Geceyi sana bırakarak yerleşik kılmak istemiştim seni. Yol beni çağırıyordu ve ben yanıma bekleyeceğin inancını almak istiyordum. Yolun ilk günleri kolaydı. Heyecan her duygunun üzerini örtmüştü. Günlerin sonunda vardığım ilk şehirde fark ettim acıyı. Acı zehrini yaydı yaralara. Yeniden yollara düştüm; her şehirde biraz daha zehirlendim. Toz ve toprak ve sıcak ve soğuk ve kar ve yağmur ve fırtına ve güneş ve en çok da sensizlik esmer tenimi beyazlattı. [/COLOR] [COLOR=black]Yolun hangi anında karar verdim dönmeye? [/COLOR] [COLOR=black]Siyah boyalı odada, yer yatağında beni beklediğine emindim. Kalmak zordu kabülüm ama gitmenin cesaret istediğini biliyordun. Cesarete duyduğun hayranlık ortak olacaktı yokluğuma. Siyah penyemi giyiyordun yatarken, kokum tenine karışmıştı. [/COLOR] [COLOR=black]Günler aya, aylar mevsimlere dönmüştü siyah boyalı bu odaya vardığımda. [/COLOR] [COLOR=black][/COLOR] [COLOR=black]Mektubunu buldum. Gidişin yaktı canımı ama en acısı son cümleydi:[/COLOR]Senden doğuracağım çocucun "çürük yumurtadan çürük " olacağına karar vererek yaşama hakkını elinden aldım... Son düzenleyen: gaz kelebek potansiyometresi : 23-09-2005 12:40 PM. Neden: Kimi temalarda 2. bölüm görünmüyordu. Rengini siyah yaptım. |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
cemal süreya'dan çalıntı bir uslupla kim sevilmeli diye sordu kadın. kim sevilmemeli, kim mümkünse hiç sevilmemeli?
adam karşısında oturan kadının deli gözbebeklerine baktı. huzursuz dedi içindeki ses tüm telaşı bundan. her an kızmaya, bağırıp çağırmaya, sevmeye hazır. kim özlenmeli dedi kadına; içinden geçen sese aldanmadan. kimi özlemek ölmeye bir adım daha yaklaşmaktır? özlemek dostluktandır, dostluğundan öte bulmalıyım seni* diyerek mısralara tutundu kadın. adam her sözcükten sonra derin nefesler alarak tekrar etti şiiri; özlemek...dostluktandır... örgüyle topladığı saçlarını açtı kadın. ardından oturduğu yerden kalkıp hızla çıktı odadan. adam ardı sıra seyretti kadını; sekerek yürüyüşünü, karaya tutkun saçlarını, sırtını... kadın adamın gözlerinin üzerinde olduğundan emin dört yana savurdu saçlarını. tedirgin dedi içindeki ses. gitme ihtimalim ne kadar tedirgin ediyorsa onu kalıp düzenini bozma ihtimalim de o kadar yoruyor aklını. adam kalkıp alnını soğuk cama dayadı. içinden geçen cümlelerin yükü yaktı bedenini. seninle sabaha kadar sevişmek istiyorum diye bağırdı; sesi hiç tanımadığı yanının habercisiydi; sevmedi. kadın duyduğu cümlenin hangi öğesinden irkildiğini bilmeden titredi. ihtimaller başka bambaşka bir adam yarattı dedi fısıltıyla. hikaye tam bu noktada ihtimallerin kavşağında sona erdi. belki dursuz duraksız bir gece belki bir ayrılık ile... hikayenin sonunu bu satırların izdüşümcüsü düşlerine yazdı. gökten düşen merakları okuyucu umursamadı. *ahmet telli |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
"sen bu şehrin eski tutarsızlarındansın!"*
yakanda isimsiz bir şiir...yani yaşayamadığımız her şeyin adını hüzünlü bir incelik koyuyorsun. neden sözlerimi çalıyorsun? yalan gerçeğin kardeşi olmuşken zamansızım biraz...ani bir yağmurum; sense bu şehrin göğsüne kazılı bir öyküsün... büyüyorum; sahi kaç acı geçti tanık olmadığın... *cemal süreya |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
sesim ağır yolculuklara meyildi; öyle demiştin... giderken yanımıza alınacak ne kalmıştı ki valizlere gerek olsun.
kitaplar vardı; kitapları boş vermek lâzımdı... kitaplara ve masallara kanan çocuklar sonra çok yanardı. yanmıştık hayatta; sıramızı kaybetmiştik... oyunu yine ayrılık kazanmıştı. sözlerimin yankısı vardı geçmişinde; yeni bir şey söylemiyordum ki. gitmek en kolaydı... aslında ikimiz de gezgin değildik... ben yol hikayeleri anlattım, sen yolcu şiirler söyledin ama ilk adımın ardından geleceklerden hep korktuk... başkalarının hikayelerinden hayat çıkardın... yakası kalkık siyah paltosuyla oyun bozanlık yapmaya hazır bir adam bıraktın fotoğraflarda. sakallarına kaybetmenin kokusu sindi. sen yine de bir anlamı yok dedin; zaten mânâ neydi ki? bense şiirleri toplayıp hikayelere küstüm. bu şiiri baş ucunda bıraktım çocukluğun; inanmasan da büyüdüm... Son (Hareket III) Sesin ağır yolculuklara meyil Odayı böyle bırak Renksiz düşlerim Şu kanepede uyur Şu bardakta altı kollu ırmağı yorgun şehrin Benim başımda işte öyle yorgun Valizlere gerek yok diyor yan odadan gözlerin Geldiğimiz gibi gitmeli Ben kanepeden usul dolanıyorum beline Ufak bir dünya masalı serpiyorum yüreğine Hareket diyorsun masallar tehir Bu şehrin iniş çıkışları alçalıp kabaran göğ(s)ü İç geçirmez mi siyahlar giymez mi gidişimize yenilmez mi Sus diyor dileyen ellerin sus Anıların kapağını açma Ağzından ağzıma döktüğün şiirleri hele hiç konuşturma Hareket diyorsun anılar tehir Bir an sezdim Günlerdir daha çok içip daha çok susuyordun Sen gitmeyi kurarken susuyordun Akan rimelin değil artık gözaltlarına Eski bir aldatılmışlık uğultusu duyduğun Hareket diyorsun suskunluk tehir Kalkıyor renksiz düşlerim huzursuzca yerinden önüne o kitapları seriyor “Görünmez Kentler”in büyüsü yerleşiyor bu kez yüreğine Anladım artık bir gezgini yerleşik kılmak mümkün değil Seğiriyor gözlerin Hareket diyorsun kitaplar tehir Şarabı aç diyor içim Dilim diline dolanır belki Hareket diyorsun ümit tehir Daha içmeli diyor dalgın tedirgin kirpiklerim gözyaşlarının açtığı Yolu da kana kana içmeyi bilmeli (göz yaşı öz suyu acının) Bu hikaye nasıl bitmeli Hareket diyorsun göz yaşları tehir Ah işte umulmuyor beni yerleşik kılan sendin bu şehirde Sendin saçlarını topuz yapıp odada seğirten Bu şehir tenor deyip beni avutan Oysa bu şehir bir infilakın eşiğindeydi Kan göğü usul usul yağmak taktaydı Sendin bizim kanımıza giren bu şehir değil miydi aldanıp sana korkularını içine gömen Hareket diyorsun aldanmak tehir... Biliyorum senden izin almadım Hareket'i burada yayımlamak için. Benim için özel olduğunu biliyorsun... Kızmaman için bir sebep olur mu sevgili şairim? kırmızı... Son düzenleyen: gizli : 02-04-2008 12:21 AM. |
||
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
|
|
| style developed @ GFXstyles Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
|
Powered by: vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. |