![]() |
|
|||||||
| Kendi Çalışmalarınız Bütün edebi türlerde gerçekleştirdiğiniz çalışmaları sergileyebileceğiniz bölümümüz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları |
|
|
#352 | ||
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Gerekli gereksiz her sesten derin bir ağıt yaratılacağına inananlar günde yedi vakit yoklukla sevişir. Bunu bilmek için sessiz bir delilik gerekir.
“Herkesle başlayan tüm suskunluklar adına bu geceyi tavaf etmenin yararlı olacağını düşünüyorum.” cümlesiyle başlayan tüm konuşmalar delilik belirtisidir. Unutmamak lazım bunu. “Karanlıktan korkan yaşı geçkin adamlar sigara sarar alkol düşlerinden.” diye başlayan mektuplar yalnızlığa işaret eder elbette. Kıyının derin kıvrımlarında unutulmuş sevişmeleri saçlarına takanlar sadece kadınlardır ve bunu fark eden her er suret inançlı müritler edinen saf peygamberlerdir. Böyle bir gerçek ruhun yalanıyla öpüşürse hayat orta yerinden kırılır. “Hayat kırılırsa yılanlar alnının ortasından asılır ağaç dallarına.” cümlesiyle başlayan intihar vakitleri derin bir intizar halidir aslında verilen nefeslere. Kolunu alçıya aldırmış şairleri yıldıran bir yanılgıdır bu bazı hikâyecilere göre. “Tenin kokusuna aldanan her adam bacak aralarına methiyeler düzerse orospu bir kentin gözleri dolar.” diye başlayan naralar sıradan bir sevişmeyi haber verir mutlaka. Kesin bir keskinliği kirpiklerinde taşıyanlar öğütlerin yakıcı sıcağına sığınanlardır ve onlar içten bir gülüşü sırtından bıçaklamayı marifet bilir. “ Gülümsemelerin kutsallığını bozanlar haykırarak boşalır kadınlığın duvarına.” cümlesiyle başlayan her sarhoşluğun sırtı üç kere sıvazlanmalıdır. Bunu hatırlamak için gökyüzünün takındığı kadir bilmez kini de tanımak gerekir. Sersem bir içtenliğin bakışlarını idam etmek için kaderin kirli parmaklarına güvenmek gerekir. Ve güven, her dilde ihanetin kilididir. “Kilden bir akşamüstünün geceye devşirdiği hayaletler kabzasında iz bırakır kırık bir altıpatların.” umuduyla başlayan her aşk coğrafyadan arda kalan soysuz bir yalandır sadece. Ve elbette yalanlara inanmak için günaha yatkın bir omuz gerekir. * Sözümün karanlığından korkanlar hiçbir şey anlamazsa boyumun renginden, üzülerek denize bırakır gölgemi bu ten…*
__________________
Korkmuyorum artık yola çıkmaktan... |
||
|
|
|
|
|
#353 | ||
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Doğması ihtimal dışı kızımın saçlarına taktığım mor kurdeleler rüzgârla söyleşirken, adımın izini yürek boşluğunda taşıyan düşler er omuzlar arıyordu uzun uykular için. Oysa hikâyeler devşirirken acıları şiirlere baş harfini unutmuştu göz rengimin. Diyeceğim o ki sevgilim geç kaldık incecik kanatlı melek motiflerinin düğün törenine. Usulca çekilelim hayatın gece kokulu kabrine.
Bunu da yaşamak gerekiyormuş elbette; tenin kızılcık tadına usulca jilet atmak boynumuzun borcuymuş. Ufuk çizgisine kadar gözlerinde esrar taşıyan bir çocuk hayal etmek şeytanın en matah icraatıymış. Geç fark edilen yalanlar ur sesiyle vücudu telaşa verirmiş. Çılgın bir sessizlik asılı kalırmış avuç içinde; evlilik düşleri siyah bir gelinlik ısmarlarmış kentin âmâ terzisine. Terazisinde bir aşkın giden hep kaybeden sayılırmış. Oysa sayılar üç bilinmeyenli denklemler biçiminde ürermiş. Üzgün denizkızları çizilirmiş şiirlerin sırtına; sırat, köprücük kemiği kırık bir hikâyecinin adında gizlenirmiş. Kemik tozlarının inceliği halk arasında efendilik bilinse de bir fincan kahve kokusuna hayatlarını satan adamlar denize bakan evlerde odalar dolusu hayal biriktirirmiş. Fotoğraflarda yanık tenli gülümseyen bu adamlar yaşlı bir yorgunluğun öznesi olmaya gönül indirirmiş. Elbette bunu da yaşamak gerekiyormuş; kanın akışındaki ahenkle sevişmenin ruha zarar yanlarını öğrenmek vazifemizmiş. Ucu sivriltilmiş sessizlik sözcüklerden icazet almaya uğraşırken iltihaplı yüklemler suçlu bir çocuk olmaya niyetlenirmiş. Kızgın bir kız çocuğunun hayaleti rahim duvarlarına eskitme tablolar çizerken bir kadın ancak kendine yenilirmiş. Yenik bir gölgenin sabaha ulaşamayan ağlayışları kaderimizde varmış; bunu da yaşamak gerekiyormuş elbette. Kaygan bir gök renginde katil düşkünlükler biriktirirmiş aslında serseri hatunlar. Bunu anlayabilecek kadar yaklaşanları soğuk bir mermi şiiri ile uğurlarmış zaman. Bunu da yaşamak gerekiyormuş elbette; içli bir yokluğu zihnin kıvrımında sonsuza dek taşımak kederli şarkımızmış. * Affedin sesimin yangına hazır kendini bilmezliğini. Affedin ve usulca kalkıp hayatın alnından öpün. Bunu hak edecek kadınlar kabilesinden değil nasılsa adım. Adım eski bir şiirin son sesi; ama siz yine de kirpiklerimi hatırlamayın.*
__________________
Korkmuyorum artık yola çıkmaktan... |
||
|
|
|
|
|
#354 | ||
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İki suskunluk arasına sıkışmış sevişme vakitlerinde anılan her aşk için hayata kızanlar, kırılgan bir gölge olup adımlıyordu sokakları. Basit bir hikâyeydi kadın ve erkek tanrı için. Oysa şeytan ateşle yaratmıştı ihanet inancını.
Kanayarak anlattığım ilk masal değildi adın, diye başladı söze. Biliyordum; sayısız hücum emrinden yara almadan kurtulmuştu kalbi. Bu yüzden belki de acıklı fotoromanlar biriktirmişti evinin kuzeye bakan odasında. Etrafa saçılmış giysiler sabaha varan bir sevişmeyi haber veriyordu; umursamadım. O yatakta en son kiminle seviştiğini, kimin içine aktığını bilmek istemiyordum. Ne fark ederdi başka bir bacak arasının hayalini süslemesi; bambaşka bir adamın yatağından kalkıp gelmiştim ona nasılsa. Evine sinen koku gece içtiğini müjdeliyordu. Onu tanıyan herkesin aksine sarhoşluğunu severdim. İyi miydi, diye sordum kadınca merakıma yenilip. Daha iyilerini yaşamıştım, dedi sigarasını yakmadan önce. Kahkaha atmak istedim cevabının orta yerinde; ama ihtişamlı bir oyuncuydum nihayetinde. Bu defa çığlık atabildin mi, diye sordu alazlı bir tebessüm eşliğinde. Sesimin yüksekliği senin erkekliğinle yarışamadı bu defa, dedim. Cevabıma gülüp geçmeyeceğini elbette biliyordum. Sandığından daha iyi tanıyordum evinin dakik baskın düzenini. Bileklerime dokundu oturduğu yerden kalkmadan. Gölgesinin gücünü yadsımamak gerekirdi. Yeni bir hikâye yazıyorsun sanırım, dedi donuklaşan bakışlarım üzerine. Evet, diye iç geçirdim. Adını ifşa edeceğim şehrin becerikli kız kurularına. Özledim diye telefon etti, dedi; sesinin yankısı çapaklandı birden. İlgini özlemiştir mutlaka, dedim; buna şaşırmamak gerekir. İyi bir adamım ben, dedi. Savaşmaya gerek yok, dedim uzanıp bir sigara yakarken. - İçmemelisin. - Nedensiz bir uyarı bu. Yalanları gördüğüm halde ses çıkarmıyorsam bu benim aptallığım; üzerine alınma, diyerek doğruldu yerinden. Odanın dağınıklığına aldırmadan cama doğru yürüdü. Gün, şehrin her daim kâbus gören mahallerine ulaşmak üzereydi. Kedi hangi cehennemde, diye sordum sigaramı küllüğün göğsünde söndürmeden. Kaçtı dün gece, dedi soğuk cama alnını yaslarken. Üzüldüm, diye iç geçirdim. Ben de, diye katıldı hüznüme. - Yine de cesur bir karar verdiği için seviniyorum. - Sen cesareti en büyük günah sayardın hani? Uzanıp yerde duran şarap şişesini aldı. İçinde kalan şarabı bir dikişte içti. Gelirken şarap almak aklına gelmedi değil mi, dedi sinirli bir sesle. Bu kadar ince fikirli olmayı beceremedim hiç, dedim biraz buruk. Gözlerimin içine baktı uzun uzun. Bu defa kaçırmadım bakışlarımı. Gözlerinin rengini asla bilemedim, dedim can yakmak için. Dünyevi acılar için genç, ruhsal yaralar için fazla yaşlıyım, dedi. - Matah bir halt sanıyorsun kendini. - Senin aksine basit cümlelerle anlatıyorum derdimi. Yerimden kalkıp odanın kapısına doğru yürüdüm. Eşikte durup emsalsiz bir soru sormaktı niyetim. Sırtımda dolaşıp boynumda konaklayan bakışlarından emin bir sesle, ölmeyeceğim, dedim. Ağrın var mı, diye sordu beklemediğim kadar naif bir sesle. Dönüp baksam yüzüne belki de ağlardım. Dişlerimi geçirdim dudaklarımın onu özleyen sessizliğine. Doktorum baş belası olduğumu düşünüyor, diyerek koridora çıktım. Arkamdan gelen ayak sesleri güven veriyordu bana. Sokak kapısını açıp kaçmakla salona gidip bu garip hikâyeye devam etmek arasında acil bir karar vermem gerekiyordu. Karar vermemi kolaylaştırmak için hızlandırdı adımlarını. Omzuma dokundu. Dövmeni merak ettim, dedi boynuma yaklaşan sesi. Saçlarıma dolanan elleri vücudumu yakmamış gibi cevap verdim; daha çok merak edeceksin. Dudakları boynumu tavaf ederken ellerini belime doladı. Kendimi kaçırmaktan vazgeçip yüzümü döndüm gözlerine. Ayakucumda hafifçe yükselip dudaklarına kaçamak bir öpücük kondurdum. Sağ elini saçlarıma dolayıp beni iyice kendine doğru çekti. Gözlerimi kapadım; hazırdım soluksuz öpüşmeye. - O da öptü değil mi seni? - Sen de öptün değil mi onu? Zamanın hınzır oyununa yenilmiştik işte. Kanayarak anlattığın ilk masal değil nasılsa adım, diyerek üç adım attım geriye doğru. Duvara yasladığı elinin açısıyla her kadını kendine âşık edebileceğinden emin bir sesle, yatağına konuk olan ilk adam değildim nasılsa, dedi. İyi bir adamsın, dedim gülümseyerek. Biliyorum, dedi çok sevdiğim ukala tonuyla sesinin. Sokak kapısının yanına bıraktığım çantamı aldım usulca. Koşup boynuna sarılmakla sessiz çıkıp gitmek arasında acil bir karar vermem gerekiyordu. - Çok güzel oldu dövmem. - Yakında görürüm nasılsa. Kapıyı açıp apartmanın serin boşluğuna baktım bir süre. Sırtını duvara yaslamış eski bir şarkı mırıldanıyordu. Biliyorsun, dedim. Biliyorum, dedi ben de seviyorum seni. Gülerek kapattım ardımdan kapıyı. Kanayarak inandığım ilk masaldı adın, diye bağırdı içerden. Farkındayım, dedim ben de oradaydım. * Sözcüklerin oyunlarına yenilecek kadar uzun zaman önce öğrendim blöflü suskunlukları. Hayatım, istersen hiç bitirme kutsal yanılgıların soluk, otobiyografik romanını.*
__________________
Korkmuyorum artık yola çıkmaktan... |
||
|
|
|
|
|
#356 | ||
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
iyi ki varsın ve iyi ki dostumsun...
sesimin sesindeki yankısı hüzne dokundu kimi zaman; kimi zaman ağrılarda konakladı. ama beni çok az kişi bu kadar iyi tanıyabildi. çok çok az kişi... teşekkür ederim gizli; şiirlerini özledim...
__________________
Korkmuyorum artık yola çıkmaktan... |
||
|
|
|
|
|
#357 | ||
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Saçma bir hikâyedir kimi zaman payımıza düşen; sessizce kabul etmeli hayatı derken. Ağlamanın tanrının yağmuru olduğuna inanan çocukların âşık olmaması gerektiğini düşünürken. Basit bir düşkünlükten ilahi bir suskunluk yaratılır. Bırakın tanrıyı buna şeytan bile şaşırır. (1)
Gökle yerin bir sayıldığı saçma anlardan birini yaşıyordu şehir. Yağmura aldırmadan adımlıyorduk sokakları. Gün ortasında havanın kararmasını şeytan işi sayanlar da vardı mutlaka yine de rahmetin hikmetinden sual olmazdı çoğuna göre. Yanı başımda sakin adımlarla yürüyen adamın dakikalar önce sokak ortasında bağırıp çağırdığına inanmak güçtü, hatta bazılarına göre mümkün bile değildi. Oysa ben inandığım her şey üzerine yemin edebilirdim; nasılsa bağırdığı bendim. Evet, dakikalar önce bana bağıran adamla yan yana yürüyordum ve evet, sadece yeşilin ona ne kadar yakıştığını düşünüyordum. Aslında gurursuz bir kadın değilimdir; hatta gereğinden fazla gururlu bir serseri olduğum da söylenebilir. Sokak ortasında bana bağıran bir adamın hakkından gelecek kadar da bilirim serseriliği üstelik. Sessizliğimin nedeni aşktı ve bu benim alışkın olmadığım bir yenilgiydi. Islak saçlarımı elimle geriye doğru iterken birden göz göze geldik. Yarım bir gülümseme belirdi yüzümde. Durdu; bir şey söyleyeceğini sandım. Ama konuşmadı; bir saniyeyi geçmeyen bu sessiz andan sonra başını hızla çevirip yürümeye devam etti. Lanet olsun, dedim duyabileceği kadar yüksek bir sesle. Kime lanet olsun sence? Bana mı, sana mı yoksa ona mı? Bahara lanet olsun, dedim dişlerimi sıkarak. Baharı işin içine karıştırmasan olmazdı değil mi, diye cevap verdi. Sesi kızgın değildi; sanki bu hamleyi çok önceden biliyor gibiydi. Sakinliğine de lanet olabilir, dedim telaşlı bir sesle. Yeter artık, dedi bağırmaya hazırdı. - Beni görmezden gelme. - Seni görmezden gelmezsem hayatımda ilk defa can yakarım. - Hiç canımı yakmamış gibi konuşma. - Beni geçmişinle bir tutma; erkekliğimin gücünü kadınlara verdiğim yaralarla ölçmedim hiç. Hiç ölçmedin; ama yeterince yara verdin, diyerek hızlandırdım adımlarımı. Aldığım yaraları kazanç hanene yaz, dedi hızıma aldırmadan sakin sakin yürümeye devam ederken. - Sinirime dokunuyorsun. - Seni sinir eden tanıdığın adamlar gibi olmayışım. - Aranızda pek fark yok. - Aramızda bir fark olduğu için âşık oldun bana. - Sana âşık olduğumu da nerden çıkardın? Bana bakmadan sanki kendi kendine konuşur gibi mırıldandı: Yoksa niye aldatasın ki beni? Seni aldatmadım, dedim. Sesimdeki çatlakları fark etmiş miydi acaba? - Beni ne zaman aldatmış sayılırsın? Kaç hikâyeyi daha evlat edinince ihanet kabul edilecek yaptıkların? - Sana ihanet etmedim; o adamın kollarında uykuya dalmadım hiç. Onunla sevişmedim. - Koynuna girsen daha fazla üzüleceğimi mi sanıyorsun? - Seni aldatmadım. - Başka adamları merak ediyordun; nasıl buldun bakalım? Bulamadım; çünkü zihinlerinde bir kadını yatağa atmaktan öte bir şey yoktu, dedim. Söylediğim cümleden daha bitirmeden utanmıştım. Boşuna kızarmasın yüzün, dedi. Cümlelerinden değil, yaptıklarından utanmalısın. Sokağın ortasında duruverdim. Herkes yağmurdan kaçmak için hızlı hızlı yürürken ben sokağın orta yerinde öylece durdum. Hareket etmediğimi fark edince karşıma geçip durdu o da.
__________________
Korkmuyorum artık yola çıkmaktan... |
||
|
|
|
|
|
#358 | ||
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Saçma bir hikâyedir kimi zaman payımıza düşen; sessizce kabul etmeli hayatı derken. Ağlamanın tanrının yağmuru olduğuna inanan çocukların âşık olmaması gerektiğini düşünürken. Basit bir düşkünlükten ilahi bir suskunluk yaratılır. Bırakın tanrıyı buna şeytan bile şaşırır. (2)
- Fransız film yıldızlarına mı özeniyorsun? - İstersen sessiz film zamanına geri dönebiliriz. - Ağlamaya başlarsan muhteşem bir romantik film olacak yaşadıklarımız. - Serseriler ağlamaz oğlum. - Hikâyeleri de birbirine kattın, işte şimdi oldu. Hangi hikâyenin kahramanı olduğumu bir türlü hatırlayamıyorum zaten. - Ben hiç unutmadım. Kimi unutmadın hayatım, diye sordu. Ya da kimleri unutmadın diye sorayım. Sorusunun ardında yatan yılanı görecek kadar bilirdim oyunları. Zehre aldırmadan cevapladım: Seni unutmadım. Sözümün bir değeri kalmamıştı belki de onun için. Sustu. O susunca şehrin tüm kirli çamaşırları ortaya çıktı sanki. Şehir orospuluğundan sıkıldı birden. - Hadi yürü, biraz daha yağmurda kalırsan hasta olacaksın. - Hasta olup olmamamın ne önemi var ki? - Liseli kızlar gibi davranma; hasta olup yataklara düşmeni isteyecek kadar sığ değilim. Her öpüşmemizde yanık bir iz sarar dudaklarımı, dedim. İmgelerine aşina olmadığımı biliyorsun, diye cevap verdi. Renklere aşinasın ama, dedim biraz buruk. İşi renkler üzerine kurulu bir adam için çok normal değil mi sence bu, dedi. Elini uzattı. Elimi uzatsam belki bir daha hiç bırakmazdı. Başımı öne eğip sol elimi uzattım. Elimi tutup yürümeye başladı. Adım atmayı unutmadığımdan emin olduğu an bıraktı elimi. Sola döndü; arkasından ben. Çıkmaz bir sokağa dönmüştük. Rotasız bir yürüyüşe çıkmış iki yalnızdan çok nereye varacağını unutmaya çalışan gezginler gibiydik. Varacağımız menzil bira ve sigara, dedi gülerek. Başka bir seçeneğimiz yok mu sahi, diye sordum. Ondan başka bir seçenek istemiyordum aslında. - Neden? - Nedeni yoktur belki. - Yapma, bu dürüst olman gereken anlardan biri. - Ömür bir tek kişiye adanır mı? - Ömrünün özeti olmak istemedim hiç. - Ama ben olmanı istedim. - Neden? Sokağın sonundaki eski apartmanın kendine hiç uymayan ağır demir kapısını zorlanarak açtı. Trabzanları kırık merdivenleri yavaş yavaş çıkmaya başladı. Apartmanın içi küf kokuyordu. Bu kokuyu bir yerlerden hatırlıyordum. Her basamakta biraz daha zorlanıyordu ciğerlerim. Dört kat çıktıktan sonra verniği solmuş bir kapıyı çaldı. Merdivenin en üst basağında durmuş ona bakıyordum. Üst katlardan yoğun bir çığlık duyuluyordu. Belki biri şehvetine engel olamıyordu, belki de biri ölümle randevulaşıyordu. Kapının öte tarafından duymadığım bir ses bir şey sordu. Yalnızım, dedi ardında duran bedenime aldırmadan. Kapı gıcırdayarak açıldı; içerdeki kapının zincirini açmaya gerek duymamıştı. İki santimlik o aradan karanlıkta hafif hafif parlayan bir şey uzattı. Sessizce aldı uzatılanı; bir şey söylemeden başıyla selam verdi. Orada onu beklemiyormuşum gibi hiçbir açıklamaya gerek duymadan inmeye başladı merdivenlerden.
__________________
Korkmuyorum artık yola çıkmaktan... |
||
|
|
|
|
|
#359 | ||
|
cesur
Giriş Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 502
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Saçma bir hikâyedir kimi zaman payımıza düşen; sessizce kabul etmeli hayatı derken. Ağlamanın tanrının yağmuru olduğuna inanan çocukların âşık olmaması gerektiğini düşünürken. Basit bir düşkünlükten ilahi bir suskunluk yaratılır. Bırakın tanrıyı buna şeytan bile şaşırır. (3)
- Neden geldik buraya? - Bir işim vardı. - Ne aldın? - Adı neydi? Apartmandan çıkana kadar konuşmamaya karar verdim; hatta bir daha asla konuşmayacaktım onunla. Nasılsa bir önemim kalmamıştı onun için. Yağmur onu yalnız bıraktığımız birkaç dakika içinde hızını daha da arttırmıştı. Gök gürlüyordu üstelik; bu sesten korktuğumu biliyordu. Seni eve bırakayım, dedi birden. Sesi her türlü duygudan azadeydi. Gerek yok, diye mırıldandım. Ben giderim. Sen korkarsın şimşekten; eve kadar bırakayım seni, dedi. Cümleleri basit ve kanatıcıydı. Oysa sert ünsüzlerle kurduğu o kadar cümleyle baş etmiştim daha önce. Gerek yok, diye tekrarladım. Korktuğum bir şey kalmadı artık. - Sahi hiçbir şeyden korkmuyor musun artık? - Hayır, korkmuyorum. - Ya sevdiklerinin cesetlerini yıkamak zorunda kalmaktan. Sevdiklerimin ölümleriyle yüzleşmekten korkardım; bundan hep korkmuştum. Cevap vermediğimi görünce gülümsedi; hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı benden. Küf kokusunu hatırladım, kahretsin hatırladım, diye bağırdım ardından. Yürümeye devam ederken başını çevirmeden el salladı bana. Kaldırımın kenarına oturdum. Islaklığa aldırmayacak kadar yorgundum. Kahretsin, dedim kendi kendime. Hatırladım…
__________________
Korkmuyorum artık yola çıkmaktan... |
||
|
|
|
|
|
#360 | ||
|
don ki$ot
|
Uzaklara gidince insan en cok soyle bir kosesine kivrilip sarilacagi, sarilirken usul usul aglayacagi satirlari ozluyor...Bazi satirlarinin izi kalmis sesimde, goruntusunde huznumun, biraz benimleydim hic bilmedigin bir sehirde...Simdi daha birkac satir sonra 'hadi kizim ic bugun' dedigini duydum kendimin, galiba icecegim ve galiba bazi satirlarin daha icmeden sarabin kekremsi tadini birakti icimde...Ozlemisim,cok seni.
__________________
gel dalgaya düşelim sandalda rakı içelim bir kötü arkadaş edinip peşinde uçalım... |
||
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
|
|