dipsizkuyu.net  

Geri Dön   dipsizkuyu.net > Kültür - Sanat > Edebiyat > Kendi Çalışmalarınız
Anasayfa Forum Oyun Parkı

Kendi Çalışmalarınız Bütün edebi türlerde gerçekleştirdiğiniz çalışmaları sergileyebileceğiniz bölümümüz.

Yanıt
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 22-06-2005   #1
kılıçtan keskin
 
kurşun kalem nickli kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: Nov 2004
Konum: CPU - RAM arası
Mesajlar: 3,726
Blog Mesajları: 3
kurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalıkurşun kalem kendisiyle gurur duymalı
Varsayılan "Bundan daha kutsal değil."

Şafak yeni söküyor... ve bu gün bize hayırlı şeyler göstermeyecek... bu ne zaman bitecek?

Kafamın içindeki sesler bir türlü durmuyordu. Sanki birileri onları oraya mahkum etmiş ve onların yalvarışlarını bana bir ceza olarak duyma yetisi vermişti. Hiç bitmeyecek bir mahkumiyetin yakarışları ve yalvarmalarıydı bunlar. Tıpkı önceden de olduğu gibi.
Ovanın ortasında durmuş ve karşımdaki ormandan gelen metalik sesleri, kalkan seslerini ve bağırmaları dinliyorum. Bir rüzgar esip geçiyor ve ürpertiyor beni. Korkumdan mı yoksa üşüdüğümden mi ne pelerinime daha çok sarılıyorum. üstümdeki zırhtan eser kalmayıncaya kadar örtüyorum kendimi. Nasıl olsa o zırh birazdan ya bu ovada çimlerin üzerinde serilecek ya da başka bir yerde daha kullanılmak için yardımcımın ellerinde olacak. Kim bilebilmiş ki savaşların sonunu?

Üzerinde durduğum kayadan yavaşça indim ve beni bekleyen yardımcıma pelerinimin altından elimi çıkarıp işaret yolladım. Siyah atının üstünde, çimleri döverek bana doğru geldi ve yanı başımda atından indi. Babamdan kalan sapı kırmızı değerli bir taş ile işlenmiş olan kılıcımı bana uzattı ve önünde eğildi. Üzerimdeki pelerini yere attım ve kılıcımı bir kez daha yeni bir savaşta elime aldım. Her zamanki gibi kabzası güçlü ve sertti. Metalik yüzeyi o kadar pürüzsüzdü ki sanki daha önce hiç kullanılmamış gibi parlak ve canlıydı. Elimle dokunduğumda ise metalin soğukluğunu ve sertliğini her zamanki gibi yine hissettim. Tıpkı ölmeden önce babamın bana ilk kez emanet ettiği an gibi yaşadım bu anı. Bu kılıçla ovalarda rüzgarı yararken ve atının üzerinde düşmana karşı giderken hayal ettim kaybettiğim babamı. Nefretimi de ,sevgimi de bu kılıca gömmüştüm. Tıpkı babam gibi. Bir kral gibi.

Kılıcımı kuşandıktan sonra zırhımı kontrol ettim. Zayıf yerlerimi bir kez daha gözden geçirdim. Her şey tamamdı. Artık gidebilirdim. Kılıcımı kınından çekmemle beraber ordum da bana eşlik ederek kılıçlarını çektiler. Hepsinin yüzündeki duygu farklıydı ,anlam farklıydı. Fakat burada bulunmalarının nedeni benimkiyle aynıydı. Ölen krallarının intikamını almak ,babamın intikamını almak.

Tekrar daha önce üzerinde durduğum kayanın üstüne çıktım ve orduma son bir kez baktım. Artık yerlerinde duracak sabırları kalmamış atlar ve insanlar vardı karşımda . Zırhları ve kalkanları ile hazırlanmış askerler ,okçular ve atlılar. Hepsinin gözlerindeki ateşi gördüm, intikamı gördüm. Zafere gidişimizi ,ölümü yenişimizi gördüm ve kılıcımı göğe saplayacak kadar havaya kaldırdım. Sabahın ışıklarında kılıcım parladı. Bir umut bir zaferi işaret ediyordu. İnsanlarıma korktukları karanlıkta bir güven veriyordu. Durduğum yerden kılıcımla O' nu işaret ettim. Babamı öldüren adamı. Atının üstünde duran ve ordusunu hazırlayan adamı. Uzun bir sessizlik oldu bulunduğumuz ovada. Rüzgar esmiyor, kuşlar uçmuyor ,mahşeri sessizlik yayılıyor ve ovaya hakim olmaya başlıyordu artık. Zaman durdu ve bir anda benim ile beraber harekete geçti: Saldırın!

Elimde kılıcımla ordumun ön saflarında koşmaya başladım. Rüzgar artık kulaklarımda uğuldayan bir sesti sadece. Kaosu ,karmaşayı ve şiddeti fısıldayan bir uğultuydu.

Karşıdan gelen düşmanın elinde uzun mızraklar vardı. Dön ve vur dedim kendime dön ve vur tıpkı babam gibi. Hızlıca gelip önce mızrağın ucuna vurdum ve sonra hızlıca yanından dönerek mızrağı tutan adama kılıcımı sapladım. Arkadan mızrağı tutmaya çalışan diğer adam kılıcını daha çekemeden kafasından oldu ve yere yığıldı. Benimle beraber bir kaç kişi düşman hattını yararak ilerlemeye devam ediyordu. Etrafımızda oklar uçuşuyor insanlar düşüyordu. Bağrışmalar, kırılan kalkan sesleri ve kılıçların metalik uğultuları etrafımda dönüp duruyordu. Yedi adamı haklamıştım şimdiye kadar ve öfkem giderek artıyordu. Kılıcım gözlerimin önünde inip kalkıyordu. Her inişinde biri yere yığılıyordu. Sonra bir anda önümde bir koridor oluştu savaşan ,düşen ,bağıran ve ölmek üzere olan insanlardan bir koridor. Babamı öldüren adama beni götürecek bir koridor. Nasıl geçtiğimi fark edemeden o koridorun sonundaydım ve o adam atından düşmüş bir şekilde bir eli havada sımsıkı bir şeyi tutarak bana yalvarıyordu. Hayatını bağışlamamı istiyordu. Bağışlamadığı babamın hayatı için kendi hayatının bağışlanması için bana yalvarıyordu. Bir ayağı yaralandığı için kalkamıyor ancak yerlerde sürünen bir sefili oynuyordu. Ancak elinde neden kılıcı yok ,neden yaralı olsa bile yanındaki kılıç ile kendini savunmuyor diye düşündüm. Elinde ne vardı?

Düşmanı bertaraf etmiştik. Herkes kaçışıp gidiyordu yanımızdan. Kılıcımı son bir kez kaldırdım ve O' nun sefilliğine son verdim. Havadaki eli yere düştü ve açıldı. İçinden siyah beze sarılı bir şey düştü. Kılıcımı yere sapladım ve düşen şeyi almak için eğildim. Bezi açtım . Beynine ok saplanmış adamlar gibi yığılıp kaldım yerde. Bunu için ölmüştü. Bunun için kılıcını almamıştı eline. Fakat neden?
Arkamdan bir atlı geldi. Yardımcım. Atının üstünden atladı ve bana iyi olup olmadığımı sordu. Beni yerden kaldırdı ve yaralı olup olmadığıma baktı. Sonra dönüp O' nun bedenine baktı ve bana yaptığımın babamın ruhuna özgürlük verdiğini ve kutsal olduğunu söyledi. Elimde tutuğum şeyi ona gösterdim. Bir babanın oğluna sarılmış halini tasvir eden bir heykelciği. Bir adamın uğruna öldüğü bir heykelciği. Bir adamın uğruna kensi sonunu kabul ettiği heykelciği. "Bundan daha kutsal değil." dedim. Bundan daha kutsal değil...



craven
__________________
"Kötüleri affetmek, Tanrı ile onlar arasında olan bir mesele. Ben sadece buluşmayı ayarlarım."

"
doğdum ve irkildim büyüklüğünün karşısında dünyanın, gördüm ve şaşırdım açgözlülüğüne insanların"
kurşun kalem çevrimdışı   Alıntı yaparak yanıtla
Yanıt


Konu Araçları

Yeterlilikler
Yeni konu açamazsınız.
Konulara yanıt veremezsiniz.
Eklenti gönderemezsiniz.
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz.

[IMG] kullanımı
HTML kullanımı Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Yanıt Son Mesaj
Ateizm Saburov İnanç Sistemleri 649 4 Hafta Önce 12:23 PM
Yapay zeka LoRD De SeiS Bilim - Teknoloji 52 21-03-2008 08:25 AM
jorge luis borges bilico Edebiyat 7 29-03-2007 04:38 PM
Sokrates'in Savunmasi Deniz Felsefe 1 16-05-2005 08:13 AM
İnsan Ailesinin Biyokültürel Evrimi Saburov Bilim - Teknoloji 8 05-03-2005 12:58 PM


Bütün zamanlar GMT +2. Şu an 05:01 AM.


Powered by: vBulletin
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0