![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
Yasaklı
Giriş Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 56
![]() |
Zerdüst den;
Pazar yerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan her şey. Hep pazar yerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratan. Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş. Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! Yalnızlığına kaç! Sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. Onların göze görünmez öclerinden kaç! Onlar sana karşı öcden başka bir şey değildirler. Artık el kaldırma onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki... ölüm öğütleyenler vardır. dünya , hayattan çekilmelerini önerdiğimiz böyleleriyle doludur. işte böyle gereksiz insanlarla doludur dünya.bu fazlalar yüzünden hayat bozulmuştur. bunları "sonsun hayat" sözleriyle kandırıp bu dünyadan ayırmak gerek. ölüm öğütleyenlere sarı veya kara diyorlar.fakat ben onları size başka renklerde de göstermek istiyorum. işte içlerinde vahşi hayvan taşıyan , keyfetmek ve kendini yemekten başka bir şey yapamayan korkunçlar.onların keyifleri de bir kendini yenmedir. bu korkunçlar daha insan bile olamamışlardır.varsın ölüm vaat etsinler ve kendileri de göçsünler. işte ruhu veremliler:daha doğmadan , ölmeye başlarlar ve yorgunluktan bir tarafa çekilip kendi kendine özlem çekerler.onlar ölmeyi istiolar.bizim de onların bu arzusunu onaylamamız gerekir.bu ölüleri diriltmekten ve bu canlı tabutları zedelemekten sakınalım. karşılarına bir hasta bir ihtiyar bir cenaze çıksa hemen "hayat boştur" derler. fakat kendileri ve varlığın yalnız bir yüzünü gören gözleri boştur. yoğun bir kedere bürünmüş ve ölüm getirecek küçük rastlantılara inanıp böyle beklerler ve dişlerini gıcırdatırlar. veyahut şekerlemelerine uzanırlar ve çocuklarıyla alay ederler: bir saman çöpüne asılı durmakla alay ederler.onların hikmeti şudur:"yaşamak isteyen delidir.işte biz bu kadar deliyiz ve hayatta en büyük delilik budur." "hayat yalnız acıdır."bazıları böyle derler ve bu yalan değildir. öyleyse bu hayatın bitmesine çalışın.öyleyse yalnız acı olan bu hayatın bitmesine çalışın. erdemleri onların şu öğüdü vermelidir:"sen kendini öldürmelisin.sen kendini bu hayattan çekmelisin." ölüm öğütleyenlerden bazıları,"şehvet günahtır"derler."bırakın kenara çekilelim ve çocuk yapmayalım." bazıları da:"doğurmak güçtür," der. ve niye doğurmalı? " bütün doğanlar mutsuz oluyolar" bunlar da ölüm öğütçüleridir. yine bir kısımları "acımak gerek. neyim varsa alın. ben ne isem alın ki hayata daha az bağlanayım" der. fakat tam merhametli olsalardı en yakınlarını hayattan bıktırırlardı.kötü olmak , onların gerçek iyilikleri olurdu. fakat bunlar hayattan çekilmek isterler.başkalarını zincirleri ve armağanlarıyla hayata daha sıkı bağlanmaktan ne bekliyolar? hayatları vahşi bir çalışma ve huzursuzlukan ibaret olanlar, sizler, hayattan pek yorgun değil misiniz?ölüm öğütçüleri için pek olgun değil misiniz? vahşi çalışmayı aceleyi yeniyi yabancıyı seven sizler kendinizden memnun değilsiniz.çalışmanız kendinizi unutmak için arzu ve bir kaçmadır. hayata daha fazla inansaydınız,kendini "an"a bu kadar kaptırmazdınız.fakat beklemek için , hatta tembellik etmek için bile yeteri kadar isteğiniz yok. her yerde ölüm öğütleyenlerin sesi çınlıyor ve dünya,kendilerine ölüm öğütlenmesi gereken böyle insanlarla doludur. ya sonsuz hayat? bence onlar için uygun , yeter ki tez göçsünler |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
Yasaklı
Giriş Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 56
![]() |
Nietzsche den;
Siz yükselmek isteyince yukarı bakarsınız. Bense aşağı bakarım.. Kıskançlık yalımıyla sarılan kişi, sonunda,akrep gibi,ağılı iğnesini kendine çevirir.. "bazıları seyrederken hayatı en önden,kendime bir sahne bulup oynadım.öyle bir rol wermişler ki okudum okudum anlamadım" Ben yürümeyi öğrendim,o gün bugün, kendimi koştururum. Ben uçmayı öğrendim,o gün bugün kımıldamak için itilmem gerekmez... bedenini küçümseyenler, sizin yolunuzdan gitmiyorum. siz bence "insanüstü"ne köprü değilsiniz. artık başınızı kutsal şeylerin sırrına gömmeyin.aksine onu özgürce yaşayın. yaşama anlam kazandıran bir kafa taşıyın. Kendi düşmanınızı aramalısınız,kendi savaşınızı açmalısınız ve kendi düşünceleriniz uğruna!.. bir zamanlar ruh tanrıydı, sonra insanlaştı, şimdi halklaşıyor. Bu dediği dedik,bu sıkıcı kişileri kıskanma,ey gerçek tutkunu!Dediği dedik kişinin koluna hiçbir zaman asılmamıştır gerçek.. Uygarlık tarafından yokedilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz. Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş. Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç!. Yalnızlığına kaç!. Sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın.Onların göze görünmez Öclerinden kaç!.. Artık el kaldırma onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değil ki!... |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
Yasaklı
Giriş Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 56
![]() |
ŞAİRLERE DAİR
Zerdüşt havarilerinden birine şöyle diyordu: "Bedeni daha iyi tanıyalı beri ruhun bence ehemmiyeti kalmadı. Ve ''ebedi'' denen her şey bir sembolden ibaret." Havari cevap verdi: "Evvelce de böyle bir şey söylemiştin. Fakat şairler çok yalan söylerler diye ilave etmiştin. Bunu neden demiştin." Zerdüşt, "neden diye soruyorsun" dedi. "Ben o adamlardanım ki onlara neden diye sual sorulmaz. Ben bunları henüz dün mü yaşadım. Fikirlerimin sebeplerini yaşayalı beri hayli zaman geçti. Eğer sebeplerimi de yanımda taşımam gerekseydi benim bir hafıza ambarı olmam lazım değil miydi? Fikirlerimi kendim için saklamam bile bana fazla geliyor. Ve nice kuşlar uçup gidiyorlar. Bazen güvercinliğime yabancı ve elimle dokunduğum zaman titreyen bir kuşun sığındığını görürüm.Fakat Zerdüşt sana bir zaman ne diyordu? Şairlerin çok yalan söylediğini mi? Fakat Zerdüşt de bir şairdir. Onun bu işte hakikati söylediğine inanıyor musun? Neden inanıyorsun?"Havari cevap verdi: "Ben Zerdüşt''e inanırım." Zerdüşt başını salladı ve gülümsedi. "İnanman, hele bana inanman, beni mesut etmez.Fakat, birisi ciddiyetle, şairler çok yalan söylerler diyorsa haklıdır. Biz çok yalan söyleriz.Biz pek az şey biliriz. Ve güç öğreniriz. Onun için yalan söylemeye mecburuz.Biz şairlerden, şarabını tağşiş etmeyen kim var?Kilerimizde nice zehirli karıştırmalar yaptık. Tarif edilmez nice işler yaptık.Çok az şey bildiğimiz için ruhça züğürt olanlar hoşumuza gider. Hele kadınlar! Hatta ihtiyar kadınların akşamları anlattıkları masallara bile hasret duyarız. Ve kendimizce buna "ebedi karanlık" deriz.Sanki hususi ve mahrem bir kapı varmış da öğrenmek isteyenlere oradan bilgi dağıtılıyormuş gibi, halka ve onun vecizelerine inanırız. Çayırda veya münzevi tepelerde yatıp kulaklarını diken herkesin gökle yer arasındaki şeylerin bazılarına agah olabileceğine bütün şairler inanır.Ve şairler kendilerine nermin heyecanlar gelince bizzat tabiatın kendilerine aşık olduğunu ve tabiatın kulaklarına gizlice okşayıcı sözler fısıldadığını duyarlar ve faniler önünde bununla göğüs kabartırlar. Ah yerle gök arasında o kadar çok şey var ki bunları ancak şairler tahayyül edebilir. Hele tanrı hakkında. Çünkü bütün ilahlar şair sembolleri ve şair uydurmalarıdır.Gerçekten, daima göklere yeni bulutların alemine yükseliriz bu bulutların üstüne alaca körüklerimizi kurarız. Ve sonra onlara tanrılar ve üst insanlar deriz.Onlar ancak bu iskemlelere oturabilecek kadar yufkadırlar. Bütün o şairler ve üst insanlar! Ah, olağanüstü bir şeymiş gibi görünmek isteyen bütün bu acizlerden ne bıkkınım! Ah bütün şairlerde ne bezginim."Zerdüşt böyle deyince çömezi ona kızdı. Fakat sustu. Zerdüşt de sustu. Ve gözleri sanki çok uzaklara bakıyormuş gibi içine yöneldi. Nihayet içini çekti ve nefes aldı. Ve şöyle dedi:"Ben bugünün ve dünün eseriyim. Fakat içimde bir şey var ki,yarının, yarından sonranın ve daha uzak bir istikbalindir. Ben eski ve yeni şairlerden bezginim. Bence hepsi sathidirler. Ve sığ sulardır. Derinlere dalamamışlardır. Onun için duyguları dibe nüfuz edememiştir.Biraz şehvet biraz can sıkıntısı. Onların en çok düşündüğü bu idi.Onların saz tıngırtıları bir hayaletin hışırtılarıdır. Seslerin içliliğinden ne anlıyorlardı? Onlar temiz de değillerdi. Derin görünsün diye bütün sularını bulandırmışlardır. Ve böylelikle barıştırıcı görünmek istediler.Fakat bence aracı, karıştırıcıdırlar. Yarım ve pistirler.Ah, ben ağımı onların denizlerine daldırdım ve balık avlamak istedim. Fakat daima eski bir tanrının başını çektim.Böylece deniz ancak bir taş vermiş oldu. Bizzat onlar da denizden gelmiş olabilirler.Tabii içlerinde inci vardır. Fakat kabuklu hayvanlara o nispette benzerler. Ve kendilerinde ruh yerine ekseriya tuzlu bir sümük buldum.Onlar denizden gurur da öğrenmişlerdir. Deniz tavus kuşlarının en güzeli değil mi? Tavus en çirkin bir manda karşısında bile kuyruğunu açar gümüşten ve ipekten kanatlarından hiç bıkkınlık göstermez. Manda hayretle bunu seyreder. Ruhunda kuma yakın, sazlıklara daha yakın, batağa en yakın olarak.Mandaya güzellikten, denizden ve tavus süsünden ne? Şairlere bu sembolü söylerim.Gerçekten, onların ruhları tavusların tavusudur ve bir kibir denizidir.Şairin ruhu seyirci ister. İsterse seyirci manda olsun.Fakat ben, bu ruh dan bezdim. Ve görüyorum ki o da kendinden bezecek.Ben şairleri değişmiş ve bakışları kendilerine yönelmiş görüyorum.Ruh tövbekarlığının geldiğini görüyorum. Bunlar onlardan meydana gelmiştir. Zerdüşt böyle dedi. |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
Yasaklı
Giriş Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 56
![]() |
Nietzsche den;
Gür ırmaklar kendileriyle birlikte bir çok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; güçlü ruhlar da bir çok aptal ve mankafayı. Gözle görünen dünya yegane dünyadır: �Gerçek dünya� ise sadece bir yalan Ruh arayanda, hiç ruh yoktur. Her ahlak, doğaya, hatta �akla� karşı bir parça zorbalıktır Gizemsel izahlar derin sanılır; doğrusu şu ki, yüzeysel bile değildir onlar. Kadının nasıl bir nimet olduğunu tüm derinliği ile hissetmek gereklidir. Kadını kadının içinde özgürlüğe kavuşturmalı! Bir inancı sırf adettir diye kabullenmeye namussuzluk, korkaklık, tembellik denir. Şu halde namussuzluk, korkaklık, tembellik ahlakın önsel�i olsalar gerek. İnsan Sonuçlar karşısında korkaklık: Çağcıl bir kusur. Ne denli yükselirsek, uçmak bilmeyenlere o denli küçük görünürüz. Tutkulu insanlar, başkalarının ne düşündüklerini az düşünürler: Durumları onları hiçliğin üzerine yükseltir. İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için, onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için hiçbir zaman çok önemli bir çaba göstermediklerini kabul etmek gerekir. Tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların her şeyden önce dünyanın tüm öteki davalarından üstün olduğunu düşünürler. Kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için, bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan aynı pis kokulu gübreye açıkca ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler. * Babanın gizlediği şey, oğulda açığa çıkar. * Dünyada hiçbir şey insanı kin besleme duygusu kadar yıpratmaz. * En insani davranış, bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir. * Güller, laleler, bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır. * İnsan da ağaca benzer, ne kadar yükseğe ve ışığa çıkmak isterse, o kadar yaman kök salar yere, aşağılara, karanlıklara, derinliğe, kötülüğe. * Kendi kendine inanmayan her zaman yalan söyler. * Öyle kolay bir sanat değildir uyumak. Onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir. * Yükselmek için yalnız kendi gücünüzü kullanın, başkasının sizi yükseltmesine fırsat vermeyin. * Ebedi gerçeklik olmadığı gibi, mutlak doğru da yoktur. * Başkaları yararına çok şey yapıldığı için dünya mükemmel değildir. * Ahlak, bireyin içindeki sürü içgüdüsüdür. * Ahlak esasen toplumu çöküntüden kurtaracak ve toplumun muhafazasını sağlayacak bir araçtır. * Ahlaki gerçekler diye bir şey yoktur. * Egoizm asil bir ruhun temelidir. Alev, başka şeyleri aydınlattığı kadar aydınlatmaz kendini. Bilge de böyledir.. İnsan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz. Bir insanın gerçekten ele almış olduğu düşünce özgürlüğü ile, onun tutkuları ve hatta arzuları da gizli gizli kendi üstünlüklerini göstereceklerini sanırlar. "zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar" nsan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna ! Sonunda her zaman, ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.. inançLar hakikat düşmanLarı oLarak ,yaLanLardan daha tehLikeLidir .... Ümit en son kötülüktür. Çünkü işkenceyi uzatır. "Kötülükle savaşan içinde kötülüğün yeşermesine engel olmalıdır. Cehenneme uzun uzun baktığında, cehennem de senin içine bakacaktır!.” " müziksiz bir hayat hatadır!." Neden'i olan Nasıl'a katlanır. Ben her türlü ahlaki hüküm vermeye, övmeye ve mahkum etmeye karşı derin bir tepki duyarım. Alışılagelen ahlaki hükümlere karşı şunu sorarım: Hükmü veren hüküm vermeye esas itibarıyla haklı mıdır? O onun yeterli derecede üstünde midir? Onun sağgörüsü, hayalgücü, yeterli deneyimi var mıdır, bir bütünü tasarlaması için Nietzsche "Gerçekten de kendi yüzünüzden daha iyi bir maske takamazdınız siz, ey bugünün kişileri!Sizi kim tanıyabilirdi ki!" yele karşı tükürmekten sakınınız! her şey birbirinden daha gereklidir. insanlar eşit değildirler. kendin alabileceğin bir hakkı, bırakmayacaksın sana vermelerine! inanç gerçeği bilmek istememektir. ben, iki insanın daha yüce hakikati bulmak için, bir ihtirası paylaştığı bir aşk düşünüyorum. beklemek ahlaksız kılar. kanmışlıklar, doğruluğun yalanlardan daha tehlikeli düşmanlarıdır insanlar ışığın çevresinde toplaşırlar, daha iyi görmek için değil, daha iyi parıldamak için. Geçmişi değil de, geleceği kutlamak, geleceğin mitoloji masalını bulmak: İşte her şeyden önce önemli olan budur. Bir! İnsanoğlu! kulak ver! İki! Derin geceyarısı ne der? Üç! "Uykumu aldım ya - Dört! "En derin düşten uyandım, derim ki ben: - Beş! "Derindir dünya, Altı! "Daha derin, gündüzün düşündüğünden, Yedi! "Acısı derindir asıl - Sekiz! "Sevinç, yürek ağrısından da derin: Dokuz! "Acı der: yıkıl! On! "Oysa sonrasızlıktır istediği tüm sevinçlerin - On bir! "Derin sonrasızlık istediği, derin" On iki! |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
Yasaklı
Giriş Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 56
![]() |
Bilim, tüm gerçek kadınlardaki utanç duygusunun dikine gitmektedir: Kadınların derilerinin altında bakar gibi bir şey -daha da kötü hatta- eteklerinin altında bakmak ister gibi bir şey.
Kadınlar: "Erkek gibi aptal" derler. Erkekler de: "Kadın gibi korkak" derler. Kadınların aptallığı, kadınca olmayan bir şeydir. "Bir gün bayağı kömür 'Niye böyle sertsin!' demiş elmasa. 'Biz seninle yakın akraba değil miyiz ki?' Niye böyle yumuşaksınız? Kardeşlerim, size soruyorum: siz benim, -kardeşlerim değil misiniz? Neden böyle yumuşak, böyle uysal, böyle verimser? Neden yüreklerinizde bunca yadsıma, bunca verinme var? Neden bakışlarınızda bunca az yargı var? Peki siz yazgı olmak, amansız kişiler olmak istemezseniz, bir gün benimle nasıl, iller açabilirsiniz? Peki sertliğiniz çakmak ve kesmek ve parça parça etmek istemezse, bir gün benimle nasıl, yaratabilirsiniz? Yaratıcılar sert olurlar da. Elinizi binyıllara basmak, balmumuna basar gibi basmak, mutluluk sayılmalı sizce, - -mutluluk, binyılların istemine yazmak, tunç üstüne yazar gibi yazmak, -tunçtan daha sert, tunçtan daha soylu. Ancak en soylu kişiler sert olur tepeden tırnağa. Şu yeni levhayı yerleştiriyorum üstünüze, kardeşlerim: sert olun!-" Kendinin derin olduğunu bilen kimse aydınlığa yönelir; kalabalığa derin görünmek isteyen kimse ise karanlığa yönelir. Kalabalık, dibini görmediği her şeyi derin sanır çünkü: Öyle korkaktır ve suya da öyle istemeyerek atılır ki. Tanrı olgusunu çürütmek, aslında yalnızca soyut Tanrı'yı çürütmektir. |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
Yasaklı
Giriş Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 56
![]() |
Ah kardeşlerim, yarattığım bu Tanrı, insan yapıtı, insan çılgınlığıydı, bütün Tanrılar gibi!
İnsanın varoluşundan hiç kimse sorumlu değildir. İnsanın şu ya da bu şekilde olmasından, onun şu ya da bu koşullarda bulunmasından hiç kimse sorumlu değildir. İnsanı yolundan saptırıp belirsiz bir amaca doğru yönlendirmek saçmalıktır. Amaç düşüncesini biz uydurduk. Aslında amaç diye bir şey yoktur. Tanrı düşüncesi şimdiye kadar varoluşa karşı olan en büyük itiraz olmuştur. Tanrı'yı yadsıyoruz, Tanrı'nın sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz. Tanrının ölümünü, büyük bir reddedişe ve kendi üzerimizde sürekli bir zafere dönüştürmezsek, bu kaybın bedelini ödemek zorunda kalırız. Tanrılar yalnızca korku yüzünden icat edilmiş değildir: Kudret duygusu düşsel hâle geldiği zaman, varlıklar yaratarak rahatlıyordu. Daima daha temiz, daima daha uzak olarak düşünülen bir tanrı ile daima daha günahkâr insan arasındaki ayrılığın yarattığı gerginlik, insanlığa zorla kabul ettirilen en büyük kuvvet sınavlarından biridir. Günahkârlar için Tanrı sevgisi bir mucizedir. Yunanlılar tanrısal bilgi ile insan bilgisizliği arasında niçin böyle bir gerginlikle karşılaşmadılar? Bu iki uçurumu birleştiren köprüler, var olmayan yeni yaratıklar olsalar gerek (Melekler mi? Vahiy mi? Tanrı'nın Oğlu mu? Tanrı bir düşüncedir ki her doğruyu eğri hâle sokar, hareketsiz ve ayakta olan her şeyi döndürür. Nasıl? Vakit geçti mi yoksa? Her geçici şey yalan mı ki? Bunu düşünmek kemiklere baş dönmesi, mideye de bulantı verir: Aslında bu düşünceye sara diyorum ben. Eski Yunanlıların din duygusunda bizi şaşırtan yan, ondan dolu dizgin fışkıran o bolluk, o minnet bolluğudur: Böylece doğanın ve yaşamın karşısında duran, çok soylu bir insanlar türüdür! Daha sonra, Yunanistan'da budak saldı -Hıristiyanlık hazırlandı. Buda'nın ölümünden sonra yüzyıllar boyu mağarada onun gölgesini gösterdiler -korkunç ve dehşet verici bir gölgeydi bu. Tanrı ölmüştür ama, insan öyle bir yaratıktır ki, daha binlerce yıl boyunca gölgesi kimi mağaralarda belki hâlâ gösterilecektir. Ya biz? Onun gölgesini de yenmek zorunda kalacağız biz. Ancak raksedebilen bir Tanrı'ya inanabilirim ben. |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
Yasaklı
Giriş Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 56
![]() |
Luther: "Bilge insanlar olmasaydı Tanrı'nın kendisi de var olmazdı.", demiş ve doğru demiş. Ama: "Akılsız insanlar olmasaydı Tanrı yine de var olabilirdi.", Luther bunu söylememiş işte.
Bir gün bana şöyle dedi şeytan: "Tanrının dahi kendi cehennemi vardır: bu, insana sevgisidir." Ve şöyle dediğini işittim geçenlerde: "Tanrı öldü: insana acımasından öldü Tanrı." Hıristiyanlık dünyayı çirkin ve kötü görmeye; karar verince dünya da çirkin ve kötü oldu. Dindeki en derin anlaşmazlık şu: "Kötü insanların dini yoktur." Hıristiyanlık "doğa kötüdür", diyor. Öyleyse Hıristiyanlığın doğaya aykırı bir nesne olması gerekmez mi? Yoksa o, kendi yargısına uygun olarak, kötü bir nesne olacaktı. Dünyada, hiç olmazsa dinleri yıkmak için, yeterince din yok. İnsan en çok kendi Tanrısı'na karşı dürüst davranamaz: Günah işlememeli. |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
Yasaklı
Giriş Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 56
![]() |
İsa'nın Yaptığı Yanlış. - Hıristiyanlığın kurucusu, insanlara günahları kadar hiçbir şeyin acı çektirmediğini düşünüyordu. Yanlışı bu oldu: Kendini günahsız hisseden, bu noktada deneyimi eksik olan bir kimsenin yanlışı! Nitekim ruhu da olağanüstü ve hayalci bir merhametle doldu, bir kötülüğe doğru yöneldi. Fakat günahı icat etmiş olan kendi ümmeti, böylesi bir hâlden pek seyrek olarak büyük bir kötülüğe uğramışçasına acı çekiyordu. Ne var ki, Hıristiyanlar efendilerine hemen hak verme konusunda anlaştılar ve onun yaptığı yanlışı bir gerçek hâline sokarak kutsallaştırdılar.
Hıristiyanlık ve İntihar. - Hıristiyanlık, oluştuğu sırada hüküm süren büyük intihar salgınından yararlanarak onu kudretinin bir desteği gibi kullandı, yasak olmayan iki intihar tarzına izin verdi ancak. Bunları yüksek bir paye hâline soktu, en büyük umutlarla süsledi, tüm öteki intihar tarzlarına ise korkunç yasaklar koydu: Fakat din uğrunda şehit olmaya ve çile doldururken yavaş yavaş yok olmaya izin vardı. Çok Yahudi. - Tanrı sevilmek istiyor idiyse adalet dağıtmaktan vazgeçmekle işe başlamalıydı: Bir yargıç, hoşgörür de olsa, sevgiye konu olamaz. Hıristiyanlığın kurucusu bu nokta üzerinde yeteri kadar ince duygulu olamadı; ... Yahudi'ydi çünkü. Din Savaşı. - Din savaşı yığınların bugüne dek gerçekleştirdikleri en büyük ilerleme olmuştur: Yığınların düşünceleri saygı ile karşıladıklarını kanıtlamıştır çünkü. Kuşkuya Günah Olarak Bakmak. - Hıristiyan çemberi kapamak için elinden geleni yaptı ve şüpheyi günah olarak ilan etti. İnsan akıl olmadan bir mucize tarafından inanca yöneltilmeli ve bundan sonra onun içinde en aydınlık ve en belirgin unsurun içindeymişçesine yüzmelidir. Bir kıyıya bakış, belki de sadece yüzmek için orada bulunulmadığı düşüncesi, anfibik doğamızın hafif bir hareketi bile... günahtır! Bununla inancı nedenlere dayandırmanın ve keza onun kökeni hakkında düşünmenin de günah olarak yasaklandığını görmek gerek. Dalgalar üzerinde kör ve sarhoş olmamız ve bir de edebi bir şarkı, dalgaların içinde ise aklın boğulmuş olması isteniyor! Tanrı önünde ha! - Ama bu Tanrı öldü artık! Ey yüksek insanlar, bu Tanrı sizin en büyük tehlikenizdi. Ancak o mezara gireli dirildiniz siz. Ancak şimdi geliyor büyük öğle, ancak şimdi efendi olabilir yüksek insan! Bu sözleri anladınız mı, ey kardeşlerim? İrkiliyor musunuz ne: yüreğiniz mi sersemleşti? Uçurum mu açılıyor önünüzde? Cehennem köpeği mi havlıyor size? Ve Tanrılarını, insanları çarmıha germekten başka türlü sevmeyi bilmiyorlardı! Çarmıhtaki Tanrı, yaşam üzerinde ağır basan bir lânetlemedir; bundan kurtulunması gerektiğini gösteren bir işarettir. Paramparça doğranan Dionysos ise bir yaşam umududur: Sonsuza dek yeniden doğar, kendisinin yok oluşundan tekrar doğar o. Eğer zevkle verirlerse inananların verdiği şöyle bir kararı kim kabul etmek istemez ki: "Bilim gerçek olamaz, çünkü tanrıyı inkâr ediyor. O halde tanrıya dayanmıyor. Bu durumda gerçek değil"... çünkü tanrı gerçektir. Yanlış, kararda değil, önkoşuldadır. Nasıl mı? Eğer aslında gerçek olmasaydı ve aslında bu ispatlansaydı? Eğer o insanların kendini beğenmişliği, iktidar hevesi, sabırsızlığı, korkusu, baştan çıkma ve dehşet kuruntusu olsaydı? Zavallı İnsanlık! - Beyindeki kanın bir damla fazla ya da az olması, yaşamımızı tarif edilemeyecek kadar perişan ve zor hale sokabilir. Öyle ki, Prometheus`un akbabadan çektiği acıdan daha fazlasını bu bir damla kandan çekeriz. Ama insan nedenin damla olduğunu bile bilmeyip, "şeytan!" ya da "günah!" diye düşünürse, en korkunç durum işte o zaman ortaya çıkar. |
||
|
|
|
![]() |
![]() |
|
gamlı baykuş..
Giriş Tarihi: Oct 2007
Konum: öte..
Mesajlar: 2,510
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
artık başınızı kutsal şeylerin sırrına gömmeyin..aksine, onu özgürce taşıyın..yaşama anlam kazandıran bir kafa taşıyın... s29
************ ruhuma acı ve mutluluk veren, bedenin susadığı şey, adsızdır anlatılmaz..s33 ********** haydi!!!!ağırlığın ruhunu öldürelim..ben yürümeyi öğrendim..o zamandan beri kendimi koşturuyorum...ben uçmayı öğrendim..o zamandan beri kımıldamak için itilmeye ihtiyacım kalmadı... şimdi hafifim, uçuyorum, kendimi altımda görüyorum..şimdi bir tanrı dans ediyor içimde.....s38 |
||
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
|
|
![]() |
Benzer Konular
|
![]() |
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Bize Anlatılmayan ATATÜRK... | deepest | Güncel - Politika | 6 | 3 Gün Önce 12:45 PM |
| Konu Dışı | dontsorry | Kuyu Çöplüğü Sergisi | 1 | 21-08-2008 01:55 PM |
| Oktay Sinanoglu kimdir? | Deniz | Edebiyat | 19 | 08-10-2007 04:17 PM |
| Sokrates'in Savunmasi | Deniz | Felsefe | 1 | 16-05-2005 08:13 AM |
| Tesadüfler kaçınılmazdır | kursatotcu | Mühürsüz Kuyu | 7 | 14-04-2005 01:58 PM |
| style developed @ GFXstyles Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
|
Powered by: vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. |