Off Frida, misilleme mi yaptın şimdi ? =)
Merhaba! Bu dipsiz bilgi kaynağına henüz üye değilsiniz galiba. Sitemizin bütün özelliklerinden faydalanabilmek için sadece 5 saniyenizi ayırarak ücretsiz kayıt olmaya ne dersiniz? Haydi, bu dipsiz kuyuya şimdi siz de atlayın!Fedailerin Kalesi "Alamut"
Akıcı bir dille yazılmış olan "Fedailerin Kalesi Alamut"un yazarı Bartol dili çok güzel bir şekilde kullanmıştır ve kitabı elimizden bırakmamamız için beli ki bütün hünerini ortaya koymuşturHerkese önerebileceğimiz ender kitaplardan birisidir
Wladimir Bartol, 1903 yılında Trieste civarında küçük bir Sloven şehrinde dünyaya gelmiştirWladimir Bartol, Fransız kültürü almış olan anne ve babasının etkisiyle, yirmili yıllarda Sorbon’da tahsil gördü
Yüksek öğreniminin büyük kısmını, anayurdunun başkenti olan Ljubliana şehrinde tamamladı
Öğrenim gördüğü dalları, bakış açılarına göre, gelişigüzel veya ansiklopedik olarak tanımlamak mümkündür: Felsefe, psikoloji (Bartol, Freud’un o zamanlar pek tanınmamış olan eserini çok erken yaşlarda keşfetmiş), biyoloji (Bartol, tüm yaşamı boyunca kelebeklerin yaşamlarına hayran kalmıştır), dinler tarihi
Kısacası, son savaştan önce yoğun anlaşmazlıklar tarafından parçalanmış bir ülke için, hiç de uygun olmayan bir eğitim
Ljubliana, otuzlu yıllarda zıt ideolojilerin birbirleriyle şiddetle çatıştıkları bir şehir olmuştur
İlk eseri olan Alamut’u 1938 yılında ana dili olan Slovence ile kaleme alarak tamamladı2
Dünya Savaşı’nın karışık ortamında, umduğu ilgiyi bulamadı kitabı
Hatta el altından satılacak kadar tehlikeli bir kitap olarak kabul edildi uzun süre
Bartol, savaş yıllarında vatanını işgal eden Alman Nazilerine ve İtalyan Faşistlerine karşı mücadele etti
![]()
Savaştan sonra kurulan Yugoslavya’da istediği ortamı bulamadığı için 1946 ile 1956 yılları arasında on yıl boyunca ikamet edeceği Trieste’ye yerleşti1956 yılında geri dönerek Alamut’u bir kez daha yayınlamayı başardı
1960 yılında Yugoslavya Yazarlar Birliği başkanlığına seçilerek, nihayet layık olduğu itibara ulaştı
Kitabı ise 1967 yılındaki ölümüne kadar bir daha yayımlanamadı; herkes tarafından baş eseri olduğu kabul edilmesine rağmen, sadece 1980 ve 1984 yıllarında iki baskı yapabildi
Son yıllarda pek çok yabancı dile çevrilerek bu ülkelerde basılmıştır
“Fedailerin Kalesi Alamut”, tarihteki ilk terörist olarak bilinen Hasan İbni Sabbah’ın ilginç yaşam öyküsünü ve büyük hedefi için kullandığı Alamut kalesini konu alırOlay Hıristiyanların zaman ölçüsü ile 1900’lü yıllarda geçmektedir
İsmaili inancına göre, ki aynı zamanda Hasan İbni Sabbah’ın inancıdır, halife Ebu Bekir, HzAli’yi kandırarak halifelik sıfatını O’ndan çalmıştır
Yani asıl halife olması gereken Hz
Ali’dir
Yine İsmaililer’e göre, insanlığın kötüye giden durumunu düzeltmek için günün birinde Tanrı tarafından bir “Mehdi” gönderilecektir
![]()
Gençlik yıllarında dinine bağlı olan ve engin din bilgisine sahip olan Hasan ibni Sabbah, gönderilecek olan Mehdi’nin kendisi olabileceğini düşünür ve gönderilecek Mehdi’nin özelliklerini araştırmaya başlarAraştırmaları sırasında yaşadığı şehre büyük bir din bilgini gelir ve yaptığı araştırmaya ışık tutması için din bilginiyle görüşür
Bilgin, Hasan İbni Sabbah’ın istediği cevapları vermez fakat Sabbah araştırmalarına devam eder
Daha sonraki yıllarda yine bir din bilgini gelir ve Hasan İbni Sabbah aynı düşünceyle bilginin kapısını çalar
Bilginin anlattıklarında çelişkiler yakalar ve itiraz eder
![]()
Uzun zaman sonra Hasan İbni Sabbah, dönemin Nizam ül-mülk’ü olan arkadaşı Hasan’ın yanına gelerek sarayda çalışmaya başlarYaptığı çalışmalarla ve hareketleriyle herkes tarafından sevilen Sabbah aynı zamanda arkadaşı Nizam ül-mülk tarafından kıskanılır
![]()
Bir gün, dönemin padişahı Melik Şah, Nizam ül-mülk’ü yanına çağırarak devletin gelir-giderleriyle ilgili bir rapor hazırlamasını söylerNizam ül-mülk bu işin iki senesini alacağını söyler
Hasan İbni Sabbah ise bu işi kırk gün içinde yapabileceğini söyler
Melik Şah, kırk gün sonra bu iş olmazsa sarayı terk etmesini söyler
Kırk gün sonunda Sabbah, çalışmasını bitirir ve padişaha sunarken bir kısmının eksik olduğunu fark ederHiç şüphesiz bu iş Nizam ül-mülk’ün eseridir
Bu vesileyle Sabbah, saraydan ayrılmak zorunda kalır ve bu günden sonra Nizam ül-mülk’ü yok etmeyi ve Büyük Slçuklu İmparatorluğun’u çökrtmeyi kendine amaç edinir
Saraydan ayrılan Hasan İbni Sabbah, Mısır’a sürülür ve ordan da Afrika’ya gönderilmek üzere bir gemiye bindirilir
Gemi kaptanına yüklü miktarda altın teklif ederek Afrika yerine Suriye’ye çıkmasını söylerKaptan bu teklifi geri çeviremez
Aynı zamanda gemide bulunan diğer insanlara, kendine Allah’tan vahiy geldiğini ve Afrika yerine Suriye’ye ineceklerini söyler
Olayın söylediği şekilde vuku bulması üzerine insanlar, Dini bilgisini engin olan Hasan İbni Sabbah’ın mehdi olduğunu düşünür
Bu olay üzerine Hasan İbni Sabbah, insanları kullanmak için inanç unsurunun en kolay yol olduğunu düşünür
Namı yayılan Hasan İbni Sabbah, fethi çok zor olan, Kartal yuvası olarak da bilinen Alamut Kalesini satın alır
Alamut Kalesi’nin bir tarafını, kendine inanan gençlere tahsis eder ve bu kısımda bu gençlere, dini bilimler ve modern bilimlerin yanında savaş dersleri verilirBu eğitim çok sıkıdır ve eğitim süreci boyunca Seyduna’dan, yani Hasan İbni Sabbah’tan bahsedilir ve Seyduna kimseye gösterilmez
Kendine ait bir odada bulunmaktadır
Kalenin diğer tarafında ise farklı yerlerden satın alarak ya da kandırarak getirdiği, huri kadar güzel köle kızlar vardırBurada ise kızlara dini ve modern bilimlerin yanında cinsellik ve bir erkeğe nasıl davranılması gerektiği öğretilir
Kalenin kızların bulunduğu taraftaki kısmı cenneti andıran bir görünüme sahiptirBurada her türlü ağaç, çiçek ve hayvan bulunmaktadır
Ki zaten Hasan İbni Sabbah, burayı, seçtiği kişiler cennet zannetsin diye tasarlamıştır
Bu tarafa geçiş Hasan Sabbah’ın odasında bulunan gizli bir yerden sağlanmaktadır
Nihayetinde Melik Şah, Hasan İbni Sabbah tehlikesini fark ederek büyük bir orduyu üzerine göndererek kaleyi terk etmesini söylerSabbah büyük günün geldiğini anlar ve öncü birliğe karşı başarı sağlayan fedailerden Süleyman, Yusuf ve Tahir’in torunu Avni’yi yanına çağırır
Onları cennete götüreceğini söyleyerek elindeki haşhaşları içmelerini, bu ilaçların kendilerine enerji vereceğini söyler
Diğer taraftan kızları uyarır ve cennet havası yaratmalarını emreder
Haşhaşı içtikten sonra buraya getirilen gençler kendilerini gerçekten cennette zannederler ve her biri buradaki kızlardan birine aşık olur
Meryem, Halime, Apama kitapta ismi çok geçenlerdir
Bu olayın üstüne fedailer, cennetin anahtarlarından birinin Seyduna’nın elinde olduğuna tam olarak inanırlar ve seve seve ölüme gitmek isterler
Daha sonra Sabbah, bu üç kişiden biri olan Tahir’in torunu Avni’yi Nizam ül-mük’ü öldürmesi için gönderirBu arada Melik Şah’ın üç elçisi Seyduna’ya gelerek kaleyi terk etmesini söyler
Hasan İbni Sabbah elçilerin yanında, Süleyman ve Yusuf’u yanına çağırarak kendi kendilerini öldürmelerini söyler
Süleyman ve Yusuf bir an bile tereddüt etmeden kendi kendilerini öldürürler
Olayı gören elçiler büyük bir şaşkınlık içinde kalırlar
Elçiler geri dönerken Seyduna onlara yakında Nizam ül-mülk hakkında bir haber duyacaklarını da söyler
Diğer yandan Nizam ül-mülk’ü öldürmeye giden Avni, zehirli bıçakla Nizam ül-mülk’ü yaralarÖlecek olan Nizam ül-mülk, ordan sağ çıkamayacağını bile bile nasıl böyle bir şeye yeltendiğini sorar Avni’ye
Avni, ölürse seyduna’nın onu cennete göndereceğini söyler
Nizam ül-mülk gittiği yerin cennet değil Kartal Yuvası’nın arka bahçesi olduğunu, Hasan İbni Sabbah’ın onu kandırdığını söyler ve öcünü alması için onu serbest bırakır
Hasan İbni Sabbah üzerine gönderilen ordunun büyük bir bölümü, bu ölüm olaylarının üstüne Seyduna’nın gerçek bir peygamber olduğuna inanır ve ona saldırmanın yanlış olduğunu düşünerek dağılmaya başlar
Geri dönen Avni, görevini tamamladığını ve Seyduna ile görüşmek istediğini söylerHasan İbni Sabbah, bunun bir tuzak olduğunu düşünerek Avni’yi yakalatır
Tutuklu halde bulunan Avni’ye asıl amacının, kendi ırkı olan Persleri, at hırsızları olarak nitelendirdiği Türk esaretinden kurtarmak olduğunu, bunun için bir ömrünü harcadığını söyler
Sonra Tahir’in torununu serbest bırakır, gidip daha çok ilim öğrenmesini ve gelip kendi kaldığı yerden bu işi devam ettirmesini söyler
Avni eşyalarını alır Alamut’u terk eder
Hasan İbni Sabbah, üç öğrenciyi daha, sözde cennete gönderirAma içlerinden Ubeyde isimli talebe verilen ilacı yutmaz, her şeyi anlar
Bunun üzerine daha kalenin bu tarafına getirilmeden boğularak öldürülür
Diğer iki kişiden biri olan Cafer, estetik operasyonla kendilerine gönderilen elçiye benzetilerek Melik Şah’ı öldürmeye gönderilirCafer, Melik Şah’ın huzuruna kadar çıkar ve Şah’ı kulağından yaralamayı başarır
Cafer, oracıkta linç edilerek öldürülür ama hedefine ulaşmıştır; Melik Şah, zehrin etkisiyle ertesi güne kadar canını bırakır
![]()
Melik Şah’ın ölümü üzerine Büyük Selçuklu Devleti çöküş dönemine girer
Amacının büyük bir kısmına ulaşmış olan Seyduna yani Hasan İbni Sabbah, bundan sonra kendinden sonrakilere yeni öyküler uydurmak için odasına kapanır
Akıcı bir dille yazılmış olan “Fedailerin Kalesi Alamut”un yazarı Bartol dili çok güzel bir şekilde kullanmıştır ve kitabı elimizden bırakmamamız için beli ki bütün hünerini ortaya koymuşturHerkese önerebileceğimiz ender kitaplardan birisidir
Fedailerin Kalesi Alamut-Wladimir Bartol-Yurt Yayınları
İmkansızı ister mükemmeli yaşarım!
Off Frida, misilleme mi yaptın şimdi ? =)
Dil aracılığıyla kimliğin tespit edilebilmesi geniş bir çerçevede şöyle özetlenebilir: Nasıl konuştuğunu görmeme ve duymama izin ver, sana kim olduğunu söyleyeyim
Els Oksaar
Kesinlikle hayır![]()
İmkansızı ister mükemmeli yaşarım!
geçen hafta okudum, fena değil![]()
pain is unavoidable, suffering is optional
haşhaş, afyon ve benzeri diğer maddelerin kullanımı oldukça eskilere dayanıyor, hepimizin malumudayanıyor dayanmasına da, koskoca bir tarihsel bir gerçekliği sadece ve sadece "zevk bahçeleri" ve "haşhaşla" açıklama eğilimini garipsiyorum biraz
misal, sabbah'ın bu kadar militanı alamut'a çekmesinin ardında ne yatıyordu? hadi gelin de biraz eğlenelim mi? sabbah ve onun "terörizm"i eğer bir şeyler yapmışsa bunun için biraz da o gün işleyen tarihsel ve coğrafik koşullara da bir göz atmalı bence
![]()
Çok iyi de oldu, çok da güzel iyi oldu tamam mı?
Dil aracılığıyla kimliğin tespit edilebilmesi geniş bir çerçevede şöyle özetlenebilir: Nasıl konuştuğunu görmeme ve duymama izin ver, sana kim olduğunu söyleyeyim
Els Oksaar
Bende ne farklı birşey söylemiyorum zatenAma Hassan el sabbah denince insanların aklına Terör
zevk bahçeleri ve haşhaş geliyor ve terör tanımının batılılardan tarafından yapıldığı bir dönemde konu ile ilgili yapılacak değerlendirmelerin yanlış olduğunu düşünüyorum
Bugünün siyasi coğrafyası ila hasan el sabah'ın yaşadığı dönem bir çok yönden benzerlik andırıyor; o zaman da insanları 'senin fikirlerin bu zamana uymuyor,yanlış ve tehlikeli' diye baskı altına alınmaya,yok edilmeye çalışılmış bunun sonucundada hasan el sabah bu baskıcı rejimlere karşı artık ne yapabiliyorsa onu yaptı
günümüzdede aynı baskıcı demokrasiyi bize kabul ettirmeye çalışılıyor sonuçta; emperyalizme isyan etmek eğer terörizm diye adlandırılıyorsa bu yanlıştır
ve sadece bu kitabı referans almamak lazım hassan el sabah için diyorum
![]()
Çok iyi de oldu, çok da güzel iyi oldu tamam mı?
Tarihi her zaman kazananlar yazmıştırVe bu yazılan tarih kendisine zıt düşen herkesi düşman olarak ilan eder
Hasan Sabbah hem dinî hem de millî mücadelesiyle yaşadığı dönemde sorun oluşturmuştu zaten
Çünkü genel kanıya ters düşüyordu
![]()
Hasan Sabbah ile ilgili epey araştırma yaptım, kitap okudumİranlılar, Türkler, Kürtler, Batılılar Sabbah'a nasıl bakıyor, belli
Aleviler onu Alevi önderi olarak görüyor
İsmailî görüşünden dolayı
Türkler Selçuklu'ya olan düşmanlığı yüzünden terörist olarak lanse ediyor
Kürtler, kurduğu Alamut Ziyar Devleti'ni Kürt devletleri arasında gösteriyor
Batılılar ise esrarengiz bir tarikat olarak görmeye devam ediyor
Bunca düşünceye karşın Hasan Sabbah kendini gösteriyor aslındaYaşadığı dönemde despotların canını yaktı
Kendisine sadık militanlar/fedailer/gerillalar yarattı
Çünkü bir ülkü peşindeydi
![]()
Dil aracılığıyla kimliğin tespit edilebilmesi geniş bir çerçevede şöyle özetlenebilir: Nasıl konuştuğunu görmeme ve duymama izin ver, sana kim olduğunu söyleyeyim
Els Oksaar
Favorilerim