Merhaba! Bu dipsiz bilgi kaynağına henüz üye değilsiniz galiba. Sitemizin bütün özelliklerinden faydalanabilmek için sadece 5 saniyenizi ayırarak ücretsiz kayıt olmaya ne dersiniz? Haydi, bu dipsiz kuyuya şimdi siz de atlayın!
+ Konuyu yanıtla
Toplam 6 sayfadan 1. sayfa 1 2 3 4 5 6 SonSon
Toplam 58 sonuç arasından 1 - 10 arasındakiler gösteriliyor

Konu: Dersim Katliamı

  1. #1
    Yönetici Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Feb 2003
    Mesajlar
    1.412
    Teşekkür
    33
    22 mesajda 30 kez teşekkür edilmiş

    Standart Dersim Katliamı

    1937-1938 OLAYLARININ KRONOLOJİSİ

    1937-38 Dersim direnişi Kemalist devletin Dersim’i işgal ve dağıtma girişimine karşı bir savunma savaşı olarak patlak verdi
    Direnişe öngelen 1928, 29 ve 31 yıllarında Dersimliler’den birkaç kez silahlarını teslim etmeleri ve başta Alişer olmak üzere Dersim’e sığınmış Koçkiri savaşçılarını iade etmeleri istenir Bu ısrarlı tehditler ve saldırı hazırlıkları karşısında 1932‘de Dersim’de bir kıpırdanma görülür Karakollar ve nahiye merkezleri basılır
    25 Aralık 1935‘te Tunceli Kanunu çıkarılır Bu kanunla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir Hemen sonra daha önce Birinci Genel Müfettişlik kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kurulur (6 Ocak 1936) Bu genel valiliğin başına Dersim Valisi ve Kumandanı sıfatıyla Abdullah Alpdoğan atanır Elazığ’da İstiklal Mahkemesi adı verilen bir askeri mahkeme kurulur Bu mahkeme özel olarak Dersim için teşkil edilir Tunceli Kanunu’nun geçerlik alanı sadece Dördüncü Genel Valilik kapsamına giren illerle sınırlı kalmaz Sivas, Malatya, Erzurum ve Gümüşhane illeri de bu kanunun geçerlik alanına dahil edilirler Böylece Tunceli Kanunu merkezi Dersim olmak üzere Kızılbaşlarla yerleşik tüm sahayı kapsamına alır Dersim, bu kanunla “Yasak Bölge“ ilan edilir Ülkeye giriş çıkışlar özel izne tabi tutulur
    Alpdoğan, 1936‘da Dersim’in Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşaa ettirmeye başlar Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirt’e bağlı olan Mamikan (Mameki) köyüdür Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’in yönetim merkezi olarak seçilir
    Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar Çatışma böyle başlar (1936)
    Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğan’dan tekrar tekrar Tunceli Kanunu’nun iptalini (olağanüstü rejimin lağvını) ve Dersim’in ulusal haklarının tanınmasını talep eder Alpdoğan’ın buna yanıtı işgalci orduları Dersim’e sürmek olur Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’e bomba yağdırır Çatışmalar her tarafa yayılır Kışın gelmesiyle zorunlu olarak kesilen çatışmalar 1937‘de tekrar başlar
    Kemalist devletin Dersim’e dönük bir stratejisi ve programı vardı Amacı Dersim‘i kesin şekilde ilhak etmek ve insansızlaştırmaktı Hazırlıklar çok yönlüydü ve Musul ve Hatay gibi sorunlar nedeniyle bir-iki kez ertelenmek zorunda kalınan Dersim harekatı ancak 1937 yılında başlayabildi
    Kemalist rejimin direnişe öngelen ve bir plana göre yürütülen bu hazırlık süreci gözardı edilirse Dersim direnişinin gerçek nedenleri anlaşılamaz
    İki yıla yayılan bu direnişi işgale öngelen hazırlık evresi dışta tutulursa Türk askeri harekatının evrimine bağlı olarak üç aşamaya ayırarak irdelemek gerekir



    İŞGAL SÜRECİ

    Kahmut köprüsünün yakıldığı 20/22 Mart 1937‘den Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği 15 Kasım 1937‘ye kadarki süredir Bu süreç kendi içinde 20/22 Mart-19 Mayıs, 19 Mayıs-26/28 Ağustos, 26/28 Ağustos-5/15 Eylül ve 15 Ekim-15 Kasım şeklinde bölünebilir Dersim aşiretleri direnme yanlıları, tarafsızlar ve devletle işbirliği yapanlar (milislik yapanlar) olmak üzere üçe bölünmüştür Bava, Alişer ve Sahan suikastleri ile Seyit Rıza’nın idamı bu zaman dilimindeki dönemeçlerdir Seyit Rıza’nın oğlu Bava’nın öldürülmesini (Mart sonudur) takiben yedi kadar aşiret kendi aralarında bir ittifak oluşturup topluca direniş kararı alırlar Ama bu aşiretlerin sadece birkaçı (Bahtiyar, Yukarı Abbas, Demenan ve Haydaran) bu karara sonuna kadar bağlı kalır Alınan karara göre her aşiret kendi bölgesini savunacaktır Yusufanlılar’ın yeminlerini bozarak bu kararı uygulamayışları Türk ordusunun 19 Mayıs günü Kırmızı Dağ hattına dek ilerlemesine yolaçar Bu ani ve beklenmedik durum direnişin kaderi üzerinde büyük rol oynar Sivil halk kitlesel halde Kutu ve Kalan derelerine sığınır Alişer’in öldürüldüğü 9 Temmuz’dan sonra asker hemen her dağın zirvesini ve her vadiyi işgal eder Bu tarihten Sahan’ın öldürüldüğü 28 Ağustos’a kadar geçen sürede sığınaklarda sivil halktan binlerce kişi katledilir 28 Ağustos günü Sahan’ın öldürülmesi (Bahtiyar direnişinin kırılması), 1937 direnişinin sonunu işaretler Tarafsız aşiretler arasına çekilerek onları direnişe çağıran Seyit Rıza sonuç alamaz Sonraki gelişmeler konusunda farklı versiyonlar mevcut Ya teslim olmak ya da görüşmeler yapmak üzere gittiği Erzincan’da yakalanıp diğer tutukluların bulunduğu Elazığ‘a götürülür (5/15 Eylül) 15 Ekim-15 Kasım arası yargılamalar ve idamlar tarafından belirlenir


    SOYKIRIM SÜRECİ

    11/12 Haziran 1938‘den 10 Ağustos 1938‘e kadardır 1938 yılı olayları “yasak bölgeler“ olarak ilan edilen İç Dersim’in neredeyse tümü (Kutudere-Kırmızı Dağ-Sin ve Halvori kuzeyindeki Haçılı Dere hattından Mercan Dağları eteklerindeki Karacakale’ye kadarki bölge) ile Koçan aşiretlerinin bölgesini (Ali Boğazı ve çevresi) boşaltma girişiminin yapıldığı 11/12 Haziran’da başlar Bu durum 1937 direnişine katılmamış olan adı geçen iki bölgede yerleşik Kör Abbas, Bal, Keçel ve Koçan gibi aşiretlerin çetin bir direnişine yolaçar Bu direnişler özellikle 22 Haziran’dan itibaren toplu kırımlar yoluyla bastırılır Bu peryodun (1938 yılının) en önemli olayı adını Dersim’in Laçin aşiretinden alan ünlü Laç Deresi’nde cereyan eder Laç Deresi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi ise 19-24 Temmuz arasına rastlar



    SÜRGÜN SÜRECİ

    10 Ağustos 1938‘den 31 Ağustos 1938‘e kadardır Bu aralıkta boşaltılmış bulunan bölge halkı ile diğer bölgelerden ayıklanıp toplananlar Batı Anadolu’ya önceden saptanmış yerlere nakledilir
    İki yıla yayılan süreç içinde bazı anlar ayıklanabilir
    1937 yılının kırım zamanı özellikle Alişer’in öldürüldüğü 9 Temmuz ile Sahan’ın öldürüldüğü 28 Ağustos arasına rastlar Bu aralıktaki en kanlı olaylar 17-18 Ağustos günlerinde Bahtiyar bölgesindeki çarpışmalarda yaşanır Seyit Rıza’nın pek çok yakını da bu çarpışmada yaşamını yitirir
    1938 yılının kırım zamanı ise 22-28 Haziran arasında (boşaltılmak istenen Kalan bölgesinde Baltalı-kürekli muharebe), 19-24 Temmuz arasında (Laç Deresi’nde) ve 15 Ağustos’ta (Xeç baskını ve Xeç-Zımek toplu kırımı) yeralır
    Katliamın zirvesi 1938 yılının işaret ettiğimiz peryodlarıdır
    Ama 1937‘deki 17-18 Ağustos tarihi de kritik bir tarihtir
    Sonuç olarak, Dersim soykırımını anmak için bir tarih önermek gerekirse akla ilk gelenler 22-28 Haziran, 19-24 Temmuz ve 15 veya 17-18 Ağustos tarihleri olmaktadır

    1920’lerin sonları ve 30’lu yılların başlarına ilişkin raporlar, 1937-38 soykırımına öngelen dönemde Dersim’in işgalini tamamlamak ve ülkeyi insansızlaştırmak amacıyla TC devletinin yapmakta olduğu çok yönlü hazırlığın ayrıntılı bir resmini verirler Dersim aşiretleri, herbirinin sayı ve silah gücü, karşılıklı ilişkileri ve çelişkileri konusunda ayrıntılı bilgilerin yeraldığı Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı kitabı da bu hazırlığın bir parçasıdır Bu kitap kaynak olarak MAH Raporu ve Birinci Umumi Müfettişlik (1927/8-35) raporlarına dayanıyor
    MAH (Milli Amele Hizmeti), 1927’de kurulmuş Türk istihbarat teşkilatıdır 1965 yılında adı MİT olarak değiştirilmiştir
    Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı kitabında dönemin İç İşleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Başbakanlığa verdiği 18 11 1931 tarihli raporunun Ek bölümü Lahika başlığı altında olduğu gibi verilmektedir Bu Ek, daha o tarihte (1931), hazırlığı yapılan saldırının başarısını takiben Dersim’de kimlerin nerelere sürgün ve iskan edileceğine ilişkin olarak Başbakanlığa sunulmuş bir plandır
    Burada yaklaşık doksan aşiretten 347 önde gelen ailenin (3470 kişi) Batı’ya ve Trakya’ya sürgünü, bunlardan 72 ailenin Tekirdağ’a, 38 ailenin Edirne’ye, 56 ailenin Kırklareli’ne, 65 ailenin Balıkesir’e, 73 ailenin Manisa’ya ve 34 ailenin de İzmir’e iskanı öneriliyor Nakliye masrafı ve güzargahı bile saptanmış (Bk JUK’un Dersim kitabı, s 83-121, 1932)
    1938 katliamı Kemalist yönetim tarafından, başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk devletinin kurucuları tarafından önceden planlanıp gerçekleştirildi
    Bu kırımın önceden planlanan bilinçli bir stratejinin sonucu olduğunun kanıtları 19 yüzyıl sonlarından beri hazırlanan Dersim Raporları’nda, Türk istihbarat teşkilatı MAH’ın ve askeri müfettişliklerin raporlarında, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda, Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı yayınında, Meclis konuşmaları ve dönemin Türk basınında yeralan haber ve yazılarda apaçık sergilenmektedirler
    Bu belgeler üzerinde çalışılarak hazırlanacak bir dosya ile Dersim soykırımının içyüzü uluslararası kamuoyuna kolaylıkla anlatılabilir Belli başlı dillere çevrilmesi gerekecek olan bu dosyaya ek olarak Dersim’de herkesçe bilinen toplu mezarları tek tek görüntüleyen ve 37-38 kırımına tanık olan yaşlı kuşağın ve 38 sürgünlerinin öyküsünü kaydeden bir belgesel de düşünmek gerekecektir
    Olayın anlaşılmayacak bir tarafı yoktur
    Osmanlı ve Türk yönetimleri kendi otoritelerini zor kullanarak Dersim’e taşımak istemiş, hatta mümkünse Dersim’i haritadan büsbütün silmek istemiş, Dersim ise buna karşı direnmiştir
    İşte Devlet-Dersim çatışmasının kökeninde yatan budur
    Merkezi otoritenin zora başvurması ve askeri seferleri doğal olarak kendisini savunmak zorunda kalan Dersimli’nin direnişiyle karşılaştı
    Bu şekilde başlayan Devlet-Dersim çatışması 1938 soykırımına dek devam etti
    Dersim davası işte bu süreçte gündeme oturdu ve yabancı bir gücün işgal ve imha girişimlerine karşı birbirini izleyen kendisini savunma amaçlı bir seri direniş içinde, özellikle 1916 veya 1918 yılı sonrasında giderek ulusçu ifadeler kazandı
    İşte benim Dersim direnişleri çağı dediğim bu evrededir ki Dersim kavramı Dersim-Kızılbaş halkının ve onun özgürlük sorununun ortak ve genel adına dönüştü
    Dersim, 1938’de bir soykırımla ve toplu sürgünlerle düşürüldü ve adı da daha 1936 yılından itibaren Tunceli olarak değiştirilip başında askeri sömürge valileri olan olağanüstü bir rejimle yönetilmeye başlandı 1938 Eylül’üne gelindiğinde toplu direniş bastırılmış, bütün Dersim TC hükümeti tarafından 10 yıl için (1938-48) “Yasak Bölge“ ilan edilmiştir
    Bu 10 yıllık programa dördüncü harekat denebilir Bu zaman zarfında yoğun bir Türkleştirme programı uygulanır Resmi ağızlar Dersim meselesinin bittiğini ilan ederse de dağlara sığınanların oluşturduğu gerilla birimlerinin (yerel dilde Qol) mücadelesi 1946 affına dek sürer
    1923-46, Doğu’nun kolonileştirilmesi, elkonan zenginliklerinin Batı’ya taşınarak 1950‘lerden itibarenki sınai gelişme için ilkel sermaye birikiminin sağlandığı dönemidir Türk devletinin temelleri de bu aynı süreçte atıldı
    Tanzimat döneminde başlatılan ve 1930‘lu yıllarda sürdürülen Dersim Raporları serisinde TC devletinin Dersim’i sömürgeleştirme, Türkleştirme ve dağıtma politikası açıkça görülebilir
    Örneğin 1930‘ların başında hazırlanmış bir raporda (Büyük Erkanı Harp Reisi’nin Mütalaaları) Dersim’de “Yüksek idare memurlarına adeta koloni idarelerindeki selahiyet verilmeli“, “Dersim evvela koloni (sömürge) gibi nazarı itibara alınmalı“ (akt Dersim, TC Dahiliye vekaleti Jandarma Umum Kumandanlığı, s 218-19) şeklinde ifadelere rastlanmaktadır
    1923-46 arasında işgal ve siyasi ilhak, 1950 sonrasında ise ekonomik ilhak gerçekleştirildi Böylece Dersim ve Kürdistan zor yoluyla TC yönetimi ve pazarına entegre edildiler
    Tunceli Kanunu, Genel Valilik, Yasak Bölge uygulamalarının 1948/49‘larda artık sona erdiği düşünülürse de, işgal (işgalin kendisi zor ve terördür) ve başka biçimler altında olağanüstü rejim biçimi halen devam etmektedir Dersimli yaklaşık yetmiş yıldır şu ya da bu biçim altında askeri-faşizan olağanüstü rejimlerle yönetilmektedir
    Son olarak bir noktaya daha işaret etmeliyim
    Dersim’de karşı karşıya gelenler vahşi kapitalist ve sömürgeci bir uygarlık ile Morgan’ın deyişiyle Eski Toplum (Komünal Toplum)’du Dersim’in yakın çevresi bir derebeylik rejimi ile kuşatılmıştı Bu doğru Ama iç kesimlerde, yani eski ve esas Dersim’de, asker, polis, yasa, mahkeme tanımayan, kısaca devlet nedir bilmeyen bir sosyal örgütlenme mevcuttu Toplumun hücresi yerel dilde ezvete adı verilen Dersim gensiydi Yönetim biçimi, değerleri, hukuku tamamen farklıydı 1938’de bir soykırımla sona erdirilen cemi, cemaati, kendine özgü hukuku ile bu Dersim Komünü’ydü Başka deyişle bir ilkel demokrasi ya da sosyalizmdi Yıkılan Dersim gensi ve ona dayalı Dersim Komünü’nün incelenmesi önemli bir konudur Şimdilik diyeceğim, sonraki Dersimli kuşakların kitlesel halde sosyalizme yönelişinde Türk Solu’ndan önce, kendileri farkında olmasalar bile içinden çıktıkları bu toplumun, önceki kuşaklar tarafından kendilerine aktarılan geleneğin önemli rol oynadığıdır



    1937-38 KATLİAMININ KRONOLOJİSİ

    25 Aralık 1935
    Tunceli Kanunu çıkarıldı ve Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi

    6 Ocak 1936
    Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu ve başına sömürge valisi yetkileriyle General Abdullah Alpdoğan atandı Dersim’de stratejik merkezlerde kışla ve karakol inşaasına başlandı Ardından gelen karakol baskınlarının nedeni işgal ve soykırım hazırlıklarını önlemekti



    1937 YILI OLAYLARI (İSMET İNÖNÜ'NÜN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ)

    20/22 Mart 1937 (Kahmut Olayı)

    1936‘da başlatılıp kış nedeniyle ara verilen kışla-karakol inşaası 1937 Mart’ında devam ettirilince, kesintiye uğrayan direniş de Karakol baskınları tarzında yeniden başladı S Rıza’nın köyü ve çevresi bombalandı Türk askeri kaynakları ve Dersim’in hafızasının kaydettiği 1937 yılının ilk olayı 20-21 veya 21-22 Mart 1937 gecesi saat 11‘de Pah-Kahmut bucaklarını bağlayan Harçik Suyu üzerindeki tahta köprünün Demenanlılar ve Haydaranlılar tarafından yakılması ve civardaki karakola baskındır Naşit Uluğ’a göre Dersimli büyük eylemleri genellikle 22 Mart sabahı başlatır, çünkü bu tarih güneşe tapılan devirlerden kalma bir inanç gereği kutsaldır, ilkbaharın da başlangıcıdır Onun sözünü ettiği Dersim takvimindeki Newe Marti olmalıdır

    26-27 Mart veya 26 Nisan 1937

    Seyit Rıza’nın oğlu Bıra İbrahim (Bava), babası adına askeri harekatın durdurulmasını talep etmek üzere gittiği Hozat dönüşünde Kırğan köyü Deşt’te misafir olduğu evde uyurken öldürülür M Nuri, bu siyasi cinayeti Alpdoğan’ın adamı Binbaşı Şevket’in adamlarının örgütlediğini yazar
    Aşağıdaki mısralar bu cinayet üzerine yapılan bir Dersim ağıtından alınmadır:

    Ax de Babo Babo

    Kamo merdena to rê sa bo

    Mı va, yanê Babaê mı sono Xozatê vêsae

    Ma rê cêno pilina na Kırmanci

    S Rıza, misilleme olarak Kırğan aşiretinin merkezi Sin bucağını ve karakolunu basar Ordu, Kırğan aşireti eşliğinde saldırıya geçer Böylece S Rıza ve aşireti ile Bahtiyar aşireti de başlamış bulunan çatışmalara katılırlar Çatışmalar fiilen toplu bir direnişe dönüşür Aşiretler arasında genel bir birlik kurulamaz Sadece Yukarı Abbas, Bahtiyar, Ferhad, Karabal, Yusufan, Demenan ve Haydaranlar’dan oluşan toplam 7 kadar aşiret kendi aralarında direniş için ittifak kurup Halvori-Vank civarında yemin ederler ve topluca direnişe geçerler Alpdoğan, aşiretler arasında birleşmeleri engellemek, direniş kararı alan S Rıza liderliğindeki yedi aşireti tecrit etmek için çabalar Bu amaçla söylentisi dolaşan boşaltma ve sürgün kararını yalanlamaya, saklı tutmaya özen gösterir Ajanları dolayımıyla aşiretlerarası kavgaları körükler, direnişin önderlerini ortadan kaldırmak için çalışır S Rıza ile bir toprak meselesi yüzünden anşlaşmazlığı bulunan yeğeni Rehberi ve çetesini kendisiyle işbirliğine ikna edip kullanır Rehber, verilen görevleri yerine getirdikten sonra onu da öldürtür

    Nisan 1937
    Askeri birliklere baskınlar Direniş sürüyor

    1-3 Mayıs
    Mazgirt’e ve Mazgirt Köprüsü’ndeki birliklere saldırı Sabiha Gökçe’nin de katıldığı 15 uçaklık bir filo Zel, Kırmızı Dağ, Yukarı Bor (Keçizeken) çevrelerini bombalar

    8 Mayıs
    Genelkurmay, Dördüncü Genel Valiliğe 8 Mayıs’ta genel tenkili (Bor/Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşacak hücüm harekatını) başlatması emrini iletir

    19 Mayıs
    Yukardaki emir üzerine 25 Alay Kırmızı Dağ zirvesini bir saldırıyla işgal eder, tespit edilen Nazımiye-Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşır Bu saldırı için 19 Mayıs gününün seçilmiş olması dikkat çekmektedir Bu saldırının başarısı Yusufanlılar‘ın ittifak yeminini bozup direnmeyişlerine, dahası orduya destek olmalarına bağlanmaktadır Bu ani ilerleme savaş alanındaki sivil halkın Kalan ve Kutu derelerindeki sığınaklara yerleştirilmesine neden olur Aşiretlerin çoğu tarafsız, bir bölümü devletten yanadır Direnenler küçük bir azınlıktır Üstelik ittifakçıların bir bölümü saf değişmiştir

    26 Mayıs
    Bahtiyar köylerine ordu baskını ve bu bölgede önceden boşaltıldığı görülen Resikan, Gözerek, Varuşlar, Çökerek ve Çat köylerinin yakılması

    Mayıs Sonu ve Haziran Başı
    Haydaran, Demenan ve Yusufanlılar’dan bazıları teslim olur

    18 Haziran
    Başbakan İnönü Elazığ’a gelerek sürmekte olan harekatı görüşür

    22 Haziran
    Ordu birlikleri Zel, Bokir, Sıncık, Aziz Abdal dağlarını işgal ederler Dersimli her dağ zirvesi, her bir vadi için, kısacası ülkesinin her karış toprağı için çetin bir direniş sergilerse de işgal ordusunun 19 Mayıs’ta ulaştığı hattı daha da içerilere (kuzeye) taşımasını engelleyemez Direnişçi köyler yakılır, sürülere elkonulur



    Haziran veya Temmuz
    Asker Tujik Dağı’nı işgal eder Bu dağın eteğindeki İksor Vadisi’nde sığınaklarda bulunan çoğu kadın ve çocuk sivil halktan binlerce kişiyi imhaeder Mağaraların girişi betonla kapatılarak veya ağzında ateş yakıp içine boğucu duman verilerek binlerce sivil yokedilir Bu sırada can havliyle dışarı fırlayanlar vurulur Kısacası İksor vadisinde tam bir katliam olur

    9 Temmuz 1937
    Dersim ulusal hareketinin S Rıza’dan sonraki en önemli önderi Alişer, eşi Zarife’yle birlikte Rehber ve çetesi tarafından öldürülür Sekiz-dokuz kişilik bu çeteye Hıde Pırço (Pırço’nun oğlu Hıdır) da katılır Alişer ve eşinin kesik başları Elazığ’daki “Dersim Fatihi“ Abdullah Alpdoğan‘a yollanır

    17-18 Ağustos
    Bahtiyar mıntıkasında (Tokmakbaba-Titenik-Sarıoğlan üçgeninde) çetin çarpışmalar S Rıza’nın ikinci eşi, büyük oğlu Şeyh Hasan, üç torunu ve bin kişilik kuvveti bu çarpışmada katledilirler Bazı kaynaklar bu çatışmaların Koçan mıntıkasında yaşandığını söylerse de bu doğru görünmüyor

    28 Ağustos
    Bu sıralarda direnişe S Rıza ve Sahan önderlik etmekteydiler S Rıza Bahtiyarlılar arasında bulunuyordu Direnişçi 6 aşiret reisinden yakalanmamış olan sadece bu ikiliydi ve Alpdoğan onların peşindeydi 28 Ağustos günü direnişin önemli bir önderi olan Bahtiyarlı Sahan, General Alpdoğan tarafından satın alınan üvey kardeşi Pırço oğlu Hıdır tarafından uyurken öldürülür Gövdesinden ayrılan başı Hozat’taki Türk kumandanına teslim edilir Rehber’in çetesinden olan hain Hıdır, Hozat dönüşünde Sahan’ın kardeşi veya amcasıoğlu tarafından öldürülür

    Aşağıdaki mısralar Şahan üzerine olan Dersim ağıtından alınmadır

    Ule biye biye

    Lemınê biye

    Sahan Ağaê mı ke merdo, nêmerdo (şiyo, nêşiyo)

    Şikiyo thılsımê Kırmanciye

    Bu ağıt olayların seyrini doğru ifade etmektedir Çünkü Bahtiyar direnişinin kırılması (ardından Bahtiyar kırımı yapılır) anlamına gelen Sahan’ın öldürülüşü, gerçekten de Dersim direnişinin sonu olur Sağ kalan Bahtiyar direnişçileri S Rıza’nın aşireti Yukarı Abbas kuvvetlerine katılırlar Fakat Sahan öldürülünce yalnız kalan Seyit Rıza, direnişe çağırdığı tarafsız aşiretlerden bir şey çıkmayınca çok geçmeden yakalanır ya da bir versiyona göre teslim olur

    5-13/15 Eylül
    S Rıza Erzincan’a giderken veya gittiğinde yakalanır Bir söylentiye göre yakalandığında komşu illere kaçmaya çalışıyordu Bir diğerine göre kaçma girişimi yoktur Kendi kararıyla Erzincan jandarmasına teslim olmuştur Bir başka yoruma göre Erzincan valisi aracılığıyla görüşmeye çağrıldığı Erzincan’da beraberindekilerle birlikte tutuklanır Bazı yaşlılara göre gittiği Pülümür yöresinde ihbar edilip yakalatılmış ya da bu ihbar üzerine gidip teslim olmuştur Kaynaklarda Eylül’ün 5‘inde veya 10‘unda yakalandığı yazılıdır Seyit Rıza’nın yakalandığı haberini 13-14-15 Eylül tarihli Tan, Kurun, Ulus gibi gazeteler vermektedir Yakalanışına ilişkin ilk haber 13 Eylül tarihli gazetelerde çıkar Türk basını ve yetkilileri ondan “Dersim’in en ileri ve son sergerdesi“ diye sözederler Seyit Rıza’nın yakalanması üzerine Mustafa Kemal, İsmet İnönü, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve 3 Ordu Müfettişi Kazım Orbay Abdullah Alpdoğan’a bu başarısı nedeniyle kutlama mesajları gönderir, bunu Alpdoğan’ın tarihi bir başarısı olarak tanımlarlar

    Ekim ayı ortaları
    S Rıza Erzincan’dan Elazığ’a götürülüp orda toplanmış bulunan diğer Dersimli esirlerle birlikte (toplam 58 kişi oldukları anlaşılıyor) askeri mahkemede Dersim’i isyana teşvikten ve bu isyana katılmaktan dolayı yargılanır

    15 Kasım
    Ekim ayı ortasında başlayan sözde yargılama 15 Kasım’da biter 14 kişi beraat eder Seyit Rıza da dahil 7 kişi idama, 37 kişi ağır hapis cezalarına mahkum edilir 15 Kasım’da Seyit Rıza (1860/62-1937) ve diğer altı kişi Elazığ Buğday Meydanı’nda şafakla birlikte infaz edilirler Bu altı kişi, S Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, Kamer Ağa’nın oğlu Yusufanlı Fındık, Şeyhan reisi Usê Seydi, Demenan reisi Cebrail veya oğlu, Kureşanlı Hasan ve Haydaranlı Kamer Ağa’dırlar Seyit Rıza’yı bizzat götüren ve infazları izleyen İhsan Sabri Çağlayangil’in aktardığına göre Seyit Rıza’nın son sözleri şunlardı:

    Ewladê Kerbelayme

    Bêxetayme

    Aybo, zulmo, cinayeto

    Kente girmeye cesaret edemeyen Mustafa Kemal, bu sırada Elazığ garında infazların bitmesini beklemektedir

    Bu idamlarala birlikte 1937 yılı direnişi sona erer

    Zamanın Başbakanı İsmet İnönü (İso Ker), Seyit Rıza ve beraberindekilerin idamı üzerine verdiği demeçte, “Dersim meselesini ortadan kaldırdıkDersim müşkilesinden kurtulduk“ derken, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi, “Tarihe Gömülen Dersim’e Dair“ başlıklı 18 Kasım 1937 tarihli yazısında, “Senelerden beri adına Dersim denilen mesele tarihin ummanına katılmış ve ebeddiyen ölmüştür“ demektedir



    1938 YILI OLAYLARI (CELAL BAYAR'IN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ)

    2 Ocak
    Dördüncü Genel Valiliğin Munzur-Merho-Mercan dereleri arasındaki bölgeyi ve Kalan Deresi havzasını boşaltma kararı ve bu kararı uygulama girişimi Bunun üzerine Ovacık’tan gelen yedi jandarma devletin o tarihe kadar gizli tutulan asıl amacını ve 1937 direnişine katılmamış olmakla yaptıkları vahim yanlışı yeni farkeden Kör Abbas, Keçel ve Bal aşiretlerinden direnişçiler tarafından Mansul Uşağı Köyü’nde öldürülürler Ardından Mercan Karakolu basılır Bu sırada iki asker daha öldürülür 1938 Ocağının başında sıranın kendilerine geldiğini anlayan adı geçen bölge aşiretleri ittifak halinde direnme kararı alırlar “Askeri içimize sokmayalım, silahlanalım, ittifak yapmazsak hepimizi tek tek kıracaklar“ diyerek direnişe geçerler 1937‘deki Kahmut Köprüsü baskını nasıl kasıtlı olarak birinci askeri harekatın sebebi gibi gösterildiyse, Mansul Uşağı Olayı da bazı kaynaklar tarafından 1938‘deki İkinci harekatın nedeni gibi sunulmaya çalışıldı Her iki olay da TC ordusu tarafından birer bahane gibi kullanıldılar 1938‘deki ikinci harekat çevre illerden orduların aktarılması ve diğer hazırlıklar nedeniyle, daha da önemlisi dış dünyanın tepkisini çekmeyecek daha uygun bir fırsatın kollanması sebebiyle ancak 11-12 Haziran’da başlar

    11-12 Haziran
    İkinci harekatın (1938 harekatı) başlangıcı Her taraftan Dersim’e giren TC orduları Kalan-Merho-Mercan vadilerindeki halkı boşaltmayı amaçlar Burası, Buyer Bava-Mahmunut Gediği-Birman Gediği-Keller Komu-Katır Tepe-Koçgölbaşı-Badikan-Karasakal noktaları arasındaki bölgedir Yani Munzur-Mercan dağlarının hemen dibindeki İç Dersim’in en kuzey bölgesidir Zel ve Kırmızı dağlar hattının kuzeyi de harekatın kapsamına alınır Kısacası 38 harekatının asıl hedefi Asıl/Eski Dersim‘dir, Kalman Ocağı’dır Böylece yerinden yurdundan edilmek istenen İç Dersimli bir ölüm dirim savaşına girişir

    19-22 Haziran
    Boşaltılmak istenen diğer bölge Ali Boğazı ve çevresidir 19-22 haziran günlerinde bu bölgede oturan Koçan grubu aşiretleri (Koç, Şam, Resik) de direnişe geçerler 19 Haziran’da Amutka Karakolu kuşatılır ve çevredeki Türk birliklerine saldırılır Çarpışmalar 22 Haziran’a dek sürer 22 Haziran’da Koçan aşiretleri Ali Boğazı’na sığınmak zorunda kalırlar Uçak filoları Ali Boğazı’na bomba yağdırır
    Ali Boğazı’ndaki çarpışmalarla ilişkili bir Dersim deyişinde şöyle denir:

    Tornê Merwani koto zıdê ma

    Hawt bedelo fetelino, az ve azê ma dıma

    Ma ve Mervani ra jüvini kerdo Ali Boğaji

    Bıraenê, pêrodê, ma pêrodime

    Hefê huyê hawt bedeli bıcêrime

    Bu deyişte Dersim hududu Kızılbaşlığın hududu olarak tarif edilir Sivas ve Erzurum da Dersim’e dahil gösterilir Dersim’in devletle kavgası kuşaktan kuşağa süren bir kavga olarak, Kerbala’nın devamı ve Yezit’le kavga gibi tarif edilmektedir
    Kureyşanlılar’ın Şeyhan kabilesi ile Yukarı Abbas aşireti Koçanlılar’ı desteklemek için direnişe geçerler Böylece direniş doğusu ve batısıyla tüm Dersim’e yayılır

    24-30 Haziran
    24 Haziran günü İç Dersim’deki Dolu Baba (Tujik) işgal edilir Ordunun köylerini ateşe verip halkını boşaltmaya çalıştığı Kırgat, Boduk, Midrik, Mitgel, Hotar, Ariki, Tenkali, Meraş, Keçeler köyleri ve Hikü mezrasının silahsız sivil halkı balta ve küreğe sarılır Baltalı kürekli bu muharebe 28 Haziran’da kanla bastırılır 29 Haziran’da Karasakal zirvesi işgal edilir Reşat Hallı’nın verdiği rakkama göre 11-12 Haziran’dan 29 Haziran’a kadar tam 60 köy boşaltılır ve yakılır Köyler ve ormanlar ateşe verilir, hayvanları dahil halkın nesi varsa “ganimet“ (ganimet, düşmandan ele geçirilen mala denir) olarak gaspedilir, sivil halk ve direnişçiler kurşuna dizilmek veya batıya sürülmek üzere “esir“ (düşmanın ele geçirdiği insanlar) edilip belirli noktalarda toplanır
    Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38‘de TBMM’de yaptığı konuşmada “ordularımız pek yakın zamandaDersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir“ der

    Çukur ağıtından bir parça şöyledir:

    Celal Bayar amo

    Esmo ma rê meymano

    Non sola ma neweno

    Ma de xayın nia dano

    Vano, zerrê mı terseno

    Zalım az ma ra nêverdano

    Kerdime top, berdime verê Kertê Mazgerdi

    Ardi, verva ma ağır makiney qurmis kerdi

    Temmuz
    2 Temmuz‘da asker Ahpanos, İksor ve Tujik dağına hücum eder Çetin bir muharebenin sonucunda Tujik zirvesi işgal edilir Kaçış yolları kapatılıp bir uçak filosu eşliğinde tek çıkış yolu olarak kasıtlı şekilde açık bırakılan Kalan Deresi’nde kırım yapılır Devletin “haydut“ diye sözettiği 3 direnişçi kendilerini uçurumdan atarlar 14-16 Temmuz’da Kalan ve Demenan direnişçilerinin imhasına çalışılır Mağaralar ayrı ayrı abluka edilir Kalan Deresi ve Demenan mıntıkası kasıp kavrulur Ardından İç Dersim’de 1938‘deki zorlu muharebelerin ağıtlara konu olan en ünlüsü, Laç Deresi (Dere Laçinu) muharebesi olur Laç Vadisi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi 19-24 Temmuz günleri arasında yeralır Dersim’in en namlı silahşörleri Laç’ta birlikte dövüşür ve yarım asırdan çoktur dilden dile dolaşan bir destan yaratırlar

    De, halo halo

    Halê ma yamano

    Ordiyê Tırki gurlağ amo

    Dormê ma qapano

    Pırode bıra, pırode

    Na qewğa aşirun niya

    Merebê Dêsımi (Kırmanciye) u zalımanê Tırkano

    TC ordusunun hedefi direnişin son sığınağı olan Laç Deresi’ni ele geçirmekti Üç dört koldan kuşatılan Laç Deresi inatla direnir Sonunda direniş kırılırsa da sade halk arasında direnişçilerin intikamlarını fazlasıyla aldıkları inancı yaygındır: “Ma hefe xo quret, hefe tayine ki serra quret“
    Halk, direnişçilerin tüfeklerinin arkasında yiğitçe düştükleri için onur duymaktadır: Mordem uyo ke pe tıfonge hode bımıro!
    Direniş kırıldıktan sonra vadinin tabanındaki mağaralar ve kayalıklar kuşatılır Top ve makinalı ateşi ve tahrip kalıpları atılarak bu mağaralar içindekilerle birlikte imha edilir Dışarı fırlayanlar vahşice öldürülür Kimisi kendisini Munzur Suyu‘na atarak intihar eder 19-24 Temmuz arasındaki çarpışmalarda Laç’ta 216 direnişçi katledilir Kırık Mağara’da dinamitle imha edilmekten korkan ve R Hallı’ya göre aralarında Demenan’ın en önemli kolbaşılarından Hese Gewe ile Demenan reisi Cebrail Ağa’nın oğlu Hüseyin’in de bulunduğu 42 direnişçi teslim olur
    Ardından 27-30 Temmuz günleri arasında Mameki ve Erzincan tugayları ile Haydaran bölgesine yönelinir Vartinik, Göldağı, Zel Dağı, Hengırvan, Zağge, Aşağı Rabat, Kutu Deresi girişi, Kerenko, Karasakal ve Buyer Bava’yı kapsayan tüm bölge kuşatılır

    1-10 Ağustos
    Kuşatılan Haydaran bölgesindeki tüm direnişçiler mağaralarda sıkıştırılır 100‘den çok direnişçi öldürülür 2-3 Ağustos’ta mağara ve kaya kovukları aranır Çok sayıda direnişçi ve hayvan imha edilir Hayvanlar ve eşyalar müsadere edilir Direnişçi köyler yakılır
    Ardından sıra genel bir taramaya gelir

    10-31 Ağustos (“Üçüncü Askeri Harekat“)
    Bu harekat toplama, toplu halde kurşuna dizme ve 1931‘de İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda planlanan Batıya toplu sürgünün hayata geçiriliş safhasıdır Bu tarihler arasında Dersim’in her tarafında aynı anda başlatılan ve amacı “girilmemiş hiç bir yer bırakmamak“ olan genel bir operasyon yapılarak ‘yasak bölgeler‘in içinden ve dışından en az 5-7 bin kişinin (aşiret reisleri, kolbaşılar, seyitler ve aileleri) batı illerine nakli ve iskanı başlatılır Dördüncü Genel Müfettişliğin önerisi ve içişleri Bakanı’nın onayı ile yerleşime yasaklanan, sürgün ve iskanı kararlaştırılan bölgeler iki adettir: 1-Kutudere-Kırmızıdağ-Haçılıdere hattından Mercan dağları eteğindeki Karacakale’ye kadarki bölge, 2-Ali Boğazı ve çevresi, yani Koçan bölgesi
    Bu sırada her yanda terör estirilir 12 Ağustos’ta bir uçak filosu Ali Boğazı’nı bombalar 13 Ağustos’ta Kırmızı Dağ çevresindeki çatışmalarda 300 direnişçi öldürülür Aynı gün Ali Boğazı ve Tağar Deresi tabanındaki harekatta komlar yakılır, hayvan sürüleri gaspedilir 14 Ağustos’ta 83 Demenanlı ve Haydaranlı direnişçi öldürülür 15 Ağustos’ta Laç Deresi tabanında yeni bir tarama yapılarak 281 Demenanlı ve Haydaranlı öldürülür Batıya nakledilmek üzere toplanan Yusufanlılar’ın 149‘u imha edilir 15 Ağustos’ta Zımeq ve çevresinde çok sayıda direnişçi (“asi“) imha edilip köyleri yakılır Batıya sürülmek üzere insan avına çıkan 41 Tümen Deşt yöresindeki köylerde direnişle karşılaşır Direndikleri ve direnişçilere yataklık ettikleri gerekçesiyle Zımek/Zımbık, Xeç, Kirnik ve Bornak köylerinden 395 kişi öldürülür Şıxmamed aşiretinin merkezi Hiç (Xeçe) köyüne bir gece baskını yapılarak top-mitralyöz ateşi ve süngüyle toplu kırım yapılır Hiç ve Zımek toplu kırımı işte bu sırada, 15 Ağustos günü yapılmıştır Yine 15 Ağustos günü Çukur ve Pah civarındaki taramada çok sayıda Haydaranlı imha edilir 31 Ağustos’ta yeni bir tarama hareketiyle esir edilmiş olan binlerce kişi kafileler halinde Batıda saptanan yerlere sevkedilirler Hozat’a getirilen Karaca seyitleri ve halkı makinalı tüfeklerle katledilir Sanırım Sarı Saltıklı Seyit Seyfi Dede de bu olayda öldürülür Böylece 31 Ağustos’ta askeri harekat tamamlanır

    (Kaynak: SEYFİ CENGİZ, DERSİM VE ZAZA TARİHİ - SÖZLÜ GELENEK VE TARİHSEL GERÇEK, V BÖLÜM)


  2. #2
    Yönetici Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov kendisiyle gurur duymalı Saburov insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Feb 2003
    Mesajlar
    1.412
    Teşekkür
    33
    22 mesajda 30 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    Celal Bayar Basbakanlik Donemi(1937-1939)
    Nursen Mazici /Der Yayinlari/istanbul Sayfa 233


    TC
    Dahiliye Vekaleti
    Jandarma
    Umum Komandanligi
    BELGE 3
    Ankara
    4/6/937

    Sayi:15146
    Ozu:
    Dersim Kız ve Erkek
    Çocuklarının Yatı Mekteplerinde Yetiştirilmeleri

    Kültür Bakanlığına
    Bu Günlerde Dersim'de yapılmağa başlayan İslâhat meyaninda Türk keşafeti olan ve Dersimden oldukça uzak yerlerde kız ve Erkek yati Mekteplerinin de açılması ve bu mekteplerde Dersimden getirilecek olan beş yaşını doldurmus kiz ve erkekler okutturulup böyütülmesi ve muvezi sarette yetiştirilecek olan bunlar yekdigerile evlendirilerek baba ve analarından mevrus enval ve arazileri içinde birer Türk Yuvası kurmaları temin ve bu suretle Türk Kültürünün Dersimde esaslı bir surette yerleştirilmiş olacağı düşünülmektedir Çunkü :
    Dersim Halki kendilerini Horasandan gelmiş ve Turk olduklarını beyan ederler Fakat (Kirmanc) denilen ve Fars bozması bir dille konuşan insanlarla fazla temasları neticesi olarak her gün biraz daha ana dil karekterinden uzaklasmislar ve sihi alevilik ve bektasilik bunlar arasinda kolaylıkla da ragbet bulmuştur
    Dersimliler Kurt gibi konusan ve fakat henuz onun karekterini hazmetmiyen kendi akideler ile onu yenmege çalişan ve Türk ile Kürt arasında kalmis bir cami'a halindedir sayeni teessur olan en muhim nokta Dersim anasinin Dersim babasindan evvel kurtlesmeye başlamasıdır Bunda en muhim saik erkeklerin Civarla temaslari neticesi Türkçeyi öğrenmelerine ragmen Kadinlarin muhitlerinden bir yere ayrılmamalari yüzünden bir kelime bile Türkçe konuşamamaktadırlar, ve bundan ötürü da çocuklarına Türkçe ogretememekteler
    Binaenâleyn kaninda Turk kanı ekseriyeti olan bu halk kütlesini geriye yani Milli varlıklarına doğru çevirmek için alınacak tedbirler meyaninda ufak çocukların bu gibi leyli mekteplerinde yetiştirilmeleri zaruri ve lüzumlu olduğu Vekâletimizce mutalaa edilmekte olduğundan muktezasina müsaade'i Devletlerini arzelerim ,


    Dahiliye Vekili
    SKaya



  3. #3
    Çözücem lan bu işi Erdenerabi el üstünde tutuluyor Erdenerabi el üstünde tutuluyor Erdenerabi el üstünde tutuluyor Erdenerabi el üstünde tutuluyor Erdenerabi insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Oct 2009
    Konum
    Sur dışı
    Mesajlar
    2.842
    Teşekkür
    15
    12 mesajda 14 kez teşekkür edilmiş
    Blog girdileri
    1

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    Bu dökümanı paylaştığın için teşekkürler saburov
    kusura bakmayın benim imza anlayışım böyle

  4. #4
    Gri
    Gri çevrimiçi
    Gezgin Asteroids şampiyonu, Curveball şampiyonu, Aski şampiyonu Gri geleceği çok parlak Gri geleceği çok parlak Gri geleceği çok parlak Gri geleceği çok parlak Gri geleceği çok parlak Gri geleceği çok parlak Gri insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Feb 2003
    Konum
    Dersaadet
    Mesajlar
    7.359
    Teşekkür
    63
    17 mesajda 20 kez teşekkür edilmiş
    Blog girdileri
    2

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    Hükümetin merkezi otoriteyi kurma girişimi, yani harekatın gerekçesi kabul edilebilir ancak izlenen yöntem ne o gün ne de bugün kabul edilemez benim görüşüme göre
    Şimdi bir martı olup uçmak, bir meyhane sofrasına düşmek, lüfer tabağına kanatlarımızı uzatıp rakı kadehine gagamızı daldırmak lazımdır bize

  5. #5
    Kuyucan Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Jan 2006
    Mesajlar
    2.420
    Teşekkür
    6
    5 mesajda 5 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    Hiçbir devlet yoktur ki kendi toprakları üzerinde başına buyruk yaşamaya çalışan , kanunları uygalamayan bir oluşuma izin versin O dönemin şartlarında bu işler ancak bu kadar yapılabilirdi bence Elinde ne güvenebileceğin doğru dürüst istihbarat , ne suçluyu suçsuzdan ayıracak doğru dürüst olanaklar varken kurunun yanında bolcana yaşın yanması da kaçınılmaz geliyor bana Keşke olmasaydı diyebileceğimiz şeyler

  6. #6
    Kültür Bağlamı Rind iyi bir insan Rind iyi bir insan Rind insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Oct 2009
    Konum
    Almanya
    Mesajlar
    1.441
    Teşekkür
    0
    1 mesajda 1 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    İdam Mustafa Kemal'den habersiz bir şekilde yapılmıştır Mustafa Kemal normalde Seyid Rıza meseleyi konuşmak istiyordu Ama İngiliz maşası İsmet İnönü ve dönemin genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak Atatürk gelmeden Seyid Rıza'yı idam ettiler Hem de yaşını küçülterek
    Onbinlerce insan katledildi Sürgün edildi Çocuklar zenginlere evlatlık verildi Bu bir katliam ve soykırımdı
    Dil aracılığıyla kimliğin tespit edilebilmesi geniş bir çerçevede şöyle özetlenebilir: Nasıl konuştuğunu görmeme ve duymama izin ver, sana kim olduğunu söyleyeyim


    Els Oksaar

  7. #7
    Kuyucan Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Jan 2006
    Mesajlar
    2.420
    Teşekkür
    6
    5 mesajda 5 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    Peki hevi oradaki feodal yapıyı nasıl tasviye etmeliydi devlet bir çözümün var mı ? Devlet oraya okul hastane ıvır zıvır ne yapmak istese toprak ağalarıyla , aşiret reisleriyle mi pazarlığa oturacaktı ? Bu gün töre cinayetlerinden yakınıyoruz her birimiz Devlet nerede diye üzülüp kınıyoruz Ama bu o toprakların yönetim biçimiydi Devam mı etmeliydi Bana bir çıkış göster

  8. #8
    Kültür Bağlamı Rind iyi bir insan Rind iyi bir insan Rind insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Oct 2009
    Konum
    Almanya
    Mesajlar
    1.441
    Teşekkür
    0
    1 mesajda 1 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    Stigmata, feodal yapı Osmanlı zamanında da vardı Birşey olmadı Feodal yapıyı tabi ki tasvip etmiyorum ama, sebep feodal yapı değildir Bir imha politikasıdır, kültürel açıdan yok etmektir İşte bunu dili yasaklayarak, Alevi köyüne cami yaparak yaptılar Mum söndü gibi çirkin iftiralarla yaptılar Dağ Türkü, İranî millet sıfatlarıyla yaptılar ''Kürt ne bilir bayramı, hor hor içer ayranı'', ''Alavere dalavere, Kürt Mehmet nöbete'' sözlerini dile sokrak yaptılar
    Sadece Kürtlere de değil, Anadolu'da yaşayan diğer milletleri de böyle küçümsediler
    Ermeni için, '' Madem ki Ermenisin, bir kere vermelisin'' dediler
    Arap için, köpekleri '' Arap arap'' diğer çağırdılar, içinden çıkılmaz durumlar için '' Arap saçı'' dediler Bunu Türk halkı değil de İttihat ve Terakkililer planlı bir şekilde yaptılar Bu yüzden Kürtlerin derdi Türk halkıyla değil, sistemledir

    Yahu küçümsediğimiz aşiret reislerinden Çanakkale savaşları için destek istedik
    Doğu'ya yapacağımız seferler için İdris-Bitlisî yolladık Yavuz'un emriyle Kürt beylerinin desteğini almak için Yavuz da biliyordu Kürtler olmadan Doğu'ya sefer yapılamayacağını Atatürk de biliyordu Kürtler olmadan Anadolu'da toplu bir direnişe geçilemeyeceğini Bu yüzden Silvan/Diyarbakır'da Kürt beyleriyle görüştü
    Milliyetçi Türk arkadaşların zoruna gidecektir ama Malazgirt'te kapıları biz açtık Türklere
    Müslüman toplum olarak Kürtler vardı sadece Anadolu'da Malazgirt nerdedir bugün ? Muş'dadır Eee bu kadar destekten sonra hakkımız kötek miydi ?

    Bütün meselenin kökeni ''Dil'' dir Birbirimizi dinlemeyişimiz, ortak paydada buluşup dertlerimizi anlatamamışımız
    Dil aracılığıyla kimliğin tespit edilebilmesi geniş bir çerçevede şöyle özetlenebilir: Nasıl konuştuğunu görmeme ve duymama izin ver, sana kim olduğunu söyleyeyim


    Els Oksaar

  9. #9
    Kuyucan Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata el üstünde tutuluyor Stigmata insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Jan 2006
    Mesajlar
    2.420
    Teşekkür
    6
    5 mesajda 5 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    Hevi problemin tamamı feodal yapıdan dır bence Kurtuluş savaşı zamanında savaşa destek veren o feodal yapı malesef savaştan sonra devleti tehdit eden bir yapıya bürünmüştür Bir devlette iki baş olmaz Bir devlet kendi vatandaşına bir şeyler verebilmek için 3 şahıslarla pazarlık edemez Ediyorsa orada bir nüfuzu yok demektir , acziyettir bu Osmanlı gibi büyük bir güç olmadan , bir mektupla fetihler yapabilecek kadar nüfuzun olmadan feodalite bir devletin bağrına saplanmış bir hançerdir sadece Keza Osmanlı gücünü kaybeder kaybetmez o teşekküllerden tek biri kalmamıştır Kürtleri saymazsak eğer Ve elbetteki TC varlığını devam ettirmekte tüm anadolu halklarına müteşekkirdir Ve elbette tüm bu olanlarda hiç kimsenin istemediği şeyler Ama kendi benliğini devletin bölünmezliğinden daha üstün tutan hiç bir oluşuma hiçbir devlet gönüllü olarak izin veremez Ve olayların gelişimine bakarsan aslen orada olan şey feodalitenin devamı , gücün devam ettirilmesini ve ellerinden gitmesini istemeyen aşiret reislerinin etrafında döndüğünü de görürsün

  10. #10
    Kültür Bağlamı Rind iyi bir insan Rind iyi bir insan Rind insanının avatarı
    Kayıt tarihi
    Oct 2009
    Konum
    Almanya
    Mesajlar
    1.441
    Teşekkür
    0
    1 mesajda 1 kez teşekkür edilmiş

    Standart Ynt: Dersim Katliamı

    Neden tehdit eden bir yapıya büründüler? Acaba savaştan sonra sistem bize sırtını döndüğü için mi ? Ya da tehdit eden bir yapıya bürünmüş olsalar bunu isteler Kurtuluş savaşından önce de yaparlardı Ve emin ol, öyle olsalardı daha feci olurdu Yunanlar, Sırplar, Arnavutlar isyan ederken Kürtler böyle bir amaç gütmüyordu İsteselerdi pekâla yaparlardı, yapmadılar Neden ? Neden işte İstemediler

    Mesele bir devlete fazla bir baş olmak değildir Dediğim gibi Kürtler istese Osmanlı'nın o son çöküntü yıllarından da nemalanabilirdi Stigmata, Türkiye hiç güllük gülistanlık bir ülke olmadı, olamadı Yani devlet yardım etmek istedi de, aşiret reisleri karşı çıktı palavralara artık kimse inanmıyor
    80 küsur yılda 30 isyan ne demek? Ve Dersim, Ağrı, Zilan gibi feci bastırmalardan sonra pes edilmiyor Çünkü verilen mücadele yok olmamak için

    Ona bakarsan mücadele devam ediyor Ama hiçbir aşiretin varlığında söz edemiyoruz
    Ve yine yatırım yapılmıyor İsyan yine var

    ?
    Dil aracılığıyla kimliğin tespit edilebilmesi geniş bir çerçevede şöyle özetlenebilir: Nasıl konuştuğunu görmeme ve duymama izin ver, sana kim olduğunu söyleyeyim


    Els Oksaar

+ Konuyu yanıtla
Toplam 6 sayfadan 1. sayfa 1 2 3 4 5 6 SonSon

Tags for this Thread

Favorilerim

Ne yapabilirim?

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara yanıt veremezsiniz
  • Eklenti yükleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz